Küseyyir b. Abdurrahman b. Esved b. Amir Ebu Sahr el-Huzai el-Hicazî. İbn Ebi Cum'a olarak da tanınır. Hakkında gazeller söylendiği için Küseyyir, Azze'nin adıyla da tanınmıştır. Azze, Ümmü Amr'~ dır. Cemil b. Hafs'ın kızıdır. Cemil, Beni Hacib b. Ğıfar kabilesinden-dir.
Bu şairin ism-i tasgir olarak adının Küseyyir olarak anılması, kısa boylu ve çirkin suretli oluşundan Ötürüdür. Boyunun üç karış olduğu söylenir.
İbn Hallikan dedi ki: Küseyyir'e, ayıların sahibi denilirdi. Yürür-
ken boyunun kısalığından ötürü küçük bir adam sanılırdı. Abdülme-lik b. Mervan, huzuruna gelen Küseyyir'i görünce gülerek: «Başını eğ ki, tavana değmesin ve rahatsız olmayasın.» derdi. Küseyyir, defalarca Abdülmelik'in ziyaretine gitmişti. Ömer b. Abdülaziz'in de ziyaretine gitmişti. Kendisine, Müslümanların en şairi denilirdi. Yalnız onda biraz Şiilik de vardı. Hatta bazıları onu, tenasüh görüşüne men-sub saymışlardır. Eğer bu konuda gelen nakiller sahih ise o, aklının kıtlığından ve cahilliğinden ötürü tenasüh görüşünü savunurmuş. «Ey insaoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkib eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?» (ei-înfitâr, 8.) Bu ayet-i kerimeyi okuyarak tenasüh görüşünü savunduğu söylenir.
Bir gün Abdülmelik'in yanına girmek için izin istedi. Huzura vardığında Abdülmelik, ona: «Muaydî'nin adını işitmen, onu görmenden daha hayırlıdır.» dedi. O da bundan alınarak şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri, kendine gel. Kişi, kalbi ve dili gibi iki küçük organıyla kişilik sahibi olur. Eğer konuşursa fasih konuşur, savaşırsa da yüreklice savaşır. Ben de şöyle diyorum:
«Ben işleri denedim, işler de beni denediler. İster benim karakterimi ortaya koydular.
Adamlar açıkça anladılar ki, ben onlarla mücadeleci ve tecrübeli bir kardeşim.
Zayıf bünyeli bir adamı görür, onu küçümsersin;
Ama onun giysileri içinde kükreyen bir aslan vardır.
Bıyıkları yeni terlemiş bir genci görüp de beğenirsin ve denersin.
Ama o bıyığı yeni terlemiş genç, senin tahminlerini boşa çıkarır.
Erkeklerin başlarının süsü ve ziyneti yoktur.
Onların süs ve ziyneti dindarlık ve hayırhahhktır.
Lori kuşu, boyca uzun boyludur.
Ama doğan ve şahin kadar iş görmez.
Deve de büyüktür ama akılsızdır.
Büyüklüğü ve iriliği, deveye fayda sağlamaz.
Sırtına binilir, sonra uzun değneklerle vurulur.
O ne iyilikten anlar, ne de kötülükten.
Yay yapımında kullanılan nebi' ağacının dalı sürekli biter.
Ama çalı diken pek uzamaz.»
Ebu'l-Ferec b. Tarrar, bu hikayenin garabetinden ve yukarıdaki şiirden uzun uzadıya bahsederek şöyle demiştir: Anlatıldığına göre bir gün Küseyyir Azze, Abdülmelik b. Mervan'm yanma gitmiş ve bir kaside okuyarak onu övmüştü:
«İbn Ebi'l-Asi'nin üzerinde sağlam zırhlar vardır. Dokuyucu o zırhların iplerini ve halkalarını güzel örüp ortaya koymuştur.»
