El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Said B. Müseyyeb

Said b. Müseyyeb b. Hüzün b. Ebi Veheb b. Aiz b. İmran b. Manzum el-Kureşi Ebu Muhammed elMüdnif. Kesinlikle tabiilerin lideriydi. Hz. Ömer'in halifeliğinin ikinci senesinde veya halifeliğinin bitimine iki sene kala …

Said b. Müseyyeb b. Hüzün b. Ebi Veheb b. Aiz b. İmran b. Manzum el-Kureşi Ebu Muhammed elMüdnif. Kesinlikle tabiilerin lideriydi. Hz. Ömer'in halifeliğinin ikinci senesinde veya halifeliğinin bitimine iki sene kala doğdu. Hz. Ömer'in halifeliğinin dördüncü senesinde doğduğu da söylenir. Ebu Abdillah'ın ifadesine göre Said, on sahabeden hatalı hadis rivayet etmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Ama onlardan rivayet ettiği hadisler, Peygamber Efendimiz'den mürsel olarak rivayet ettiği hadisler gibi mürseldir. Hz. Ömer'den de çok hadis rivayet etmiştir. Bir rivayete göre bizzat ondan hadis dinlemiştir. Hz. Osman'dan, Hz. Ali'den, Said'ten ve Ebu Hüreyre'den de rivayet etmiştir. Ebu Hüreyre'nin damadı idi. İnsanlar arasında onun rivayet ettiği hadisleri en çok o bilirdi. Ayrıca bir sahabe cemaatından da ha-djs rivayet etmiştir. Bir tabii topluluğundan ve diğerlerinden de rivayet etmiştir. İbn Ömer: "Said, evine kapananlardandı." demiştir.

Zührî dedi ki: "Onunla yedi sene haccettim, meclisinde bulundum. Ondan daha âlim bir kimse bulunduğunu sanmıyorum."

Muhammed b. İshak, Mekhul'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İlim talebi için yeryüzünün her tarafında dolaştım. Said b. Müsey-yeb'ten daha üstün bir kimse görmedim."

Evzaî dedi ki: Zührî ile Mekhul'e, "Karşılaştığınız adamlar arasında en fakih olan kimdi?" diye sorduklarında, "Said b. Müseyyeb idi." diye cevap verdiler. Başkaları dediler ki: "Said, fakihler fakihi

idi."

Malik, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bir tek hadisi öğrenmek için günler ve gecelerce yolculuk yapardı."

Malik dedi ki: Duyduğuma göre İbn Ömer, Said b. Müseyyeb'e haber gönderir ve ona, Hz. Ömer'in verdiği hükümleri ve yargıları so-rarmış.

Rebî, Şafiî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Said b. Müseyyeb'in mürsel olarak rivayet ettiği hadisler, bizim nazarımızda hasen hadislerdir."

İmam Ahmed b. Hanbel, onun rivayet ettiği mürsel hadislerin sahih olduklarını söylemiştir.

Said b. Müseyyeb, tabiilerin en faziletlilerindendi.

Ali b. el-Medinî dedi ki: "Tabiiler arasında ondan daha geniş ilme sahip bir kimse bulunduğunu bilmiyorum. Eğer Said, bir konuda, "Sünnet böyledir." derse bu sana yeterdir. Benim nazarımda o, tabiilerin en kıymetlilerindendir."

Ahmed b. Abdullah el-İclî dedi ki: "Said, salih ve fakih bir kimseydi. Bağış kabul etmezdi, 400 dinarlık eşyası vardı. Zeytinyağı ticareti yapardı, bir gözünü kaybetmişti."

Ebu Zür'a'nın ifadesine göre Said b. Müseyyeb, Medineli olup sika ravilerdendir ve imamdır.

Ebu Hatim'in rivayetine göre tabiiler arasında Said'den daha faziletli ve asaletli bir kimse yoktur. Ebu Hüreyre hakkında tabiilerin en sebatkarı odur.

Vakidî'nin ifadesine göre Said b. Müseyyeb, fikıhçılar senesinde, yanı hicretin doksandördüncü senesinde yetmişbeş yaşında vefat et-"uşti. Allah, ona rahmet etsin.Said b. Müseyyeb, evine getirdiği ve yediği yiyecekler konusunda insanların en titizi ve takvahsı idi. Dünya fazlalıkları hususunda da insanların en zahidi idi. Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri söylemezdi. Hadise karşı insanların en edeplisi idi. Hasta iken bir adam onun yanına geldi ve ona bir hadisi sordu. O da kalkıp oturdu, hadisi ona okudu. Sonra yine uzanıp yattı. Adam ona dedi ki:

- Rahatsız olmanı, kalkıp oturmam istememiştim.

