El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ömer B. Abdülaziz'in Biyografisi

Ömer b. Abdülaziz b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdumenaf Ebu Hafs el-Kureşi el-Ümevî. Emirü'l-mu minin olarak tanınır. Annesi; Ümmü Asım Leyla binti Asım b. Ömer b. Hattab'tır. Kendisine "Beni …

Ömer b. Abdülaziz b. Mervan b. Hakem b. Ebi'l-As b. Ümeyye b. Abdişems b. Abdumenaf Ebu Hafs el-Kureşi el-Ümevî. Emirü'l-mu minin olarak tanınır. Annesi; Ümmü Asım Leyla binti Asım b. Ömer b. Hattab'tır. Kendisine "Beni Mervan'ın Akyüzlüsü" denilir. Halk: «Akyüzlü ve Nakıs, Mervan oğullarını düzene soktular.» diyordu. Ömer b. Abdülaziz'in, Akyüzlü adını almasından burada bahsettik. "Nakıs"a gelince, onunla ilgili açıklama ileride verilecektir.

Ömer b. Abdülaziz, kadri yüce bir tabii idi. Enes b. Malik, Saib b. Yezid, Yusuf b. Abdullah b. Selam'dan hadis rivayet etti. Yusuf, küçük yaşta bir sahabe idi. Ömer, bir tabii topluluğundan da hadis rivayet etmişti. Tabiilerden ve diğerlerinden oluşan bir topluluk da ondan hadis rivayet etmişlerdir.

İmam Ahmed b. Hanbel dedi ki: «Tabiilerden Ömer b. Abdülaziz dışında başka bir kimsenin sözünün hüccet sayıldığım bilmiyorum. Amcası oğlu Süleyman b. Abdülmelik'ten sonra ona halifelik için, bey'at edildi. Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi Süleyman, onu veliaht tayin etmişti.»

Anlatıldığına göre Ömer b. Abdülaziz, Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin'in öldürüldüğü sene olan hicri altmışbirinci senede Mısır'da doğmuştur. Bunu birden fazla şahıs ifade etmiştir. Muhammed b. Sa'd'ın ifadesine göre hicretin altnıışüçüncü senesinde doğmuştur. Hicretin ellido-kuzuncu senesinde doğmuş olduğuna dair bir kavil de vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Ömer'in birçok kardeşi vardı ama öz kardeşleri Ebu Bekir, Asım ve Muhammed idi.

Ebu Bekir b. Ebi Hayseme, Leys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Duyduğuma göre İmran b. Abdurrahman b. Şurahbil b. Hasene, Ömer b. Abdülaziz'in doğduğu veya halifeliğe geçtiği gecede şöyle bir rüya gördüğünü anlatmış: Rüyada gördüm ki, göklerde bir münadi Şöyle sesleniyor: "Size yumuşak huylu, dindar, salih amelini izhar eden, namaz kılanlar arasında bulunan kişi geldi." Ben bu kişinin kim olduğunu sorunca o da yeryüzüne inip toprağın üzerine Ömer adının harfleri olan "ayn", "mim" ve "ra" harflerini yazdı.»

Adem b. İyaz, Ömer b. Abdülaziz'in azatlısı Ebu Ali Servan'm Şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ömer b. Abdülaziz, babasının tavlasına girdi. Atın biri, onu tekmeleyip yaraladı, babası da onun yarasından akan kanı silip: «Eğer sen Ümeyye oğullarının yaralısı isen demek ki said (mutlu) adamsın.» dedi.»

Naim b. Hammad, Ebu Kubeyl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ömer b. Abdülaziz, küçük bir çocuk iken ağladı. Ağladığını annesi duyunca ona haber göndererek: «Niçin ağlıyorsun?» diye sordu. O da: «Ölümü hatırlamaktan dolayı ağlıyorum.» diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi de ağlamaya başladı.»

Ömer b. Abdülaziz, küçük yaşta iken Kur'ân'ı cem'etti. Dahhak b. Osman el-Huzamî dedi ki: Babası, Ömer b. Abdüla-ziz'i, terbiye edilmesi maksadıyla Salih b. Keysan'nın yanına bıraktı. Babası hacca gittiğinde Medine'de ona uğradı ve Salih'e Ömer'in durumunu sordu. Salih de şu cevabı verdi: «Bu çocuk kadar kalbinde Allah'ın büyük yer tuttuğu başka bir kimsenin bulunduğundan haberim yoktur.»