Abdülmelik, ona dedi ki: A'şa'nın Kays b. Madikerib'e dediğini söyleseydin ya:
«Ateş koru gibi yönelen askeri birlikler geldiğinde, Muhafızlar onların hamlelerinden korkarlar. İşte o esnada ben cübbe giyip kılıç kuşanmadan da Öne atılırım. Onların nişanlı bahadırlarını vururum.» Küseyyir dedi ki: «Ey mü'minlerin emiri, Aşa, Kays'ı akılsızlıkla nitelemişti. Ben seni akıllılıkla niteliyorum.»
Bir gün Küseyyir, Abdülmelik'in huzuruna girdi. Abdülme^k, Mus'ab b. Zübeyr'le savaşmak üzere çıkmaya hazırlanıyordu. Küsey-yir'e şöyle dedi: «Yazıklar olsun sana ey Küseyyir! Şimdi seni şiirinle hatırlıyordum. Eğer sen bu şiirinde isabet etmiş isen, sana hükmünü veririm.»
Küseyyir de ona şu karşılığı verdi:
- Ey mü'minlerin emiri, sanki sen Atike binti Yezid'le vedalaşı-yorsun. O senin ayrılışından ötürü ağhyor ve onun ağlaması nedeniyle hizmetkarları da ağlıyorlar. O, benim şu şiirimi hatırlamış olmalı:
«Savaşa gitmeye karar verdiği zaman hiçbir şey onun azmini kı-ramaz.
At üzerindedir. Atı incilerle, gerdanlıklarla süslüdür. Karısı, onu savaştan menetmek istedi. Menedişine aldırmayınca da onu kınadı ve ağladı.
Etrafında bulunan herkes de onun ağlayışı nedeniyle ağladı.»
Bu şiiri dinleyen Abdülmelik, Küseyyir'e: «İsabetli söyledin, ne istiyorsan söyle.» dedi. Küseyyir de: «Seçkin develerinden 100 tanesini istiyorum.» dedi. Abdübnelik: «Onlar senin olsun.» dedi.
Abdülmelik, Irak'a giderken bir gün Küseyyir Azze'nin düşünceli olduğunu gördü. «Onu yanıma getirin.» dedi. Küseyyir, huzuruna getirildiğinde Abdülmelik, ona şöyle dedi:
- Ne düşünüyorsun?
- Düşündüğüm şeyi sana anlatırsam beni serbest bırakır mısın?
- Evet.
- Vallahi mi? -Vallahi.
Abdülmelik şöyle dedi:
- Sen kendi kendine şöyle düşünüyorsun: Şu Abdülmelik, benim mezhebimde değildir ve mezhebimde olmayan bir adamla savaşmaya gidiyor. Eğer bu arada bana hedefini şaşırmış bir ok isabet eder de ölürsem, hem dünyayı hem de ahireti kaybederim.
- Evet, vallahi böyle düşünüyorum, ey mü'minlerin emiri.
- Öyleyse sana verdiğim hüküm şudur: Seni ailene geri gönderecek ve sana güzel armağanlar vereceğim.
Böyle dedikten sonra ona bir miktar mal ve para verdi. Ailesine dönmesine de müsaade etti.
