Kuteybe, bütün işleri sonuçlandırdıktan ve ülkesine dönmeye karar verdikten sonra komutanlardan biri ona: «Suğdlular, bu sene kendilerine saldırmayacağından emindirler. Eğer uygun görürsen üzerlerine bir hamle yap. Onlar farkında değilken bir saldırıda bulun. Eğer böyle yaparsan Suğd'u ele geçirirsin.» dedi. Kuteybe de kendisine bu tavsiyede bulunan komutana: «Bunu herhangi bir kimseye söyledin ™1;>> diye sordu. Komutan: «Hayır.» diye cevap verince Kuteybe ona: ger herhangi bir kimse bunu senden duyacak olursa, senin boynunuvururum.» dedi. Sonra kardeşi Abdurrahman b. Müslim'i 20.000 askerle önden Semerkand'a gönderdi. Kendisi de diğer askerlerle oman peşinden gitti.
Kuteybe ordusunun kendileriyle savaşmak üzere gelmekte olduğunu haber alan Türkler, aralarından güçlü, kuvvetli ve iyi savaşan prens ve komutanlardan bir askeri birlik teşkil ederek onlara, geceleyin Kuteybe'nin üzerine gitmelerini ve Müslüman ordusunu aniden bastırmalarını tenbihlediler. Kuteybe de Türklerin bu yolda hazırlıklar yaptıklarını duyunca kardeşi Salih'i karşı konulamaz bahadırlardan oluşan 600 süvari ile birlikte bir tarafa ayırıp onlara: «Türklerin yolunu tıkayın.» talimatını verdi. Onlar da harekete geçtiler. Yolda üç gruba ayrıldılar. Gece bastırınca karşı taraf farkında olmaksızın bunlar harekete geçip birbirlerine seslendiler. Müslümanlarla Suğdlar çarpışmaya başladılar. Türklerden çok az sayıda adam kurtulabildi. Müslümanlar, Türklerin çoğunu öldürdüler ve yanlarındaki altın kaplamalı silahları ve diğer eşyaları ganimet edindiler. Savaşanlardan bir kısmı diğerlerine dediler ki: «Biliyorsunuz ki, sizler burada prenslerle ve namlı kahramanlarla savaştınız. Bu kahramanlardan her biri 100 veya 1.000 süvariye bedeldi.» Kuteybe, bu savaşçılara ganimet edindikleri altın ve silahları bağışladı. Suğd'a yakın büyük bir şehir olan Semerkand'a yaklaştı. Şehrin üzerine mancınıklarla taş atmaya başladı. Savaşı sürdürdü. Asla geri çekilmedi. Beraberinde bulunan Buharaiı ve Harezmli askerlere samimi davranıp öğütler verdi. Hep birlikte Suğdlularla şiddetlice savaştılar.
Bu arada Suğd hükümdarı Gorek, Kuteybe'ye haber göndererek: «Sen benim kardeşlerim ve aile efradımı öne sürerek benimle savaşıyorsun. Arapları karşıma çıkar da öylece savaş.» dedi. Bunun üzerine Kuteybe öfkelendi. Araplarla Acemleri birbirinden ayırdı. Acemlerin bir kenara çekilmelerini emretti. Arapların bahadırlarını öne sürdü ve onlara iyi silahları verdi. Korkakların elindeki silahları aldı. Bahadır Araplarla birlikte Semerkand'm üzerine yürüdü, şehri mancınıklarla dövdü, surlarda gedikler açtı. Türkler, o gediği çuvallarla tıkadılar. Suğdlulardan biri kalkıp gedik başında durdu, Kuteybe'ye sövmeye başladı. Müslümanlardan biri, ona bir ok attı. Gözünü çıkardı. Ok, onun ensesinden çıkıp gitti. Çok geçmeden o adam öldü. Allah onu kahretsin. Kuteybe de o adamı öldüren askerine 10.000 dirhem verdi. Sonra gece karanlığı bastırdı. Sabah olunca Türklerin üzerine mancınıkla taş yağdırmaya başladılar. Surlarda yine bir gedik açıldı. Müslümanlar oradan tırmanmaya başladılar. İki taraf birbirlerini ok yağmuruna tuttu.
