Musa b. Nusayr Ebu Abdirrahman el-Lahmî. Lahm kabilesinden bir kadının azadlısıydı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Emevi-lerin azatlısıdır. Mağrib ülkesini fethetmiş. Orada bol miktarda ganimetler ele geçirmişti. Ele geçirdiği ganimetleri saymak ve evsafını anlatmak mümkün değildir. Orada müthiş hadiseler meydana getirmişti. Anlatıldığına göre Musa, topalmış. Onun, hicri ondokuzuncu senede doğduğu söylenir. Aslen Hinüttemir'dendir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, Beli mıntıkasının İraşe köyündendir. Hz. Ebu Bekir'in zamanında babası, Şam'a bağlı Cebelülhalil'de esir düşmüştü. Babasının adı Nasr idi. Ancak bu isim, küçültülerek Nusayr şeklinde kullanıldı.
Musa, Temim ed-Darî'den rivayetlerde bulunmuştur. Oğlu Abdül-aziz, Yezid b. Mesruk el-Mahsubî de ondan rivayetlerde bulunmuşlardır. Muaviye'ye bağlı bir komutan olarak deniz gazası yaptı. Kıbrıs'a gidip savaştı, orada Magosa ve Bans gibi kaleleri inşa etti. Hicretin yirnıiyedinci senesinde Muaviye tarafından Kıbrıs fethedilince oraya vali olarak atandı. Dahhak b. Kays'la birlikte Mercürahit savaşına katıldı. Dahhak Öldürülünce Musa b. Nusayr, Abdülaziz b. Mervan'a sığındı. Sonra Mervan, Mısır'a girdiğinde Musa da onunla beraberdi. Musa'yı oğlu Abdülaziz'in yanına bıraktı. Abdülmelik, Irak'ı ele geçirince onu kardeşi Bişr b. Mervan'ın yanma vezir olarak bıraktı. Musa b. Nusayr, görüş, tedbir ve akıl sahibi bir kimse olup savaş taktiğinden iyi anlardı.
Beğavî dedi ki: Musa b. Nusayr, hicri doksanyedinci senede Ifri-kiyye valiliğine atandı. Cidden çok sayıda belde, şehir ve mıntıka fethetti.
Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Musa, Endülüs'ü fethet-mişti- Endülüs'te çok şehirler, kasabalar ve köyler vardı. Musa, Endülüs halkından ve diğer yerlerin insanlarından çok sayıda insanı esir aldı. Bol miktarda malı ganimet edindi. Altın ve kıymetli mücevherlerden o kadar ganimet elde etti ki, miktarı tayin edilemez. Diğer alet, eşya ve hayvanlardan da ganimet edindi. Ama bunları burada saymaya gerek yoktur. Ayrıca güzel köle ve cariyelerden de çok sayıda esir aldı. Denildiğine göre Musa kadar düşmanlarından ganimet elde eden başka bir komutan yoktur. Mağrib halkı, onun eliyle teslim alındı. Mağriblilere dini ve Kur'ân'ı yaydı. Bir yere gideceği zaman yanındaki eşyalar çok olduğu için binek hayvanları bunu taşıyama-dıklanndan ötürü mecburen buzağılara da yük yükleniyordu.
Musa b. Nusayr, mağrib ülkesinde, Kuteybe ise doğu taraflarında fetihler yaptılar. Allah, ikisine de hayır mükafat versin. İkisi de çok sayıda şehir ve iklimleri fethettiler. Ama Musa b. Nusayr, Kuteybe'ye nasib olmayan bir üne kavuştu. Hatta denildiğine göre o, Endülüs'ü fethettiğinde adamın biri yanına gelip: "Benimle beraber birkaç adam gönder ki, gidip sana büyük bir hazinenin yerini tesbit edeyim." demiş. O da, o adamla birlikte kendi maiyetinde bulunanlardan birkaçını göndermiş, adam onları bir yere götürerek: "Şurayı kazın." demiş ve kazdıkları çukurun alt taraflarında güzel renkli bir salona rastlamışlardı. O büyük salonda kendilerini şaşkına çevirecek derecede kıymetli yakut, cevher, zeberced, sergi, kumaş ve halıları buldular. Halılar, altın tellere kıymetli inciler saplanarak işlenmişti. Bazı halı-*ar da kıymetli mücevherlerle dokunmuştu. Mücevherler arasında yakutlarda vardı ki, onların güzellik ve berraklık bakımından benzerle-*ine rastlanamazdı. O gün şahsını görmedikleri bir ünleyici şöyle ses-enmişti: "Ey insanlar! Size Cehennem kapılarından biri açılmış bulunmaktadır, tedbirli olun."