- Uzanmış halde Rasûlullah'ın hadisini sana okumaktan hoşlanmadım.

Azatlısı Bürd, şöyle demişti: "Kırk seneden beri ezan okunduğu zaman Saiçl, mutlaka mescitte hazır bulunurdu."

İbn İdris dedi ki: "Said b. Müseyyeb, elli sene müddetle yatsı ab-desti ile sabah namazını kıldı."

Said b. Müseyyeb dedi ki: "Zalimlerin yardımcıları ile gözlerinizi doldurmayın. Aksine kalben onlara protestoda bulunun ki, salih amelleriniz boşa gitmesin. Şeytan, birşeyden ümidini kestiği zaman o şeye kadınlar cihetiyle gelir.

Kullar, Allah'a itaat gibi başka birşeyle kendi nefislerine ikramda bulunamazlar ve yine Allah'a isyan gibi başka birşeyle de kendi nefislerini tahkir etmezler.

Bir kimse, kendi düşmanının Allah'a karşı masiyet işlediğini görürse, bu ona Allah'ın bir yardımı olarak yeterlidir.

Bir kimse, Allah'a dayanarak kendini zengin görürse, insanlar ona muhtaç olurlar.

Dünya, hakir ve alçaktır, hakir ve alçak olan herşeye meyillidir. Dünyalığı, meşru olmayan bir şekilde elde eden ve uygun olmayan şekilde sarfeden kimse ise dünyadan daha alçaktır.

Şerefli, âlim ve faziletli olan herkeste mutlaka bir kusur vardır, ama bazı kimseler var ki, onların kusurlarını söylememen gerekir.

Bir kimsenin faziletleri noksanlıklarından daha fazla ise, noksanlıkları faziletleri nedeniyle bağışlanır."

Said b. Müseyyeb, kızını iki dirhemlik mehirle Kesir b. Ebi Vedaa ile evlendirdi. Kızı, kadınların en güzellerinden, en edeplilerinden ve Allah'ın kitabı ile Rasûlullah (s.a.v.)'m sünnetini en iyi bilenlerinden olup koca hakkını da en iyi takdir edenlerdendi. Kesir b. Ebi Vedaa, yoksul bir kimseydi. Said ona, 5.000 (20.000?) dirhem göndererek: "Bununla ihtiyaçlarını karşıla." dedi.

Abdülmelik, Said'in kızını oğlu Velid'e istedi. Ancak Said, kızını Velid'e vermek istemedi. Abdülmelik de bir yolunu bulup ona tuzak kurdu ve onu kırbaçladı.

Bu olay şöyle olmuştur: Abdülmelik'in zamanında Velid, bey'at için Medine'ye geldiğinde Said, bey'ata yanaşmamıştı. Bunun üzerine

Medine valisi Hişam b. İsmail, onu kırbaçlıyarak Medine sokaklarında dolaştırmış, kılıç çekmiş ve tehdit etmişti. Ancak o, yine de kendisini eziyete maruz bırakıp sarstıklarında bir kadın görmüş ve ona: "Ey Said, bu ne rezalet?" diye sormuş, Said de ona şu cevabı vermişti: "Aslında biz rezaletten kaçıp şu gördüğün hale maruz kaldık." Yani Abdülmelik'i ve adamlarım sevseydik o zaman hem dünya, hem de ahiret rezaletine maruz kalırdık.

Said, sırtına koyun postu giyerdi. Elinde ticaret için kullandığı bir miktar sermayesi vardı ve şöyle derdi:

"Allah'ım, sen de biliyorsun ki, ben cimrilikten veya hırstan ötürü bu sermayeyi edinmedim, dünya sevgisi ve şehvetlerine kavuşmak arzusuyla da bu sermayeye sahip olmadım. Ancak ben, Allah'ın huzuruna varıncaya kadar Mervan oğullarına yüzsuyunu dökmemek için bu sermayeyi edindim ki, ahirette Cenâb-ı Allah benimle Mervan oğulları arasında hükmünü versin ve bu para ile de akrabalarıma yardımcı olayım, yoksulların hukukunu ödeyeyim. Dullara, fakirlere, düşkünlere, yetimlere ve komşulara bu maldaki haklarını vereyim. İşte bu maksatla bu sermayeyi edindim." Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, daha iyi bilir.