Türkler, Kuteybe'ye: «Bugün bizden vazgeç, seninle barış yapalım.» dediler. Müslümanlar, savaşı bıraktılar ve ertesi gün Türklerin her sene 2.100.000 dirhem vermeleri ve o sene başında da 30.000 köle vermeleri şartıyla barış yaptılar. Verecekleri köleler arasında yaşı küçük veya çok yaşlı veya kusurlu kimseler olmayacaktı. Başka bir yete göre ise Türkler, 100.000 köle vereceklerdi. Ayrıca putlarda-ki ziynet eşyaları ve ateş yakılan evlerdeki ziynet eşyalarını Türkler Müslümanlara vereceklerdi. Şehir, savaşçılardan boşaltılacak, Kuteybe orada bir mescit yapacak, mescitte hutbe için bir minber de inşa edilecekti. Türkler, bu şartları kabul ettiler.
Kuteybe, şehire, mescidin inşa edilip minberin yapılmasından sonra 4.000 yiğit askeri ile birlikte girdi. Mescide girip namaz kıldı, hutbe irad etti. Öğle yemeğini yedi. Türklerin putu getirildi. Putun üzerindeki ziynet eşyaları çıkarılıp alındı. Ziynet eşyaları üstüste konulduğunda büyük bir saray gibi oldu. Sonra Kuteybe, bunların yakılmasını emretti. Türkler ağlamaya, çığlık atmaya başladılar. Mecusi-ler de: «Burada öyle eski putlar vardır ki, bunları yakan mutlaka helak olur.» dediler. Sonra hükümdar Gorek Han geldi ve Kuteybe'yi, putu yakmaktan menederek: «Ben sana samimi olarak öğüt veriyorum.» dedi. Kuteybe de ayağa kalktı. Elinde bir ateş şulesi vardı. Hükümdara ve yanındaki adamlara: «Bu putu ben elimle yakacağım. Ondan sonra bana fırsat vermeden tuzak kurabiliyorsanız kurun.» dedi. Kalktı, Aziz ve Celil olan Allah'a tazimde bulunup tekbir aldı. Ateşi putlar üstüne fırlattı. Putlar yanmaya başladı. Orada geride kalan altının miktarı 50.000 miskal idi. Kuteybe'nin elde ettiği ganimetler arasında Yezdücürd'ün çocuklarından bir cariye de vardı. Bunu Velid'e hediye etti. Cariye, Velid'in Yezid adındaki çocuğunu doğurdu.
Sonra Kuteybe, Semerkantlıları huzurunda toplantıya çağırdı. Toplanan halka şöyle dedi:
«Barış antlaşmasında bulunan şeylerden fazlasını sizden isteyecek değilim. Ama burada bizim askerlerimizden bir kısmının ikamet etmesi zorunludur.» Böyle dedikten sonra Gorek Han, Semerkant'tan ayrılıp gitti. Kuteybe de şu ayeti okudu:
«ilk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan
O'dur.» (en-Necm, 50-51.)
Daha sonra Kuteybe, Semerkand'tan ayrılıp Merv'e gitti. Semer-kand'da kardeşi Abdullah b. Müslim'i naib olarak bıraktı ve ona şöyle dedi: «Semerkand'a giren her müşrikin elini mühürle ve şehirde ancak mührünün çamuru kuruyuncaya kadar kalmasına müsaade et. ^ğer elindeki mühür çamuru kurursa onu öldür. Halktan birinin elin-demir veya bıçak görürsen onu, o demir veya bıçakla öldür. Kapıla-n kıutlediğinde şehirde müşriklerden birini görürsen onu da öldür.» fi t tm hususta şöyle bir şiir söylemiştir (Bu şiirin, Cu-sabilesinden bir adama ait olduğu da söylenir):
«Kuteybe, her gün bir talan yapıyor, Servetlere yeni servetler katıyor.
