İyas b. Muaviye b. Mürre b. İyas b. Hilal b. Rebab b. Ubeyd b. Dü-reyd b. Evs b. Sevah b. Anır b. Sariye b. Sa'lebe b. Zibyan b. Salebe b. Evs b. Osman b. Amr b. Ed b. Tabiha b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maad b. Adnan.
Halife b. Hayyat, onun soy kütüğünü böyle yazmıştır. Başkaları ise daha değişik isimler nakletmişlerdir.
îyas ez-Zekî'nin künyesi, Ebu Vasile el-Müzenî'dir. Basra kadılığı yapmıştır, tabiidir, dedesi sahabelerdendir. Zekası nedeniyle dillere destan olmuş, darb-ı meselelere konu olmuştur. Haya konusunda babasından ve dedesinden merfu olarak hadis rivayet etmiştir. Enes'-ten, Said b. Cübeyr'den, Şaid b. Müseyyeb'ten, Nafi ve Miclez'den rivayetlerde bulunmuştur. İki Hammad ile Şu'be, Asmaî ve diğerleri de kendisinden rivayetlerde bulunmuşlardır. Muhamined b. Şirin, onun hakkında şöyle demiştir: «O çok anlayışlıdır, o çok anlayışlıdır.»
Muhammed b. Sa'd, İclî, İbn Main ve Neseî, onun sika bir ravi olduğunu söylemişlerdir. İbn Sa'd ise, bu söze şunu eklemiştir: «O, zeki ve akıllı bir adamdı.» İclî ise: «O fakih ve iffetli bir kimse idi.» demiştir.
Abdülmelik b. Mervan zamanında Şam'a gelmişti. Ömer b. Abdülaziz'in ziyaretine gitmişti. Adiy b. Ertat, onu Basra kadılığından azledince ikinci kez Ömer b. Abdülaziz'in yanına gitmişti.
Ebu Ubeyde ile bir başkası şöyle demiştir:
«İyas, genç bir delikanlı iken yaşlı bir adamla, Şam'da bulunduğu sırada Abdülmelik b. Mervan'm kadısına giderek muhakeme olmuşlardı. Kadı ona şöyle demişti:
- Hasmın yaşlı bir adamdır, sense gençsin, konuşmakta onunla eşit değilsin.
- Hasmım her ne kadar yaşlı ve büyük ise de hak ondan daha büyüktür.
-Sus.
- Ben susarsam benim delilimi kim dile getirecek?
- Bu mecliste bulunduğun sürece senin hakkı söyleyeceğini sanmıyorum.
- Allah'tan başka ilah bulunmadığına şahadet ediyorum.
- Senin mutlaka bu adama haksızlık ettiğini sanıyorum.
- Ben senin zannına göre evimden çıkmış değilim.
Böyle dedikten sonra kadı kalkıp Abdülmelik'in huzuruna gitti ve İyas'ın tartışmasını anlattı. Abdülmelik de kadıya şu talimatı verdi: «İstediğini yap ve onu hemen Şam'dan çıkar ki, halkı ifsad etmesin.»
Ravinin biri der ki: Adiy b. Ertat, İyas ez-Zekî'yi Basra kadılığından azledince İyas ondan kaçıp Ömer b. Abdülaziz'e geldi. Ömer b. Abdülaziz'in vefat etmiş olduğunu görünce Şam'da kaldı. Emevi camiindeki ders halkalarından birine katıldı. Bir gün Emevilerden biri, ders halkasında ileri geri konuştu. İyas, onu susturucu cevap verdi. Emevi, ona öfkelendi. îyas da kalkıp oradan ayrıldı. Emeviye denildik ki: «Şu İyas b. Muaviye el-Müzenî idi.» Ertesi gün ders halkasına geldiğinde Emevi ondan özür diledi ve: «Seni tanımamıştım, halktan herhangi biri kılığında yanımıza gelmiştin, ama eşraf sözlerini söyledin. Onun için sözüne tahammül edemedim.» dedi.
Yakub b\ Süfyan, Ebu Şevzeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Anlatıldığına göre her yüz senede bir tam akıllı adam doğarmış. İnsanlar, İyas b. Muaviye'nin bu tam akıllı adamlardan biri olduğu görüşündedirler.»