Denildiğine göre o hazinede Süleyman peygamberin üzerinde ye-k yemiş olduğu sofraya rastladılar.Musa b. Nusayr'm haberlerini, onun icraatlarını, savaşlarda gösterdiği yararlılıkları, kendi zürriyy e tinden Ebu Muaviye Muarik b. Mervan b. Abdülmelik b. Mervan b. Musa b. Nusayr enNusayrî adında bir adam derleyip toparlamıştır.
Hafız İbn Asakir'in rivayetine göre Ömer b. Abdülaziz, Velid'in zamanında Şam'a gelen Musa b. Nusayr'a: "Denizde gördüğün en şaşırtıcı şey nedir?" diye sormuş, Musa da şu cevabı vermişti:
"Bir defasında bir adaya vardık. Orada Süleyman peygamberin mührüyle ağzı mühürlenmiş onaltı küp gördük. Emir verdim, dördünü çıkardılar. Bunlardan birini deldirdiğimde şeytan başını silkeleyerek küpün içinden çıkıp (Süleyman peygamberi kastederek) şöyle dedi: "Sana peygamberlik ikramında bulunan Allah'a yemin ederim ki, artık yeryüzünde bir daha bozgunculuk yapmayacağım." Sonra şeytan etrafa baktı ve: "Ben Süleyman'ın heybetini ve mülkünü görmüyorum." dedi. Yere batıp gitti. Emir verdim, diğer üç küpü yerlerine koydular."
Sem'anî ve diğerlerinin anlattıklarına göre Musa b. Nusayr, Mağ-rib ülkesinin uç taraflarında Atlas Okyanusunun yakınlarında bulunan Nahhas şehrine gitmişti. Şehre yaklaştıklarında duvarlarının ve surlarının parlaklığını uzak mesafelerden görmüşlerdi. Biraz daha ilerleyip konaklamışlar; sonra Musa, beraberindeki adamlardan birini 100 kahraman süvari ile surların yanına göndermişti. Gönderirken de surların etrafında dolanarak şehre bir giriş yeri veya kapının bulunup bulunmadığını tesbit etmesini emretti. Denildiğine göre o adam ve beraberindeki süvariler, surların çevresinde bir gün bir gece dolaşmışlar. Tekrar Musa'nın yanına dönerek surlardan şehre açılan bir kapı veya giriş yeri bulunmadığını söylemişlerdi. Musa da adamlarına emir vermiş, yanlarındaki tüm eşyaları üst üste koyarak surlara tırmanmak istemişler. Ancak bu eşyaların hepsi dahi surlara çıkabilmek için yeterli yüksekliği teşkil edememişti.
Musa, emir vererek merdiven yaptırmış. Bu merdivenler üzerine çıkarak şehre gireceklerdi. Adamın birine emir vermiş, adam merdivenden çıkarak surların üstüne tırmanmış, en üst noktada durunca, iç taraflardaki şeyleri görüp kendini tutamamış ve iç tarafa atlamış. Böylece de ölmüştü. Sonra ikinci bir adama emir verilmiş, o da surun tepesine çıkınca aynı şeyleri görmüş. Kendini tutamayıp iç tarafa atlamış ve ölmüştü. Sonra diğerleri merdivene çıkmak istememişlerdi. Böyle olunca da surların iç tarafında nelerin olduğunu kimse anlayamamıştı. Sonra Musa ve yanındakiler, yollarına devam etmişler. O şehre yakın bir göle varmışlardı. Denildiğine göre o mezkur küpleri orada görmüşlerdi. Küplerin başında bir nöbetçi duruyordu. Musa, ona kim olduğunu sorunca adam şu cevabı vermişti:
- Ben cinlerdenim. Babam bu gölde mahpustur. Süleyman, onu hapsetmişti. Her sene buraya bir defa gelir, babamı ziyaret ederim.
- Şu şehirden dışarıya çıkan veya şehre giren herhangi bir kimseye gördün mü?
- Hayır. Yalnız her sene bir adam bu göle gelir. Burada günlerce ibadet eder, sonra çekip gider ve tekrar geri dönüp gelmez. Onun kim olduğunu ancak Allah bilir.
Sonra Musa, Ifrikiyye'ye geri döndü. Bu hikayenin doğru olup olmadığını Allah bilir. Sorumluluk bunu ilk olarak nakledene aittir.
Hicri doksanüçüncü senede Ifrikiyye'de kıtlık ortaya çıktığında Musa b. Nusayr, insanları yağmur duasına çıkardı. Duaya çıkmadan üç gün önce oruç tutmalarını emretti. Sonra halkla birlikte dua yerine gitti. Zimmileri Müslümanlardan ayırdı, hayvanları yavrularından ayırdı. Yağmur duası yerine vardıklarında milletin yüksek sesle ağlayıp feryad etmelerini emretti. Kendisi de yüce Allah'a dua edip niyazda bulunuyordu. Bu hal öğleye kadar devam etti. Sonra şehre döndü. Kendisine: "Mü'minlerin emirine dua etmeyecek misin?" diye sorduklarında şu cevabı verdi: "Böyle bir makamda sadece Aziz ve Celil olan Allah anılır." Böyle dediği için Aziz ve Celil olan Allah, onlara yağmur yağdırdı.