Bahili olup başına tac geçirildi.
Siyah saçları ağardı, sonunda onunla,
Suğdluların başını döndürdü askerleriyle.
Sonunda Suğdlular, çölde ve açıkta kaldılar.
Çocuklar, babalarını kaybettikleri için ağlarlar.
Muzdarip babalar da çocukları için ağlarlar.
O, her bir beldeye konduğunda veya o beldeye geldiğinde,
Atlıları şehirde yarıklar ve hendekler meydana getirip giderler.»
Bu senede Musa b. Nusayr, Mağrib naibi ve azatlısı Tarık b. Zi-yad'ı Endülüs valiliğinden azletti. Onu Tuleytula şehrine göndermişti. Tarık, şehri fethettiğinde orada Süleyman peygamberin sofrasını bulmuştu. Sofrada cidden çok miktarda altın ve mücevher vardı. Tarık, bu sofrayı halife Velid b. Abdülmelik'e göndermişti. Sofra kendisine ulaşmadan Velid vefat etmiş, yerine Süleyman b. Abdülmelik tahta geçmişti. Süleyman peygamberin sofrası, Süleyman b. Albülme-lik'in eline geçmişti. Nitekim bunu ileride yeri geldiğinde detaylı olarak anlatacağız. Sofrada akılları durduracak şeyler vardı, ondan daha güzel görünümlü birşey görülmemişti.
Musa b. Nusayr, azatlısı Tarık'ın yerine kendi oğlu Abdülaziz'i tayin etmişti.
Musa b. Nusayr'ın, Mağrib ülkesinin çeşitli yerlerine gönderdiği askerleri Endülüs'ün Kurtuba, Tanca ve daha birçok şehirlerini fet-hetmişlerdi. Sonra Musa, bizzat Endülüs'ün batısına gitmiş, Bacaa, Medinetü'l-Beyda, diğer büyük şehirler ve mıntıkaları fethetmişti. Çeşitli askeri birlikleri ve müfrezeleri ülkenin doğusuna ve batısına gönderiyor, bu askerler de Mağrib'i şehir şehir, mıntıka mıntıka fethediyor, malları ganimet ediniyor, çocukları ve kadınları esir alıyorlardı. Musa b. Nusayr, sayılamıyacak kadar çok miktarda mal ve eşyayı ganimet edinerek geri döndü.
Bu senede Tunus halkı, büyük bir kuraklığa maruz kalmıştı. Ciddi bir kıtlıkla karşı karşıya gelmişlerdi. Musa b. Nusayr, onları yağmur duasına götürdü. Sabahtan öğleye kadar durmaksızın dua etti. Kürsüden inmek istediğinde kendisine: «Halifeye dua etmeyecek misin?» diye sorduklarında o: «Burası ona dua etme yeri değildir.» diye cevap verdi. Böyle demesi üzerine Cenâb-ı Allah, onlara bol miktarda yağmur yağdırdı. Durumları iyileşti, ülkeleri verimli oldu.
Ömer b, Abdülaziz, halife Velid'in emri üzerine Abdullah b. Zü-beyr'in oğlu Hübeyb'e elli kırbaç vurdurup soğuk bir kış gününde başına bir kırba soğuk su döktürerek bu haliyle onu mescidin kapısında durdurdu. O zat, aynı gün vefat etti. Allah ona rahmet etsin.
Ömer b. Abdülaziz, Hübeyb'in ölümünden sonra şiddetli bir kor-
kapıldı- Asla güven duymuyordu. Kendisine ahiretle ilgili müjde
İdiğinde: «Bu nasıl olacak ki? Hübeyb, benim yolumda duruyor.» I' ordu Başka bir rivayette de kendisine uhrevi bir müjde verildiğindi söyle dediği anlatılır: «Öyle aına Hübeyb, yolumda durmasaydı.» Böyle dedikten sonra o, oğlunu kaybetmiş bir kadın gibi ağlayıp fer-d ediyordu. Kendisini övdüklerinde de şöyle derdi: «Hübeyb, Hü-h vb eğer onu öldürme azabından kurtulursam durumum iyileşir.»