İclî dedi ki: İyas'ın yanına üç kadın geldi. Onları görünce: «Bunlardan biri çocuğunu emzirmekte olan bir kadındır, diğeri bakiredir, üçüncüsü ise duldur.» dedi. Kendisine, bunu nasıl bildiğini sordular.
O da şu cevabı verdi: «Süt emzirmekte olan kadın oturduğunda memelerini eliyle tuttu, bakire olan kadın ise başını sağa sola çevirip herhangi bir kimseye bakmadı, dul kadın ise içeriye girdiğinde sağa sola göz attı.»
Yunus b. Sa'leb, İyas b. Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Doğduğum gecede annem başıma bir çanak koymuştu.»
Medainî, İyas b. Muaviye'nin kendi annesine şöyle dediğini rivayet etmiştir:
- Beni karnında taşıdığın zamanlarda çok gürültülü birşey duydun mu?
- Evin üst tarafından yere bir bakır tas düştü. İrkildim ve seni o saatte doğurdum.
Ebu Bekir el-Heraitî, İyas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Babam Muaviye'nin duyacağı bir yalanı söylemekten hiç hoşlanmam.»
Yine İyas şöyle demiştir: «Heva ve heves ehli kimselerden Kade-riyye mezhebi mensubları dışında, kendisi ile tartışırken tüm aklımı kullanarak tartıştığım herhangi bir kimse yoktur. Sadece, Kadercilerle tartışırken olanca aklımı kullandım, onlara sordum:
- Zulmün ne demek olduğunu bana söyleyin.
- Zulüm, insanın kendine ait olmayan birşeyi olmasıdır.
- Öyleyse herşey Allah'ındır. Şu halde insanların Allah'a ait şeyleri olmaları da zulümdür. Buna göre herkes zalimdir.»
Bazıları İyas'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
«Ehl-i Kitab arasında ben çocuk iken, Hristiyan çocukları Müslümanlara güler ve şöyle derlerdi: "Şu Müslümanlar diyorlar ki; cennetliklerin tersleri yoktur."
Ben de bir Hristiyan din adamına şöyle dedim: "Kişinin bu dünyada iken yediği yiyeceklerin bir kısmının beden beslenmesine ve gıdasına dönüştüğüne inanmıyor musun?" O da: "Evet." diye cevap verince kendisine şöyle dedim: "O halde Cenâb-ı Allah, Cennet'teki insanların yedikleri yiyeceklerin tümünü bedenlerinin gıdasına ve beslenmesine dönüştürmesine engel olan birşey var mıdır?" O zaman Hristiyan din adamı bana: "Sen şeytandan başka birşey değilsin." diye cevap verdi.»
İyas'm küçük yaşta bir çocuk iken aklını kullanarak söylediği bu söz, sahih hadisle de teyid edilmiştir. Nitekim bu hususu Allah dilerse, cennetliklerden bahsederken anlatacağız. Cennetliklerin yedikleri yiyecekler; geğirme, terleme ve misk kokusuna dönüşecek, karınları yağlanmayacak, göbekleri sarkmayacaktır.
Süfyan dedi ki: İyas, Vasıt'a gelince İbn Şibrime -daha önce hazırladığı birkaç mesele ile- yanma geldi ve ona şöyle dedi:
- Sana bazı sorular sormama izin verir misin?
- Sor bakalım, ama sen izin isterken senden şüphelendim.
İbn Şibrime, ona yetmiş soru sordu, hepsinin cevabım verdi. Ancak dört soruda anlaşmazlığa düştüler. İyas, onu kendi sözüne döndürdü. Sonra ona şöyle sordu:
- Sen Kur'ân okuyor musun?
- Evet.
- «Bugün size dininizi bütünledim.» (el-Mâide, 3.) mealindeki ayeti biliyor musun?
- Evet.
- Bu ayetin bir öncekini ve bir sonrakini de biliyor musun?
- Evet.
- Bu ayet, Şibrime ailesine ileri sürülecek bir görüş bırakıyor mu?»
Abbas, Said b. Amir b. Ömer b. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Adamın biri İyas b. Muaviye'ye şöyle bir soru yöneltti:
- Ey Ebu Vasile, insanlar ne zamana kadar bu dünyada kalacaklar, doğup ölecekler?