Yakub b. Süfyan'dan rivayet olunduğuna göre bir gün Ömer b. Abdülaziz, cemaatla namaza yetişemedi. Salih b. Keysan, ona niçin geciktiğini sorunca da: «Saçımı tarayan, saçımı düzeltiyordu, onun için geciktim.» diye cevap verdi. Salih de ona: «Saç tarama işini namazdan önceye mi aldın?» diyerek çıkıştı ve bu durumu Mısır'da bulunan babası Abdülaziz'e bir mektupla bildirdi. Babası da ona bir haberci göndererek saçını tamamen traş etmedikçe kendisiyle konuşmayacağım bildirdi.

Ömer b. Abdülaziz, Ubeydullah b. Abdullah'a gider, onun nasi-hatlarını dinlerdi. Ubeydullah, Ömer'in Hz. Ali aleyhinde konuştuğunu duymuştu. Ömer, onun yanına geldiğinde yüz çevirip namaza durdu. Ömer, oturup onu bekledi, selam verince Ömer'e öfkeyle dönüp baktı ve şöyle dedi: «Cenâb-ı Allah'ın kendilerinden hoşnut olduktan sonra, Bedir ehline kızmış olduğunu ne zaman duydun sen?» Ömer b. Abdülaziz de onun ne demek istediğini anladı ve: «Bu suçumdan ötürü önce Allah'tan, sonra da senden özür diliyorum. Vallahi artık Hz. Ali aleyhinde konuşmayacağım.» dedi. Gerçekten de Ömer b. Abdüla-ziz'in, daha sonra Hz. Ali aleyhinde konuştuğu duyulmadı. Ondan ne zaman bahsederse mutlaka hayırla onu yad ederdi.

Ebu Bekir b. Ebu Hayseme, Davud b. Ebi Hindin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ömer b. Abdülaziz, Mescid-i Nebevî'nin şu kapısından girip yanımıza geldi. Yanımızda bulunanlardan biri: «Fasık Abdülaziz, şu oğlunu feraiz ve sünnetleri öğrenmesi için bize gönderiyor. Bunun halife olmadan ve Ömer b. Hattab'ın yönetimi gibi bir yönetim tarzı sergilemeden ölmeyeceğini iddia ediyor.» dedi.

Davud dedi ki: «Allah'a yemin ederim ki, Ömer'in ölmeden önce halife olduğunu ve Ömer b. Hattab gibi bir adil imam olduğunu gördük.»

Zübeyr b. Bekkar, Utbî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ömer b. Abdülaziz'in doğru yolda bulunduğunu gösteren ilk işaret onun ilme tutkun olması ve edebe rağbet göstermesiydi. Babası Mısır'a vali olarak tayin edilip giderken Ömer küçüktü, bulûğa erip ermediği şüpheliydi. Babası onu da beraberinde Şam'dan alıp Mısır'a götürmek istedi, ancak Ömer: «Babacığım, beni Mısır'a götürmezsen belki hem benim, hem de senin için daha faydalı olur.» dedi. Babası da: «Peki, ne yapmalıyım?» diye sorunca Ömer, şu cevabı verdi: «Beni, Medine'ye gönder. Oradaki fıkıhçıların meclislerinde oturayım, onların edebleriyle edepîeneyim.» Bunun üzerine babası, onu hizmetçilerle birlikte Medine'ye gönderdi. Ömer, Kureyş'in yasalarıyla aynı meclislerde oturdu. Gençlerinden uzak durdu, ünü yayılıncaya kadar bu yaşam tarzını sürdürdü. Babası vefat edince amcası halife Abdülme-lik b. Mervan, onu yanına alıp kendi çocuklarının arasına kattı. Ama çocuklarından çoğuna onu tercih etti. Onu, kızı Fatıma ile evlendirdi. Şair, Fatıma hakkında şöyle demiştir:

«Ey halifenin kızı, ey dedesi de halife olan, Ey halifelerin bacısı, ey kocası da halife olan.»