Ömer b. Abdülaziz, Hübeyb'i kırbaçlayıncaya kadar Medine vali-1*sinde kaldı. Hübeyb ölünce görevden affını istedi. İstifa etti, o günden itibaren korku ve üzüntüye kapıldı. Kendini ibadete verdi, ağla-viD sızlamaya başladı. Hübeyb'i kırbaçlaması bir hata idi, ama bu hata nedeniyle de hayır kazandı. Çünkü Hübeyb'in ölümünden sonra çokça ibadet etmeye, ağlamaya, hüzünlenmeye, korkmaya, insanlara ihsanda bulunmaya, adaletli davranmaya, sadaka vermeye, iyilik yapmaya, köle azad etmeye ve diğer hayırlara yöneldi.
Bu senede Haccac b. Yusuf un amcası oğlu Muhammed b. Kasım, Hindistan'ın Debil ve diğer şehirlerini fethetti. Haccac, onu onyedi yaşındayken Hindistan'a gazaya göndermişti. O da askerlerinin başında Hindistan'a vardığında hükümdar Dahir'le karşılaşmıştı. Dahir'in ordusunda yirmiyedi seçkin fil vardı. İki taraf çarpışmaya başladı. Hintlileri hezimete uğrattı. Hükümdar Dahir de kaçıp gitti. Gece karanlığı bastırınca hükümdar Dahir ve beraberinde çok sayıda asker yine dönüp geldiler ve Müslümanlarla şiddetlice savaştılar. Hükümdar Dahir ve beraberindeki askerler öldürüldüler. Müslümanlar da bozguna uğrayan Hintlileri kovalamaya başladılar ve onları Öldürdüler. Muhammed b. Kasım, daha sonra yoluna devam ederek Keberk ve Berha şehirlerini fethetti. Sayılamıyacak kadar çok sayıda ganimet ve malla geri döndü. Ganimet edindiği mallar arasında altın ve mücevherler de vardı.
Cihad direği, Ümeyye oğulları arasında dimdik duruyordu. Onların cihaddan başka bir işleri yoktu. Böylelikle yeryüzünün batısında, doğusunda, karasında, denizinde İslâm kelimesi yüceldi. Kafirler ve küfür alçaldı. Müşriklerin kalplerine Müslümanlar korku saldılar. Müslümanlar, hangi ülkeye yönelirlerse yönelsinler, orayı mutlaka ele geçiriyorlardı. Savaşta İslâm ordusunda salih, veli, âlim ve büyük tabiiler vardı. Her İslâm ordusunda bunlardan az sayıda bir topluluk vardı ki, Allah, bunlann sayesinde dinini kuvvetlendiriyordu.
Kuteybe b. Müslim, Türk illerinde fütuhat yaptı. Adam öldürdü, esir aldı, ganimet elde etti. Nihayet Çin sınırına ulaştı. Çin hükümda-™a haber göndererek onu İslâm'a davet etti. Hükümdar korktu. Ona Çok miktarda hediye ve armağanlar gönderdi. Kuvvetli ve büyük bir orduya sahip olmakla birlikte Kuteybe'den merhamet diledi. Çünkü o mıntıkaların bütün hükümdarları, korkularından dolayı ona haraç ödüyorlardı. Haccac yaşasaydı, Çin'den geri dönmeyecek, mutlaka orayı ele geçirecek ve Çin hükümdanyla savaşacaktı. Haccac vefat edince, önceki kısımlarda da anlattığımız gibi İslâm ordusu oradan geri döndü. Sonra Kuteybe de bu hadisenin ardı sıra öldürüldü. Müslümanlardan biri onu öldürdü.