İyas, meclisinde bulunanlara: «Buna cevap verin.» dedi, ama oradakiler verecek bir cevap bulamadılar. Bunun üzerine İyas, şu cevabı verdi:
- İki sayı yani cennetliklerin sayısı ile cehennemliklerin sayısı tamamlanıncaya kadar insanlar bu dünyada kalacaklardır.»
Ravinin biri dedi ki: «İyas b. Muaviye hacca gitmek üzere Şam'da bir binek kiraladı. Mahara'ya vardığında Kaderiye mezhebine men-sub Gaylan da onunla birlikte yola çıktı. İkisi birbirlerini tanımıyorlardı. Üç gün yol gittiler, henüz birbirleriyle konuşmamışlardı. Üçüncü günden sonra konuşup tanıştılar. Kader konusundaki inançlarının farklılığı nedeniyle yoldaşlık ettiklerine hayret ettiler. İyas, Gaylan'a dedi ki: «Cennetlikler, Cennet'e girecekleri zaman şöyle derler: "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola ilet-meseydi, biz doğru yolu bulamazdık." (el-Arâf, 43.)
Cehennemlikler de Cehennem'e girerken şöyle derler: «Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti.» (el-Mü'minûn, 106.)
Melekler de şöyle derler: «Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka
bizim bir bilgimiz yoktur.» (el-Bakara, 32.)
Bundan sonra ona Arap şiirlerini, Acem mesellerini anlatarak kaderi ispatlamaya çalıştı.
Sonra bir kez daha Ömer b. Abdülaziz'in huzurunda karşılaştılar. Aralarında münazara geçti. îyas, onu mağlub etti. Onu sözle sıkıştırdı. Nihayet Gaylan acizliğini itiraf etti, tevbe izhar etti, eğer yalan söylüyorsa Ömer b. Abdülaziz ona beddua etti. Allah da duasını kabul etti. Bir süre sonra Gaylan öldürülüp asıldı. Allah'a hamd ve minnet olsun.
İyas'm güzel sözlerinden biri şudur: «Kişinin faaliyetlerinin sözlerinden fazla olması, sözlerinin faaliyetlerinden fazla olmasından daha hayırlıdır.»
Süfyan b. Hüseyin dedi ki: İyas b. Muaviye'nin yanında bir adamın aleyhinde konuştum. İyas yüzüme bakıp bana şöyle bir soru sordu:
- Bizanslılarla savaştın mı?
- Hayır.
- Sind, Hind ve Türklerle savaştın mı?
- Hayır.
- Bizanslılar, Sindliler, Hindliler ve Türkler senden zarar görmediler ama Müslüman bir kardeşin
senden kurtulamayacak mı?
Onun bana böyle demesinden sonra artık başkasının aleyhinde konuşmadım.
Asmaî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İyas b. Muavi-ye'yi Sabit el-Benanî'nin evinde
gördüm, kolları uzun, kendisi de pembe tenli idi. Kaba elbiseler giymişti, sarığını boyamıştı ama
çok konuşuyordu. Sözde galip olurdu, her kim kendisiyle konuşursa mutlaka konuşanı mağlub
ederdi.»
Adamın biri İyas'a: «Fazla konuşmak dışında başka bir kusurun yok.» deyince İyas: «Gerçeği mi
söylüyorum yoksa batılı mı söylüyorum, onu de bakalım.» diye cevap verdi. Adam: «Gerçeği
söylüyorsun.» deyince İyas: «Hak çoğalınca bu hayırdır.» diye cevap verdi.
Adamın biri, kaba elbiseler giydiğinden ötürü İyas'ı ayıpladı. İyas da ona şu karşılığı verdi: «Bana
hizmet edecek elbiseler giyiyorum. Ben kendisine hizmet edeceğim giysiler giymiyorum.»
Asmaî, İyas b. Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Kişinin en şerefli özelliği, doğru
konuşmasıdır. Bir kimse doğruluk faziletinden yoksun kalırsa ahlakın en üstününü yitirmiş olur.»
Adamın biri İyas'a şu soruları yöneltti:
- Nebizin hükmü nedir?
- Haramdır.
- Suyun hükmü nedir? -Helaldir.
- Mayanın hükmü nedir?
- Helaldir.
- Hurmanın hükmü nedir?
- Helaldir.
- Bunca helal şeyler bir araya gelip nebiz olduğunda ne diye haram kılınıyor? - Şu bir avuç toprağı yüzüne savurursam seni incitir mi?
