Bu senede Süleyman b. Hişam, Rum illerine gaza yaptı, orada bazı kaleleri fethetti.
İshak b. Müslim el-Ukaylî, Tomanşah'a gidip savaştı, orayı fethetti. Arazilerini tahrib etti.
Mervan b. Muhammed de Türk illerine gaza yaptı.
Bu senede Horasan valisi Esed b. Abdullah el-Kusarî vefat etti. Vefat sebebi şuydu: Onun karnında bir ur vardı, o senenin bayramı kutlandığında büyük eyaletlerin komutanları ve valileri hediyelerini getirerek Esed'e takdim etiler.
Gelen ziyaretçiler arasında Herat'ın naibi ve komutanı da vardı. Komutanın adı Horasanşah'tı, büyük hediyeler ve kıymetli armağanlar takdim etti. Bunlar arasında altın bir köşk, gümüş bir köşk maketi, altından ibrikler, altın ve gümüşten kaplar ve o beldenin çeşitli ve renkli, kıymetli başka eşyaları da vardı. Bütün bu armağanlarını Esed'in huzuruna bıraktı, öyle ki o meclis, getirdiği hediye ve armağanlarla dolup taştı.
Daha sonra komutan kalkıp Esed'i övmeye, onun güzel huylarını saymaya başladı. Akıllılığını, reisliğini, önderliğini, adaletini, kendi aşiretini ve hassa ordusunu ve yakın adamlarını koruduğunu, halkına az çok haksızlık etmelerine engel olduğunu, Büyük Hanı mağlub ettiğini bir bir anlattı. Büyük Han'ın 100.000 askeri bulunduğunu, Esed'in bu askerleri kırıp geçirdiğini ve Han'ı öldürdüğünü, Esed'in kendisine getirilen mallardan ötürü sevindiğini, ama bu malları başkalarına dağıtmakla daha da sevindiğini ifade etti.
Esed, kendisine kıymet vererek onu yanında oturttu, sonra getirilen bütün hediye ve armağanları oradaki komutanlara ve ekabire dağıttı. Elinde hiçbir şey kalmadı. Sonra karnındaki urdan rahatsız olarak meclisinden kalktı, bir süre sonra kendine geldi, ayıldı. Kendisine hediye olarak getirilen bir sepet armudu meclisinde bulunanlara birer birer dağıttı. Horasan Dihkan'ma (valisine) da bir tane verdi. Bu sırada uru patladı ve Öldü. Yerine Cafer b. Hanzele el-Behranı, vekaleten geçti. Dört ay süreyle emirlik yaptı. Bundan sonra recep ayında, Nasr b. Seyyar'm valiliğe atandığına dair ferman geldi- Buna göre Esed'in vefatı bu senenin safer ayında vuku bulmuştur.
İbn Urs el-Abdî ona şu ağıdı yakmıştı:
«Birisi Esed'in öldüğü haberini duyurdu.
İtaat edilen bu melik için kalpler hüzünle doldu.
Belh'te vade erdi, eceli geldi, artık Rabbinin yargısını geri çevirecek imkan yoktur.
Ey göz! Gözyaşlarını cömertçe aralıksız dök.
Topluluğun dağılması seni üzmedi mi?
Ölüm ona çölün ortasında geldi.
Çölde nice bahadır ve kahramanlar vardır.
Askeri kıtalar münadinin çağrısına icabet ederler.
Salıverilmiş, üzerinde süvarisi bulunan ve bulunmayan hızlı koşan atlar ve o çağrıya uyarlar.
Yağmur etrafı suladı, sen bir yağmurdun.
Faydalı yerlerde sen; verimli, bereketli bir yağmur oldun.»
Bu senede Hişam, Halid b. Abdullah el-Kusarî'yi Irak valiliğinden azletti. Bunun sebebi de şuydu: Hişam, Halid'in kendi aleyhinde konuştuğunu ve kendisine "ahmakların oğlu" dediğini duymuş ve ona çok kaba ifadeler içeren bir mektup göndermişti. Hişam da onun bu kaba ifadeler içeren mektubuna sert cevap vermişti.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre halife Hişam, Halid'in bol miktarda mal ve servet sahibi olmasını, gelirler elde etmesini çeke-memişti. Yine anlatıldığına göre Halid'in yıllık geliri 13.000.000 dinar (veya dirhem) idi. Oğlu Yezid'in ise yıllık geliri 10.000.000 dinar (veya dirhem) idi.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre mü1 minlerin emiri Hişam'-ın maiyetinde bulunan ve İbn Amr adıyla tanınan Kureyşli bir adam, Halid'in yanına gitmiş, Halid ona hoşgeldin dememiş ve ona ilgi göstermemişti. Bunun üzerine Hişam, ona kınayıcı ve azarlayıcı bir mektup göndermişti. Mektubunda şöyle diyordu: «Bu mektup sana ulaşınca hemen meclisindeki adamlarla birlikte kalk, yaya olarak İbn Amr'ın kapısına git. Küçül, zelil ol, yanına girmek için kapıda durup izin iste, yaptıklarından ötürü de özür dile. Eğer içeri girmene izin verirse gir, vermezse bir sene de olsa kapısında bekle, yerinden asla ayrılma. Senin durumun onun kararına bağlı olacaktır. İsterse seni valilikten azleder, isterse yerinde bırakır. İsterse seni cezalandırır, isterse affeder!»
Hişam, ayrıca îbn Amr'a da bir mektup yazarak Halid'e mektup yazmış olduğunu bildirdi ve Halid'in gelip kapısında beklemesi durumunda -eğer faydalı olacağını görürse- başına yirmi kırbaç vurmasını emretti.