Mesleme b. Abdülmelik b. Mervan ve mü'minlerin emiri Velid'in oğlu ile diğer kardeşi Rum illerinde Şam askerleri ile fütuhatlarını sürdürüyorlardı. Nihayet Kostantiniyye'ye vardılar. Mesleme, orada bir cami yaptırdı, camide Allah'a ibadet edildi, Frankların yüreklerine korku doldu. Haccac'ın kardeşi oğlu Muhammed b. Kasım, Hind illerini maiyetindeki Iraklı ve diğer mıntıkaların askerleriyle fethediyordu.
Musa b. Nusayr da Mağrib'te cihad ediyor, mağrib şehirlerini ve mıntıkalarını maiyetindeki Mısırlı ve diğer yerlerden gelen askerleriyle fethediyordu.
Fethedilen bu mıntıkaların ahalisi, İslâm'a girmiş ve putlara tapmayı bırakmışlardı. Zayıf bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ömer ile Hz. Osman'ın zamanında sahabeler, bu mıntıkaların çoğunu fethetmişler ve şehirlere girmişlerdi. Şam, Mısır, Irak, Yemen, Türkistan'ın ön kısımları gibi büyük mıntıkaları fethetmişler; Maveraün-nehr'e ve Mağrib ülkelerinin ve Hindistan'ın da ön kısmına varmışlardı. Hicretten sonraki ilk asırda cihad bayrağı, Emevi devletinin yıkılmasına kadar dalgalanmaya devam etti. Abbasilerin hilafeti zamanında da Mansur ve evladı ile Reşit ve evladı zamanında da cihada devam edildi. Rum illeri, Türkistan ve Hindistan'da fütuhat yapıldı.
Mahmut Sebüktekin ve oğlu, kendi hakimiyetleri dönemlerinde Hindistan'ı fethettiler. Kaçan bazı Emeviler, Mağrib ülkesine yerleştiklerinde orada Franklarla cihad ettiler. Sonra cihad ortadan kalkınca düşman tekrar buralara döndü ve birçok şehri ele geçirdi. Oralarda İslâmiyet zayıfladı. Sonra Fatımiler, Mısır ve Şam diyarını istila ettiklerinde İslâmiyet zayıfladı. İslâm'a yardım edenler azaldı. Franklar gelip Şam beldelerinin büyük bir kısmını geri aldılar. Ancak bir süre sonra Müslümanlar, Kudüs'ü ve diğer Şam beldelerini tekrar ele geçirdiler. Cenâb-ı Allah, Eyyübileri Nureddin'le hakim kıldı. Eyyübi-ler, buraları tekrar İslâm düşmanlarının ellerinden alıp onları İslâm topraklarından kovdular. Hamd ve minnet Allah'adır. Bütün bunlar, yeri geldiğinde inşaallah açıklanacaktır.
Bu senede Velid, Ömer b. Abdülaziz'i Medine valiliğinden azletti. Bu olayın sebebi şuydu: Ömer b. Abdülaziz, Velid'e bir mektup yazarak Iraklıların, Haccac'in zulmü ve zorbalığı altında sıkıntıya düştüklerini bildirmişti. Bunu duyan Haccac da Velid'e bir mektup yazarak vle demişti: «Ömer b. Abdülaziz, Mekke ve Medine valiliğini yapa-avacak kadar zayıftır. Bu da yönetimi zayıflatır ve gevşetir. Mekke ve Medine'ye otoriter bir vali tayin et.»
Bunun üzerine Velid, Medine'ye Osman b. Hayyan'ı, Mekke'ye de
Halid b. Velid el-Kusarî'yi vali olarak tayin etti. Haccac'ın tavsiyesinierine getirdi. Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz, Medine'den şevvalayında çıkıp Süveyda'ya gitti. Osman b. Hayyan da bu senenin şevval ayının bitimine iki gece kala Medine'ye geldi.
Bu senede Abdülaziz b. Velid b. Abdülmelik, insanlara haccettirdi.