- Hayır.
- Şu bir avuç samanı yüzüne savurursam seni incitir mi?
- Hayır.
- Şu bir avuç suyu yüzüne serpersem seni incitir mi?
- Hayır.
- Bu saydığım şeyleri birbirine katıp yoğurur, çamur haline getirir, sonra da taşlaşmcaya kadar bırakıp sertleştirsem ve yüzüne çarparsam seni incitir mi?
- Evet vallahi incitir, hem de beni öldürür.
- İşte o yukarıdaki helal şeyler de bir araya gelip nebizi oluşturunca nebiz haram olur.
Medainî dedi ki: Ömer b. Abdülaziz, Adiy b. Ertat'ı Basra'ya vali olarak gönderdi. Ona, İyas ile Kasım b. Rebia el-Cevşenî'yi bir araya getirmesini, denemesini, hangisi daha fakih ise onu kadılığa tayin etmesini emretti.
Kadılığa tayin edilmek istemeyen İyas ise Adiy b. Ertat'a şöyle dedi: «Ey adam, sen, Basra'nın iki fikıhçısı olan Hasan-ı Basrî ile İbn Sirin'i ara ve kimi kadı tayin edeceğini onlara sor.» İyas, bu iki zatın yanına gidip gelmediği için kendisini tavsiye etmeyeceklerini biliyordu. Bu nedenle onları salık verdi. Kasım'a gelince o, Hasan-ı Basrî ile İbn Sirin'in yanına gidip geldiğinden ötürü Adiy b. Ertat'm onlara sorması durumunda kendisini kadılığa tavsiye edeceklerini bildiğinden ötürü şöyle dedi: «Ey Adiy! Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki İyas, benden daha faziletli, daha üstün, daha fakih ve kadılığı daha iyi bilen bir kimsedir. Eğer bu sözümü doğru söylüyorsam sen onu kadılığa tayin et. Eğer yalan söylüyorsam o zaman benim gibi bir yalancıyı kadılığa tayin etmen uygun olmaz!»
İyas da şöyle dedi: «Bu adam, Cehennem kıyısına getirilip durduruldu. (Kadılığa teklif edildi) yalan yere yemin ederek kendini bu ağır ve tehlikeli görevden kurtardı ama bu yalan yemininden ötürü de Allah'tan mağfiret dileyecektir.»
Bu defa Adiy ise, İyas'a şöyle dedi: «Sen madem bu ince noktayı kavradın, ben de seni kadılığa tayin ettim.» İyas, bir sene müddetle halk arasında hüküm verdi, onları barıştırdı. Gerçeği görünce hüküm verdi. Sonra Ömer b. Abdülaziz'in yanına, Şam'a gitti. Kadılıktan affını istedi. Ondan sonra Adiy, Hasan-ı Basrî'yi kadılığa tayin etti.
Dediler ki: İyas, Basra kadılığına tayin edildiğinde âlimler, buna çok sevindiler. Hatta Eyyüb şöyle dedi: «Ona kendi taşım vurdular.» Hasan-ı Basrî ile İbn Şirin, İyas'm yanma gidip selam verdiler. İyas da ağladı ve şu hadisi onlara hatırlattı:
«Kadılar üçtür. İkisi Cehennem'de, biri ise Cennet'tedir.»
Onun bu sözüne, Hasan-ı Basrî şu ayetle karşılık verdi: «Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken biz onların hükmüne şahiddik. Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik, her birine hüküm ve ilim verdik.» (ei-
Enbiyâ, 78-79.)
Dediler ki: Sonra İyas mescidde oturdu ve insanların davaları kendisine getirildi. Yetmiş davayı halletmeden yerinden kalkmadı. Hatta bazıları onu kadı Şüreyh'e benzetirlerdi.
Rivayet olunduğuna göre o, bir meselede hüküm vermekte zorlandığı zaman Muhammed b. Sirin'e haber salar ve bu meselenin hükmünü ona sorardı.
İyas dedi ki: «Ben insanlarla konuşurken aklımın yarısı ile konuşurum, iki kişi karşıma gelip davalaştıklarında onlar için aklımın tümünü kullanırım.»
Adamın biri ona dedi ki:
- Sen kendi görüşünü çok beğeniyorsun.
- Beğenmeseydim kendi görüşümle hüküm vermezdim. Bir başkası ona şöyle dedi:
- Sende hoşuma gitmeyen bazı özellikler var.