Musa b. Nusayr, hilafetinin son zamanlarında Velid b. Abdülme-lik'in ziyar*etine geldi. Bir cuma günü Şam'a girdiğinde Velid minberdeydi. Musa, çok güzel elbiseler giyinmiş ve şık bir halde idi, Beraberinde esir aldığı otuz kadar hükümdar çocuğu ve diğer esirler vardı. Onlara hükümdar taçları giydirmişti. Ayrıca etrafında hizmetçileri, maiyet erkanı da büyük bir heybet ve alayiş içindeydiler. Şam camii-nin minberinde insanlara hutbe irad etmekte olan Velid, onlara bakınca üzerlerindeki ipek mücevher ve fazla denecek miktardaki ziynetleri görünce şaşkına döndü. Musa b. Nusayr, gelip minber üzerinde bulunan Velid'e selam verdi. Adamlarına, minberin sağ ve sol taraflarında durmalarını emretti. Velid de kendisine bu iktidarı, mülk genişliğini ve memleket büyüklüğünü ihsan eden Allah'a hamdedip şükrünü ifade etti. Dua, hamd ve şükrü o kadar uzattı ki, cumanın vakti neredeyse çıkacaktı. Sonra inip cemaata namaz kıldırdı. Sonra Musa b. Nusayr'ı yanma çağırdı. Ona güzel mükafatlar ihsan edip bol armağanlar verdi.
Musa b. Nusayr da beraberinde Velid'e çok armağanlar getirmişti. Getirdiği armağanlar arasında Süleyman peygamberin üzerinde yemek yediği sofrası da vardı. Bu sofra, altın ve gümüşle işlenmişti. Sofranın üzerinde inci ve cevherden mamul benzersiz üç halka vardı. Musa, bu sofrayı Endülüs'ün Tulaytula şehrinde bulmuştu. Ayrıca Çok miktarda mal da getirmişti.
Anlatıldığına göre Musa b. Nusayr, oğlu Mervan'ı bir askeri birliğin başında komutan olarak bir savaşa göndermiş, oğlu Mervan da 100.000 esir alıp dönmüştü. Musa, diğer taraftan kardeşi oğlunu da bir askeri birliğin başında komutan olarak bir savaşa göndermiş, kardeşi oğlu da aynı şekilde berberilerden 100.000 kişiyi esir alarak geri dönmüştü. Musa'nın bu konudaki mektubu kendisine ulaştığında Ve-lid mektubu okumuş, mektupta ganimetlerin beşte birinin 40.000 esir olduğu ifade edilmişti. Bunu duyanlar: "Musa, ahmağın biridir. Ganimetlerin beşte biri olarak 40.000 esir bulunduğunu söylüyor, bu kadarım nereden bulmuş?" dediler. Musa, bu haberi duyunca ganimetlerin beşte biri olarak 40.000 esiri Velid'e gönderdi. Mağrib (Kuzey Afrika) valisi Musa b. Nusayr gibi başka birinin bu kadar çok esir elde ettiği İslâm tarihinde duyulmamıştır.
Musa'nın Endülüs fethinde çok hayret verici maceraları olmuştu. Şöyle demişti: "Eğer insanlar peşimden gelecek olsalardı (Frank illerinin en büyük şehri) Rumiye'yi fethetmek üzere onları götürürdüm. Sonra inşaallah yüce Rabbim, o şehri benim vasıtamla Müslümanlara kazandırırdı.
Velid'in yanma geldiğinde -Önceki esirlerden ayrı olarak- beraberinde 30.000 esir daha getirmişti. Bu da onun Mağrib illerinde yaptığı son savaşlarda elde ettiği ganimetlerin beşte biri idi. Ayrıca beraberinde evsafı anlatılamıyacak, miktarı belirtilemiyecek kadar çok sayıda mal, inci ve mücevher de getirmişti. Velid'in vefatına ve Süleyman'ın tahta çıkışma kadar Şam'da ikametine devam etmişti. Süleyman, Musa'ya kızıyordu. Onu yanında hapsetti ve ondan çok miktarda mal istedi. Süleyman, bu senede insanlara haccettirinceye kadar onu yânında tuttu. Nihayet o, Medine'de (başka bir rivayete göre ise Vâdi'l-Kurâ'da) seksen yaşına merdiven dayamış iken vefat etti. Hicretin doksandokuzuncu senesinde vefat ettiğine dair başka bir rivayet de vardır. Doğrusunu Allah bilir. Allah ona rahmet etsin.