Ravi diyor ki: Fatıma'dan başka günümüze dek bu şiirdeki niteliklere sahip başka bir kadının bulunduğunu bilmiyoruz.»

Utbî dedi ki: «Ömer b. Abdülaziz'i kıskanan kişi, ona nimetlerin peşpeşe gelişinden ve yürürken de salınarak yürüyüşünden ötürü düşmanlık duyardı.»

Ahnef b. Kays dedi ki: «Kamil kişi, yanlışları sayılabilen kimsedir. Böylelerinin yanlışları az olduğundan ötürü sayılabilir.»

Ömer b. Abdülaziz'e babasından mal, eşya ve binekler miras kaldı. Ona ve kardeşlerine o kadar çok miras kalmıştı ki, başkalarına o miktarda çok miras kaldığını bilmemekteyiz. Nitekim bu husus, önceki kısımlarda da anlatılmıştı.

Ömer, bir gün amcası Abdülmelik'in huzuruna girdi. Ancak yalpalayarak yürüyordu. Amcası ona sordu:

- Ey Ömer, sana ne oldu ki, yalpalayarak yürüyorsun?

- Yaralandım.

- Yaran nerende?

- Bacağımla testisimin derisi arasındadır.

Abdülmelik, yanında bulunan Ruh b. Zenba'ya şöyle dedi: «Al- â. yemin ederim ki, senin kavminden bir adama böyle bir soru sorulacak olsa, bunun verdiği cevap gibi cevap veremez.»

Amcası Abdülmelik vefat edince Ömer, ona çok üzüldü ve elbisesinin altına yetmiş gün süreyle kıl elbiseler giydi. Velid de halifeliğe geçince babası Abdülmelik'in yaptığı gibi Ömer b. Abdülaziz'e iyi davrandı. Onu Medine, Mekke ve Taif valiliğine atadı. Ömer de hicretin seksenaltıncı senesinden doksanüçüncü senesine kadar bu görevi aralıksız sürdürdü. Hicretin seksendokuzuncu ve doksanıncı senelerinde insanlara haccettirdi. Hicretin doksanbirinci senesinde ise Velid, insanlara haccettirdi. Sonra Ömer, hicretin doksanikinci veya doksanüçüncü senesinde de haccettirdi.

Ömer, bu valiliği zarfında peygamber mescidini Velid'in emri üzerine genişleterek yeniden inşa ettirdi. Peygamber (s.a.v.)'in mezarını da mescide dahil etti. Bu müddet zarfında o, geçim bakımından insanların en iyisi ve en adili oldu. Müşkil bir meseleyle karşılaştığında Medine fıkıhçılarım toplar, onlardan görüş isterdi. Bu işler için Medine'de on fıkıhçıyı görevlendirmişti. Bunların görüşünü almadan bir işte karar vermezdi. Bu nkıhçıların adları şöyledir: Urve, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam, Ebu Bekir b. Süleyman b. Hayseme, Süleyman b. Yesar, Kasım b. Muhammed b. Hazm, Salim b. Abdullah, Abdullah b. Amir b. Rebia, Harice b. Zeyd b. Sabit.

Ömer b. Abdülaziz, Said b. Müseyyeb'in sözünden dışarı çıkmazdı. Said b. Müseyyeb ise, halifelerden hiçbirinin yanma uğramazdı. Yalnız Medine'de vali iken Ömer b. Abdülaziz'in yanına uğrardı.

ibrahim b. Able dedi ki: Medine'ye gitmiştim, orada İbn Müseyyeb ve diğerleri vardı. Ömer, bir gün bir konuda görüş bildirmeleri için onları yanına toplantıya çağırmıştı.

İbn Vehb dedi ki: Berberi reislerinden Leys bana dedi ki: Ben, Rebia b. Ebi Abdurrahman'la birlikte bir gün -Medine valiliği esnasında- Ömer b. Abdülaziz'in icraatlarından söz açtık. Rebi' bana: «Yani sen Ömer'in hata yaptığını ve yanlış işlere giriştiğini mi söylemek istiyorsun? Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Ömer asla hata yapmadı.» dedi.