- Neymiş o özellik?
- Meseleyi anlamadan hükmünü veriyorsun, bir de herkesle oturup kalkmıyorsun, ayrıca kaba elbiseler giyiyorsun.
- Söyle bakalım üç mü çok yoksa iki mi?
- Elbetteki üç daha çoktur.
- Ne çabuk cevap verdin, meseleyi anlamadan cevap veriyorsun.
- Bunu bilmeyecek kimse var mı ki?
- İşte ben de hüküm verirken meseleyi hemen kavrıyor ve cevabını veriyorum. Herkesle oturup kalkmadığımı söylüyorsun, kadrimi bilen kimselerle oturup kalkmak, benim için, kadrimi bilmeyen kimselerle oturup kalkmaktan daha hoştur. Kaba elbiseler giydiğimi söylüyorsun, ben vücudumu koruyacak elbiseler giyiyorum, kendisini koruyacağım elbiseler giymiyorum.
Dediler ki: İki kişi İyas'ın huzuruna gelip davalaştılar. Biri, diğerinin yanında emanet parası bulunduğunu iddia etti, ama diğeri inkar etti. İyas, emanet sahibine dedi ki:
- Sen emanet parayı bu adama nerede teslim ettin?
- Bahçedeki bir ağacın yanında teslim ettim.
- Hemen o ağacın yanma git, orada bekle, belki hatırlarsın. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise İyas, emanet paranın
sahibine şöyle sormuştu:
- Şimdi o ağacın yanına gidip bana o ağacın bir yaprağım getirebilir misin?
- Evet.
- Öyleyse git.
Davalı ise muhakeme salonunda oturup beklemeye başladı. İyas da diğer dava sahihlerinin davasına baktı, onları muhakeme etti ama yanına emanet para bırakıldığı iddia edilen ve bir kenarda oturup beklemekte olan adamı da göz ucuyla süzüyordu. Sonra onu yanına çağırdı ve ona şöyle dedi:
- Senin adamın belki şimdi o ağacın yanma ulaşmıştır, öyle değil mi?
- Hayır henüz oraya ulaşabilmiş değildir. Orası uzaktır, Allah seni ıslah etsin.
- Kalk ey Allah'ın düşmanı, haydi adamın hakkını öde, yoksa seni cezalandırır, âleme ibret ederim. Adam geldi, davalı kalktı, ona parasını tümüyle ödedi. Bir başkası İyas'ın yanına gelip şöyle dedi:
- Ben falan adamın yanına bir miktar parayı emanet olarak bırakmıştım, ama şimdi inkar ediyor.
- Şimdi git, yarın bana gel.
Adam gittikten hemen sonra İyas, o inkarcı adama haber salarak makamına çağırttı. Gelince de ona şöyle dedi:
- Yanımızda bir miktar para birikmiş, bu parayı kendisine teslim etmek için senden başka güvendiğimiz kimse göremiyoruz. Bu parayı sana verelim de sağlam bir yere koyup muhafaza et.
- Baş göz üstüne.
- Ama şimdi git, yarın bana gel.
Ertesi sabah hak sahibi adam İyas'a geldi. İyas ona şöyle dedi:
- Şimdi o inkarcı adama git, ona: «Hakkımı bana öde, yoksa seni kadıya şikayet ederim.» de. Hak sahibi, parasını inkar eden adama gitti ve İyas'ın söylediklerini aynıyla söyledi. O da hakkını ödemediği takdirde İyas'ın bunu duyacağını ve kendisine emanet bırakacağı parayı bırakmayacağını düşündü. Korktu, bu nedenle hak sahibine parasını tümüyle teslim etti. Hak sahibi, İyas'ın yanına döndü ve hakkını aldığını bildirdi. Ertesi sabah, o inkarcı ve hain adam, kendisine yeniden emanet para bırakılacağı ümidiyle İyas'ın yanına geldi. îyas da onu azarîıyarak: «Sen hain bir adamsın.» dedi.
İki kişi, bir cariye konusunda davalaşmak üzere İyas'ın huzuruna geldiler. Müşteri, cariyenin zayıf akıllı olduğunu iddia etti. İyas, cariyeye şöyle dedi:
- Senin ayaklarından hangisi daha uzun?
- Şu daha uzundur.