Hammad er-Raviye, Küseyyir Azze'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ömer b. Abdülaziz, halifeliğe geçince ben, Ahvez ve Nasib ziyaretine gittik. Onun dostları olarak biliniyorduk. Medine'deyken yanına gidip gelirdik, her birimiz halifelikte bizi ortak kılacağını sanıyorduk. Yolda giderken arkadaşlarımız arasında böbürleniyorduk. Ho-nasra'ya vardığımızda Ömer b. Abdülaziz'in askeri birliğinin flamalarını gördük. Mesleme b. Abdülmelik^ bizi karşılayarak şöyle dedi: «Niçin buralara geldiniz? Adamınızın şiiri ve şairleri sevmediğini bilmiyor musunuz?» Bunun üzerine biz de üzülmeye başladık. Mesle-me'nin yanma konakladık. O da bize nafakamızı ve hayvanlarımızın yemini verdi, yanında dört ay müddetle ikamet ettik. Ömer b. Abdülaziz'in yanına gitmemize izin vermesi mümkün değildi. Bir cuma günü hutbesini dinlemek ve namazdan sonra da kendisine selam vermek için yanına gittim. Hutbede şöyle dediğini işittim:
«Her sefer için azık gereklidir. Siz de dünyadan ahirete gitmek için takva azığı edinin ve Cenâb-ı Allah'ın kendisi için hazırladığı azab ve sevabı gözüyle gören kimseler gibi olun, sevabına rağbet edin, azabından da sakının, uzun emele kapılmayın, aksi takdirde kalbleriniz katılaşır. Düşmanlarınıza da teslim olup itaat edersiniz. Allah'a yemin ederim ki, sabahladıktan sonra akşamlayacağını, akşamladıktan sonra da sabahlayacağını bilemeyen kimsenin emeli pek uzun mesafeli olmayacaktır. Böyleleri için ölümün gizli ve pusudaki tehlikeleri vardır. Ancak Allah'ın azabından ve kıyamet gününün korkulu hallerinden kurtulacağına kesinlikle güvenen kimse, kalp rahatlığı içinde olabilir. Dünyanın darbelerine karşı kendini koruyup tedavi olmayan kimse, başka taraflardan darbe yer. Böyle biri nasıl kalb rahatlığı içinde olabilir? Kendi nefsime yasakladığım bir işi emretmekten Allah'a sığınırım, aksi takdirde alış verişim zararla sonuçlanır. Ancak hak ve doğruluğun fayda vereceği bir günde miskinliğim açığa çıkar.»
Böyle dedikten sonra o kadar çok ağladı ki, öleceğini sandık. Ağ-
layışmdan ötürü mescit ve çevresi sarsıldı, çünkü herkes ağlayıp fer-yad-ü figan ediyordu. Bundan sonra ben arkadaşımın yanına dönüp ona şöyle dedim: «Haydi gel de Ömer'e ve atalarına söylediğin şiirden başka bir şiir söyle. Çünkü Ömer, dünya adamı değil, ahiret adamıdır.»
Sonra cuma günü Mesleme, halifeyle görüşmemiz için randevu aldı, yanma girdiğimizde ona selam verip şöyle dedim:
«Ey müminlerin emiri, senin yanında uzun süre kaldık, fayda azaldı. Arap heyetleri senin bize cefa verdiğini söylüyorlar.»
Benim böyle demem üzerine Ömer b. Abdülaziz, şu karşılığı verdi:
«Zekatlar, Yoksullara ve düşkünlere sarfedilir.» (et-Tevbe, 60.) Bu ayet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle dedi: «Eğer siz yoksullardan ve düşkünlerden iseniz size zekat veririm, aksi takdirde sizin zekatta hakkınız yoktur.»
Ben de kendisine şöyle dedim:
- Ey müminlerin emiri, ben düşkünüm, yolcuyum ve yolda kalmışım.
- Siz Ebu Said'in (Mesleme b. Abdülmelik'in) yanında değil misiniz?
- Evet.
- Onun yanında bulunan kimselere benim verecek birşeyim yoktur.
- Ey mü'minlerin emiri, bir şiir okumama izin ver.
- Oku, ama hak bir şiir olsun.
Bunun üzerine ben şu kasideyi ona okudum:
«Keşke suçsuz ve günahsız Ali'ye sövmeseydin, kimseyi korkut-masaydın, suçlunun işaretini kabul etmeseydin.
Ben sözümü fiilimle tasdik ettim, yaptığım işlerle de bunu doğru-ladım.
Bundan her Müslüman razı oldu.
Gencin yüksek tepede ve eğri büğrü yollardan sonra gelip tavanları sağlam bir mecliste oturması, onun için yeterlidir.
Elbisesini giyinip sana doğru koştu, dünya sana sadece el ve bilekle göründü.