Sonra Hişam, Halid'i görevden azletti. Bunu gizli tuttu. Yemen1-deki valisi Yusuf b. Ömer'e habercisini göndererek onu Irak valiliğine tayin ettiğini bildirdi. Irak'a gitmesini ve otuz süvari ile birlikte harekete geçmesini emretti. O da otuz süvari ile birlikte yola çıktı. Bir seher vakti Kûfe'ye girdi. Müezzin ezan okuduktan sonra Yusuf, kamet getirmesini müezzine emretti. Ancak müezzin: «İmamın, yani Halid'in gelmesini bekliyorum.» dedi. Yusuf, onu azarladı ve kamet getirmesini emretti. Kamet getirildikten sonra Yusuf önce geçti ve cemaata namaz kıldırdı. Birinci rekatta Vakıa, ikinci rekatta ise Me'â-ric sûrelerini okudu.
Namazı tamamladıktan sonra Halid'e, Tarık'a ve arkadaşlarına haber salarak huzuruna çağırttı. Bunlar geldikten sonra kendilerinden çok mal aldı. Halid, 100.000.000 dirhem verdi. Halid, valiliğe hicretin 105. senesinin şevval ayında başlamış ve 120. senesinin cemazi-yelula ayında valilikten azledilmişti. Cemaziyelula ayında Yusuf b. Ömer, Halid b. Abdullah el-Kusarî'den boşalan Irak valiliğine başladı. Horasan'a da Cüdey' b. Ali el-Kerranî'yi kaymakam olarak tayin etti. Esed tarafından tayin edilen kaymakam Cafer b. Hanzele'yi görevden aldı. Sonra Yusuf b. Ömer, bu senenin içinde Cüdey'i de kaymakamlıktan azledip yerine Nasr b. Seyyar'ı tayin etti.
Halid b. Abdullah el-Kusarî'nin elde ettiği akar ve mülkler bir anda elinden gitti. Bazı arkadaşları, Hişam'm kendisim gözden çıkardığını duyduklarında Halid'e, mülklerinin bir kısmını Hişam'a arzetmesini, Hişam'ın bunlardan dilediğini almasını, dilediğini bırakmasını teklif ederek şöyle dediler: «Mülklerinin bazısının gitmesi, senin azledilmen ve küçük düşürülmenle birlikte tümünün gitmesinden daha iyidir.» Ancak Halid, bu teklifi kabul etmedi, dünyaya aldandı, izzeti nefsine mağlub oldu. Kendini küçük düşürmek istemedi. Ne var ki azil haberi aniden geldi ve toplamış olduğu servetin tümü elinden gitti.
Yusuf b. Ömer, Irak ve Horasan valiliğine başladı. Nasr b. Seyyar da Horasan'da naib olarak göreve başladı. Beldelerde düzen sağlandı, kullar güven içinde oldular. Hamd ve minnet Allah'adır.
Sevvar b. Eş'arî, bu hususta şöyle demiştir:
«Korkulu günlerden sonra Horasan her türlü cebbarın zulmünden emin hale gelmiştir.
Yusuf, Horasan'ın karşılaştığı durumları öğrenince Horasan a yardım olsun diye Nasr b. Seyyar'ı tercih etmiştir.»
Bu senede Abbasi taraftarları, Muhammed b. Ali'nin kendilerine gönderdiği mektubun gereğini yerine getirmekte geciktiler. Muhammed b. Ali, Haddaş lakabıyla tanınan ve Hürrenıi mezhebine mensub olan zındıka uyduklarından ötürü onları azarlayıp kınamıştı. Haddaş, onlara çirkinlikleri helal saymış, mahremiyetleri ve hısımları berbat edip hiçe saymıştı. Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi Halid el-Kusarî, onu öldürmüştü. Muhammed b. Ali, Haddaş'ı tasdik edip batıl yolda ona uyduklarından ötürü Abbasi taraftarlarını kınayıp azarlamıştı. Mektubunun gereğini yerine getirmekte geciktiklerinden ötürü emrini onlara bildiren bir elçisini göndermişti. Onlar da ona bir elçi göndermişlerdi. Elçileri geldiğinde Muhammed b. Ali, onları Hür-remi mezhebinin mensubu Haddaş'a uyduklarından ötürü kınadığını bildirmişti. Sonra bu elçi ile onlara mühürlü bir mektup göndermişti. Mektubu açtıklarında içinde sadece şu ibareyi görmüşlerdi:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Bilesiniz ki sizi, Hürremi mezhebine mensub olan Haddaş'a uymaktan ötürü azarlayıp kınamıştım.» Sonra onlara bir elçi göndermişti, ancak onlardan çoğu o elçiyi tasdik etmemiş ve onu öldürmeye kasdetmişler idi. Bundan sonra onlara demir ve bakır kaplamalı bir değnek göndermişti. Bunun Muhammed b. Ali tarafından kendilerine gönderildiğini ve kendilerini asi olduğunu ifade eden bir işaret olduğunu, renklerinin bakır ve demir renklerinin birbirinden ayrı oluşu gibi ihtilafa düştüklerini anlamışlardı.
İbn Cerir dedi ki: Bu senede Muhammed b. Hişam el-Mahzumî insanlara haccettirdi.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu sene de insanlara Süleyman b. Hişam b. Abdülmelik haccettirmiştir.
Onun oğlu Yezid b. Hişam'ın haccettirmiş olduğuna dair bir rivayet de vardır. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