Birçok yoldan nakledilen bir rivayette sabit olduğuna göre Enes b. Malik, şöyle demiştir: «Kendisi Medine'de vali iken şu genç (Ömer b. Abdülaziz) gibi namazı Rasûlullah (s.a.v.)'mkine çok benzeyen başka bir imamın arkasında namaz kılmış değilim.»

Dediler ki: Ömer b. Abdülaziz, rükû ve sücudu tam yerine getirir, kıyam ve ka'deyi hafif tutardı. Sahih bir rivayette anlatıldığına göre o, rükû ve secdelerde onar kez teşbih getirirmiş.

İbn Vehb, Leys tariki ile Ebu Nadr el-Medinî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Süleyman b. Yesar'ın, Ömer b. Abdülaziz'in yanından çıktığını

gördüm. Ona şöyle sordum:

- Ömer'in yanından mı çıkıyorsunuz?

- Evet.

- Ona ders mi veriyorsunuz?

- Evet.

-Vallahi, o sizden daha iyi biliyor, o sizden daha da âlimdir.»

Mücahid dedi ki: «Kendisine ders vermek için Ömer'in yanma geldik, ama çok geçmeden biz ondan ders alır olduk.»

Meymun b. Mehran dedi ki: «Alimler, Ömer b. Abdülaziz yanında öğrenci gibiydiler.»

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Meymun, şöyle demiştir: «Ömer b. Abdülaziz, âlimlerin öğretmeniydi.»

Leys dedi ki: İbn Ömer ve İbn Abbas ile arkadaşlık yapmış ve Ömer b. Abdülaziz tarafından Cezire valiliğine atanmış bir adam bana dedi ki: «Birşey hakkında bilgi edinmek istediğimizde, mutlaka Ömer b. Abdülaziz'i o şeyin aslı ve detayları konusunda insanların en bilgilisi bulurduk. Âlimler, Ömer b. Abdülaziz nezdinde ancak öğrenci gibiydiler.»

Abdullah b. Tavus dedi ki: Babamla Ömer b. Abdülaziz'in yatsı namazından sona sabaha dek sohbet ettiklerini gördüm. Birbirlerinden ayrıldıklarında ben babama: «Babacığım, bu adam kimdir?» diye sorduğumda babam bana şu cevabı verdi: «Bu, Ömer b. Abdülaziz'dir. O, Emevi hanedanının saîih kişilerindendir.»

Abdullah b. Kesir dedi ki: Ömer b. Abdülaziz'e: «Seni Allah yoluna dönmeye sevkeden ilk şey nedir?» diye sordum. O da şu cevabı verdi: «Bir kölemi dövmek istedim, ama o bana şöyle dedi: Sabahı kıyamet olacak bir geceyi hatırla.»

İmam Malik dedi ki: Ömer b. Abdülaziz, hicretin doksanüçüncü senesinde Medine valiliğinden alındığında, kendisi oradan ayrılıp yola çıkınca, geri dönüp Medine'ye baktı ve ağlayarak azatlısına şöyle dedi «Ey Müzahim! Korkarız ki, Medine'nin kovduğu kimselerden olmayalım. Çünkü bir hadiste anlatıldığına göre Medine, körüğün demirdeki pisliği atışı gibi içindeki pisleri ve pislikleri atar. Güzel ve temiz olan şeyi de berrak olur.»

Ben derim ki: Ömer b. Abdülaziz, Medine'den yola çıktıktan sonra oraya yakın Süveyde denen bir yerde bir süre kaldı. Sonra Şam'a, amcası oğullarının yanına geldi.

Muhammed b. İshak, Ömer b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Medine'den ayrıldığımda benden daha âlim bir kimse yoktu. Şam'a geldiğimde bildiklerimi unuttum.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir gece Ömer b. Abdülaziz'le sohbet ettim, kendisine hadis naklettim. Bana dedi ki: "Bana naklettiğin hadislerin hepsini işitmiş, ezberlemiştim, ancak şimdi unutmuşum."»