Bazen hasta gözle göz kırparsın; bazen de düzgün ve iri gözlerle tebessüm edersin.
Ondan tiksinerek yüz çevirdin.
Sanki o sana zehir ve acı şeyler içirdi.
Onun tuzaklarına karşı kendini korudun.
Onun denizinde dalgaların köpükleri ile karnını doldurdun,
Sen bütün gayelere karşı tutkulu olmaya devam ettin.
Böylece sen binaların yüksek ve Ön kısmına ulaştın.
Ölüm meleği sana geldiğinde sen artık konuşamaz ve dünyayı ta-leb edemez hale geldin.
Her ne kadar güzel görünüyorsa da fani olan dünyayı terk ettin.
Kalıcı olan ahireti sağlam bir görüşle tercih ettin.
Fani olana zarar verdin, ilerideki ahiret günü için şerli ve karanlık bir günde paçaları sıvadın.
Halife olsan bile Allah'a karşı malın ve canın seni koruyamadı.
Kalbindeki düşüncen ve niyetin seni yükseklere çıkardı, tıpkı merdivenlerle zirvelere çıkar gibi oldun.
Yeryüzünün doğusu ile batısı arasında fasih konuşanlar ve Arap-çayı iyi bilmeyenler bile diyorlar ki:
Mü'minlerin emiri bana haksızlık etti.
Dinarımı ve dirhemimi alıp bana zulmetti.
Suçsuz kimseye el uzatılmaz.
Haksız yere bir fincan kan dahi akıtılamaz.
Eğer Müslümanlar yapabilselerdi, ömürlerinin yarısını, -pişman olmaksızın- sana bağışlarlardı.
Böylece Allah'ın Ka'besine hacca giden, Makam-ı İbrahim'i ve Zemzem'i ziyaret eden kimseler bulunduğu sürece sen yaşardın.
Bu alışverişinde müşteriye karşı kazançlı çıkardın, bu ne büyük bir kazanç, bu ne büyük bir kazanç, bu ne büyük bir kazanç!»
Ben şiirimi tamamladıktan sonra Ömer: «Sen bununla kıyamet gününü soruyorsun.» dedi.
Sonra Ahvez izin istedi, o da başka bir kaside okudu. Kasideyi tamamladıktan sonra Ömer ona da: «Sen bununla kıyamet gününü soruyorsun.» dedi. Sonra Nasib, şiir okumak için izin istedi. Ona izin vermedi. Her birimize 150'şer dirhem verilmesini emretti. Nasib'i de Mercidabık'a gazaya gönderdi. Bundan sonra Küseyyir Azze, Yezid b. Abdülmelik'in ziyaretine gitti, çeşitli kasidelerle onu methetti. Yezid de ona 700 dinar verdi.
Zübeyr b. Bekkar dedi ki: Küseyyir Azze, ric'at görüşüne sahip, murdar ve habis bir Şii idi. Tenasüh görüşüne sahip olup bu görüşüne delil olarak da şu ayet-i kerimeyi ileri sürerdi: «Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkib eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?» (ei-infitâr, 8.)
Musa b. Ukbe dedi ki: Küseyyir Azze, bir gece rüyasında korkulu Şeyler gördü. Sabahleyin uyandığında Zübeyr ailesini övmeye ve Abdullah b. Zübeyr'e ağıt yakmaya başladı. Oysa daha önce Abdullah b. Zübeyr hakkında kötü konuşurdu:
«Batha (Mekke) genişliğinde o dedi ki;
Odun parçaları kendisini vurup oradan kovmadıkça orada kalacaktır.
Orada rahatlık ve güvenlik içinde sere serpe yayıldık. Bir kimse, korkulacak şeylerin kötülüğünden korkarsa musibetler ona peşpeşe gelir.
Esma'mn oğlunun (Abdullah b. Züybeyr) suçsuz olduğuna inandım.