- Doğduğun geceyi hatırlıyor musun?
- Evet.
Bunun üzerine İyas, satıcıya dönerek: «Malını geri al, malını geri al.» dedi.
İbn Asakir'in rivayetine göre İyas, kendi evinde oturmakta olan bir kadının seslenmekte olduğunu duydu ve: «Bu kadın bir erkek çocuğa hamiledir.» dedi. Kadın doğurunca gerçekten bir erkek çocuk doğurdu. Kendisine bunu nasıl anladığını sorduklarında şu cevabı verdi: «Kadının seslenirken nefesi ile birlikte seslendiğini duydum, anla-dımki hamiledir. Sesinde biraz incelik vardı, karnındaki çocuğun erkek olduğunu böylelikle anladım.»
Anlatıldığına göre bir süre sonra İyas, bir mektebe uğramış, oradaki bir çocuğa gözü takılınca: «Eğer ben birşey biliyorsam, şu çocuk o kadının oğludur.» dedi. Gerçekten de çocuk o kadının oğluydu.
Malik, Ebu Bekir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Adamın biri İyas'ın yanında şahitlik yaptı. İyas ona: "Senin adın nedir?" diye sordu. Adam: "Ebu'lUnfur'dur." deyince, İyas, onun şahitliğini kabul etmedi.»
Sevrî, A'meş'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: •«Beni, İyas'ın bulunduğu bir yere davet ettiler. Gittiğimde orada bir sözü bitirdikten sonra bir başka söze başlayan bir adam gördüm (İşte İyas oydu).»
İyas dedi ki: «Kendi kusurunu bilmeyen adam ahmaktır.» Kendisine kusurunun ne olduğunu sorduklarında çok konuşkan olduğunu söyledi.
Anlatıldığına göre annesi vefat ettiği zaman İyas çok ağladı. Kendisine bunun sebebini sorduklarında şu cevabı verdi: «Benim Cen-net'e açılan iki kapım vardı. Bunlardan biri kapandı.»
Babası onun hakkında şöyle demişti: «İnsanların çocukları doğar ama İyas'ın doğmasıyla benim için bir baba doğdu.»
Arkadaşları, İyas'ın çevresinde otururlar ve feraseti ondan Öğrenip defterlerine yazarlardı. Onlar bu halde iken İyas, bir adamın gelip yan taraftaki dükkanın kanapesine oturduğunu gördü. Adam, oradan geçen herkese bakmaya başladı. Sonra kalkıp bir adamın yüzüne baktı, tekrar gidip eski yerine oturdu. Bu durumu seyreden İyas, kendi meclisindeki arkadaşlarına şöyle dedi:
«Bu adam fakihtir, okur yazardır, bir kölesi kaçmıştır, kölesi tek gözlüdür. Bu, şimdi kölesini arıyor.» Arkadaşları kalkıp o adama sordular, gerçekten de îyas'm anlattığı gibi kölesinin kaçtığını ve tek gözlü olduğunu söyledi. Bu defa dönüp İyas'a: «Sen bu adamın durumunu nasıl anladın ve kölesinin kaçtığını, tek gözlü olduğunu nereden bildin?» diye sordular. İyas da şöyle cevap verdi: «Dükkanın kanepesine oturunca onun bir efendi olduğunu anladım, sonra durumuna baktım, kendisinin ancak bir okul öğretmeni olabileceğini düşündüm. Sonra o, yanından geçen herkese bakmaya başladı. Bir kölesini kaybettiğini anladım. Kalkıp bir adama baktığında, yüzünün bir tarafına baktığımı ve böylece onun kaybolan kölesinin tek gözlü olduğunu tesbit ettim.»
İbn Hallikan, İyas b. Muaviye'nin biyografisinden bahsederken çok şeyler anlatmıştır. Onunla ilgili anlattığı hadiselerden biri de şudur:
«Adamın biri bir bahçeyle ilgili olarak İyas'ın huzurunda şahitlik yapmış. İyas ona, hakkında şahitlik yaptığı bahçede kaç ağaç bulunduğunu sormuş. Adam ise buna karşılık: "Senin senelerden beri oturup ders verdiğin şu mecliste kaç ağaç vardır?" diye karşılık vermiş. Bunun üzerine İyas: "Bilmiyorum." demiş ve adamın şahitliğini kabul etmişti.»