İbn Vehb, Zührî'den rivayet etti ki, Ömer b. Abdülaziz şöyle demiştir: «Öğle vakti Velid, haber göndererek beni yanına çağırttı. Yanına gittiğimde suratı asıktı, oturmamı işaret etti, oturdum. Bana: «Halifelere söven adam hakkında ne dersin? Böyle birisi öldürülmeli midir?» diye sordu. Ben sustum, sorusunu tekrarladı. Yine sustum. Üçüncü kez sorduğunda dedim ki:

- Ey mü'minlerin emiri, sözünü ettiğin kimse, halifeyi öldürmüş müdür?

- Hayır, ama sövmüştür.

- Öyleyse ona göre cezalandırılmalıdır.

Ben böyle cevap verdikten sonra öfkelendi ve ailesinin yanma döndü. İbn Reyyan adındaki celladı da bana: «Haydi git.» dedi, ben de yanından çıkıp gittim. Bir rüzgar estiğinde bile onun, Velid tarafından gönderilen ve beni Velid'in yanma çağıran bir elçi olduğunu sanıyordum.»

Osman b. Zebr dedi ki: "Halife iken Süleyman b. Abdülmelik, Ömer b. Abdülaziz'le birlikte askeri garnizona uğradı. Garnizonda atlar, develer, katırlar, yükler ve adamlar vardı. Süleyman: «Bu hususta ne dersin?» diye sorunca Ömer, şu cevabı verdi: «Dünyanın birbirini yediğini görüyorum ve sen de bütün bunlardan sorumlusun.» Garnizona yaklaştıklarında bir karganın Süleyman'ın çadırından bir lokma yiyecek alıp öterek uçtuğunu gördüler. Süleyman yine sordu:

- Ey Ömer, ya bu nedir?

- Bilmiyorum.

- Sence şu karga bu ötüşüyle ne demek istiyor?

- Bence şöyle demek istiyor: Nereden geldi, nereye gidiyor?

- Ne kadar da tuhafsın.

- Aslında tuhaf olan, Allah'ı tanıdığı halde ona isyan edendir. Şeytanı tanıdığı halde ona itaat edendir, dünyayı tanıdığı halde ona yönelendir."

Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi Süleyman ile Ömer, Arefe'-de vakfe yaptıkları sırada Süleyman, insanların çokluğunu görmüş, Ömer ona şöyle demişti: «Bunlar,,bugün senin yönetimin altındaki halkındırlar, yarın ise bunlardan Ötürü sana hesap sorulacaktır.» Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ömer, ona şöyle demiştir: «Yarın kıyamet gününde bunlar senin hasımların olacaktır.» Ömer'in böyle demesi üzerine Süleyman ağlayıp: «Allah'tan yardım dileriz.» demiştir.

Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Süleyman ve Ömer, bir gün yağmura yakalanmışlar, şimşekler çakmaya başlayınca Ömer,

İmeye başlamıştı. Süleyman ona; «Gülüyor musun?» deyince Ömer, cu cevabı vermişti: «Evet, bunlar Allah'ın rahmetinin eserleri olduğu halde biz bu halde oluyoruz ve sen de korkuyorsun. Ya onun gazabının eserlerini ve azabını görürsen ne durumda olacağını düşün.»

İmam Malik'ten rivayet olunduğuna göre Süleyman ile Ömer, bir defa tartışmışlar, tartışma esnasında laf arasında Süleyman, ona: «Yalan söylüyorsun.» deyince Ömer, şu cevabı vermişti: «Yalan söylediğimi iddia ediyorsun Öyle mi? Allah'a yemin, ederim ki, yalanın sahibine zarar verdiğini anladığımdan beri asla yalan söylemiş değilim.» Böyle dedikten sonra Ömer oradan ayrılıp gitmeye ve Mısır'a göçmeye karar vermişti. Ancak Süleyman, onu bırakmamış, sonra bir adanı göndererek şöyle demişti: «Önemli bir meseleyle karşılaştığımda mutlaka hep sen akhma geldin.»

Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Süleyman, can çekişirken kendisinden sonra veliahd olarak Ömer b. Abdülaziz'i vasiyet etmişti. Süleyman'ın ölümünden sonra işler bu şekilde yoluna girdi. Allah'a hanıdolsun.