Daha önce onun hakkında söylediğim kötü şeylerden ötürü Allah'tan tevbe diliyorum.
O öyle bir adamdır ki, onun nedeniyle anneleri tahkir edilmez. Babaları da bizim aramızda asil ve hoş insanlardır.»
Mus'ab b. Abdullah ez-Zübeyrî'den şöyle rivayet edilmiştir: «Ey Küseyyir, güzellik ve cemalin yarısına sahip olmadığın halde Azze için niye bu kadar şiirler söylüyorsun? Bu şiirleri ben ve benim gibiler hakkında söylemiş olmalıydın. Ben, Azze'den daha şerefli, daha faziletli ve daha güzelim.» Talha'nm kızı Aişe, güzellik, cemal ve asalet bakımından kadınların çok üstündeydi. O, Küseyyir'i denemek için böyle demişti. Küseyyir de ona cevaben şöyle bir şiir okumuştu:
«Kalbi feda oldu ya da aklını kaybetti ey Azze, Oruç tutmak istiyerek sabahladı ya da oruç yerine fidye verdi. Azze'ye aşık olan nasıl oruç tutar. Bunda söylenecek söz yoktur. Kimse kendini feda edemez.
Başka bir dost kadınla karşılaşırsak ve o, Azze'yi bize unutturmak isterse,
Kabul etmeyiz ve Hacibiyeli Azze daha önceliklidir, deriz. Vuslatımızı istersen seni tanıdık ve dost biliriz, bu işe seni görevlendiririz.
Keşke birbirimize karşı perdeli kalsak, bu bizim için vuslattan daha hayırlıdır.
Jurnalcılar ona dediler ki, ben onu terketmişim. O da bana karşı öfke ile doldu ve kızdı.»
Aişe ona dedi ki: «Sen beni dost olarak niteledin ama ben senin dostun değilim. Keşke Cemil'in söylediği gibi söyleseydin. Vallahi o, senden daha yüksek bir şairdir. O, bir şiirinde şöyle der:
«Nice güzel yanaklara, çok çabalar sonucunda ulaştık. Bu çabalara aklım kaybeden aşıkın sözleri de karışmıştır.
Maşuka Örttürüp kendini gizledikten sonra aşıkın sözlerine icabet etti.
Besine'ye olan sevgim, seninle görüşmeme engel oldu. Eğer kalbimde tırnak ucu kadar bir fazilet olsaydı, Sana ulaşırdım veya mektuplarım sana gelirdi.»
Bunun üzerine Küseyyir, şöyle dedi: «Vallahi, Cemil'in üstünlük ve faziletini inkar etmiyorum, ben de onun güzelliklerinden bir güzelim.»
Enbarî, Küseyyir Azze'ye ait şu şiiri nakletmiştir:
«Anam babam sana feda olsun, sen öyle bir maşukasın ki, düşman sana tuzak kurdu ve durumu değiştirdi.
Kadınlar, bana Azze'nin ayıplarını anlattılar, dedikodusunu yaptılar.
Allah, onların yanaklarını pabuç yapsın.
Allah bilir ya, onlar bir araya gelseler sen de orada bulunsan,
Hiç düşünmeden onun timsalini alırsın.
Eğer Azze, muvaffak yanında güzellik hususunda güneş ışığıyla yarışıp tartışacak olursa kendisi kazanır.»
Bir başkası da Küseyyir Azze'ye ait şu şiiri nakletmiştir:
«Aramızdaki uzaklık ne bizi teselli etti, ne de bir araya gelişimizin uzun sürmesi bizi birbirimize kızdırdı.
Jurnalciler beni ona daha da aşık yaptılar.
Beni bu aşktan menedenler, aşkımın daha da uzun sürmesine neden oldular.
Ben ona dedim ki: Ey Azze! Bir gün sen benim yanıma gelirsen, bütün musibetlere gönlüm boyun eğer.
Aklı gideren hastalık dışında her şeyimiz, hatta ırzımız da Azze'ye feda olsun, ona afiyetler ve sefalar diliyorum.»
Küseyyir Azze, hikmet içerikli bir şiirinde de şöyle demiştir:
«Dostunun ayıplarını görmezden gelmeyen ve ondaki kusurların bir kısmına göz yummayan,
Dostunu ve arkadaşını kınayarak ölür.
Bütün kusurları ve hataları görmek ve takip etmek için çaba sar-feden kimse,
Elbette ki o, kusur ve hataları görür ama felek de ona arkadaş bırakmaz.»
Anlatıldığına göre Azze binti Cemil b. Hafs, Beni Hacib b. Abdullah b. Gıfar kabilesindendi. Künyesi Ümmü Amr ed-Damriye idi. Ab-dülmelik b. Mervan'ın yanına geldi, kendisine yapılan bir haksızlığı şikayet etti. Abdülnıelik'de ona şöyle dedi:
- Küseyyir'in şiirlerinden birini bana okumadıkça senin hakkında hüküm vermeyeceğim.
- Küseyyir'in şiirini ezberlemiş değilim, yalnız onun benim hakkımda şu beyitleri söylediğini başkalarından duydum, şöyle ki:
«Biliyorum ki her borçlu, borcunu alacaklısına ödemiştir.
Azze ise borcunu ödemekte gecikir ve alacaklısına cefa çektirir.»
- Ben sana bunu sormadım. Sen, Küseyyir'in şu şiirini bana oku:
«Diyorsun ki sen, Azze'den sonra değiştin. Ey Azze, değişmeyen kimdir? Söyle bakalım.
Cismim değişti ama aşkım önceleri gördüğün gibidir, asla değişmemiştir. Bunu hiçbir haberci sana anlatmamıştır.»
Bunun üzerine Azze utandı ve şöyle dedi:
- Ben bunu ezbere bilmiyorum ama başkalarının ondan naklettikleri bazı şiirleri işitmişim, ben onun şu sözünü ezberlemişim:
«Zalimliğinden ötürü o yüz çevirip giderken kendisine seslendiğimde sanki bir kaya parçasına sesleniyormuşum gibi oluyorum.
Eğer ayak bilekleri onunla yürüyecek olurlarsa kayarlar,
Dostunu bırakıp gider, seninle karşılaştığında (sevgiden yana) cimrice karşılaşır.
Bu vuslatta kendisinden usanandan o da usanır.»
Bunun üzerine Abdülmelik, Azze'nin lehinde hüküm verdi, ihtiyacını karşıladı. Ona yapılan haksızlığı giderdi ve şöyle dedi: «Bunu hareme götürün ki, haremdekiler bunun edebiyatım öğrensinler.»
Arap kadınlarından birinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Azze, bizim yanımıza geldi, orada bulunan kadınlar onun güzelliğini seyretmek için toplandılar. Onun tatlı, latif ve pembe tenli olduğunu gördüler. Kadınlar, o mevkiye geldiklerinde Azze konuşmaya başladı. Onun, kadınlar arasında en tatlı sözlü ve en edebi konuşan bir kadın olduğu görüldü. Artık gözümüzde ondan daha güzel, ondan daha tatlı başka bir kadın yoktu.»
Asmaî, Süfyan b. Uyeyne'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Azze, Sekine binti Hüseyin'in yanına gitti. Sekine, ona şöyle dedi: "Sana birşey soracağım, ama doğru cevap ver. Küseyyir, senin için söylediği şu şiirinde neyi kasdetmiştir:
«Her borçlu borcunu ödedi;
Azze ise alacaklısına borcunu ödemekte gecikir ve ona cefa çektirir.»
Azze dedi ki: «Ben ona bir öpücük vaad etmiştim. Bu vaadimi yerine getirmekte geciktim.» Sekine ise: «Bu sözünü yerine getir, günahı bana ait olsun.» dedi. Sekine binti Hüseyin, kadınların en güzelle-rindendi. Onun güzelliği dillere destandı.
Rivayet olunduğuna göre Abdülmelik b. Mervan, Küseyyir'i Azze ile evlendirmek istemiş, ancak Azze buna razı olmayıp: «Ey mü'min-lerin emiri, Küseyyir beni insanlar arasında rezil rüsvay edip adımı dillere düşürdükten sonra mı beni onunla evlendireceksin?» demiş ve bu evliliğe yanaşmamıştı.
Rivayet olunduğuna göre Azze, bir defasında Küseyyir'in yanından geçmiş, Küseyyir onu tanıyamamıştı. Azze, kılığım değiştirmiş, onu denemek istemişti. Onu tanıyamayan Küseyyir, ona sataşmış, Azze de: «Hani Azze'ye olan aşkın ve sevgin nerede kaldı?» diye sormuş. Küseyyir: «Ben sana kurban olayım, eğer Azze benim cariyem olsaydı, onu sana hediye ederdim!» diye karşılık verince Azze şöyle demişti: «Yazıklar olsun sana, böyle yapma, sen, şöyle diyen adam değil miydin?
«Bir dost yanımıza gelip ayağımızı kaydırarak bu aşkı yok etmek istese de biz kabul etmeyiz ve Hacibiyeli Azze herkesten öncedir, deriz.»
Küseyyir ise şu karşılığı vermişti:
- Anam babam sana feda olsun, şu Azze'nin sözünü etme, bak sana ne diyeceğim:
«Azze'yle olan buluşmamız sadece onun aşırı güzelliğinden Ötürüydü.
Onunla olan vuslatımızın yerine şimdi başka bir maşuka ile buluşuyoruz.»
- Var mısın oturup sohbet edelim?
- Bu imkanı bana kim verir?
- Azze hakkında neler demiştin sen?
- Önemli değil, o sözleri ters çeviririm ve onun yerine seni koyarım.
Küseyyir böyle deyince Azze, yüzündeki örtüyü kaldırıp şöyle dedi:
- Ey hain, ey vefasız, ey fasık! Azze işte buradadır, ey Allah'ın düşmanı!
Azze böyle deyince Küseyyir afallayıp şaştı, konuşamadı, utandı, ne yapacağını bilemez hale geldi. Sonra Azze şöyle dedi: - Allah şair Cemil'i kahretsin, o şöyle demişti:
«Yanında dostluğun fayda vermediği ve yüz çevirince de bağlantı ipi sağlam olmayan kimseyi Allah yok etsin.
O öyle bir kimsedir ki, iki yüzlüdür. Ahdine bağlı kalmaz ve her türlü yemini eder.»
Bundan sonra Küseyyir, Özür dilemeye ve içine düştüğü çukurdan kurtulmaya çabaladı, çok şiirler ve rivayetler nakletti.
Azze, Abdülaziz b. Mervan'ın zamanında Mısır'da vefat etti. Küseyyir, onun mezarını ziyaret etti ve ağıt yaktı. Onun ölümünden sonra Küseyyir'in şiiri değişti, adamın biri ona: «Şiirine ne oldu? Eskisi gibi değil ve şiirinde kusurlar görüyorum?» diye sorunca Küseyyir, şu cevabı verdi: «Azze öldü. Artık neşe bulamıyorum, gençlik "gitti, artık zevk bulamıyorum. Abdülaziz b. Mervan vefat etti. Artık hiçbir şeye rağbet etmiyorum. Şiir dediğin şey, ancak bu saydığım şeylerin mevcudiyetinden kaynaklanır, ortaya çıkar.»
Küseyyir ile İkrime aynı günde vefat ettiler. Vefatları hicretin 105. senesinde vuku bulmuştu. Meşhur rivayete göre böyledir. Ancak şeyhimiz Zehebî'nin ifadesine göre Küseyyir, hicretin 107. senesinde vefat etmiştir. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah bilir.

