Tabiilerin büyüklerindendi. Basrahydı. Fazilet, takva, ibadet ve zühd sahibiydi. Künyesi Ebu Sabha idi. Çokça namaz kılardı. Öyleki namaz kılarak yorulduğundan ötürü yatağına ancak sürünerek gidebilirdi. Cidden çok menkıbeleri vardır. Bir defasında eğlenip oyun oynayan gençler onun yanından geçiyorlardı. Onlara şöyle dedi: «Bir setere gitmek istedikleri halde gündüzleyin yollarını şaşıran, yoldan çıkan ve geceleyin de uyuyan bir kavmin durumunu bana söyleyin babalım! Bunlar sefer mesafesini ne zaman katedecekler?» Gençlerden m dedi ki: «Vallahi ey arkadaşlar, bu adam bu sözüyle bizi kastediyor. Bizler gündüzleri eğlenceyle geçiriyor, geceleri de uykuyla öldürüyoruz.» Böyle dedikten sonra o genç, Sıla b. Eşyem'e tabi oldu. Hep onunla beraber ibadet etti. Ölünceye kadar onun yanında ibadetini sürdürdü.
Yine bir defasında gencin biri, elbisesinin eteğini yerden sürüyerek onun yanından geçti. Sıla'mn arkadaşları o gençle konuşmak istediler. Ancak Sıla: «Ona ilişmeyin. Sizin yerinize ben onunla ilgilenirim.» dedi. Sonra genci yanma çağırıp şöyle dedi:
- Ey kardeşimin oğlu, seninle bir işim var.
- Ne işin var?
- Eteğini biraz kaldırmanı ve yerde sürüklememeni isteyecektim.
- Olur, baş göz üstüne.
Böyle dedikten sonra genç, eteğini yerden biraz kaldırdı. Sıla da arkadaşlarına dönüp şöyle dedi: «Sizin istediğiniz fazlasıyla yerine geldi. Ama siz bu gence sövseydiniz, o da size sovecekti ve istediğiniz de olmayacaktı.»
Cafer b. Zeyd, Sıla b. Eşyem'le ilgili bir hatırasını şöyle rivayet eder: «Bir gazaya gittik. Askerler arasında Sıla b. Eşyem de vardı. Askeri birliğimiz yatsı vakti mola verdi. Ben, "Sıla'mn bu gece ne yapacağını gözetleyeceğim." dedim O, bir ormanlığa girdi. Ben de onu takib ettim. Kalkıp namaza durdu. Bir aslan geldi, ona yaklaştı. Ben de bir ağaca çıktım. O, gelen aslanı bir köpek yavrusu sandı. Secdeye kapandı. Ben de, "Aslan şimdi onu parçalar." dedim. Sıla, secdeden kalkıp oturdu. Sonra selam verdi ve aslana dönüp şöyle dedi: "Ey aslan! Eğer birşey yapman sana emredilmişse yap, aksi takdirde rızkını başka yerde ara." Aslan, kükreyerek geri döndü. Kükreyişi çok korkutucuydu. Sabaha doğru Sıla kalkıp oturdu. Allah'a -mislini işitmediğim bir hamd ile- hamdetti ve sonra da şöyle dedi: "Allah'ım, beni ateşten korumanı diliyorum. Benim gibi biri, senden Cennet'i istemeye zaten cesaret edemez."
Böyle dua ettikten sonra askerlerin arasına döndü, sabahleyin sanki o askerler arasında yatağında uyumuş gibiydi. Sabahleyin bende biraz gevşeme oldu. O gevşekliğin miktarını ancak Allah bilir. O esnada Sıla'mn katırı, yükü sırtında olarak kaybolup gitmişti. Sıla şöyle dua etti: «Allah'ım, katırımı yüküyle beraber bana geri göndermeni senden diliyorum.» Böyle dua ettikten sonra katırı gelip karşısında durdu. Düşmanla karşılaştığımızda Sıla ve Hişam b. Amir düşmana hamle yaptılar. Biz de düşmana mızraklar ve kılıçlarla vurduk. Düşman taran şöyle dedi: «Araplardan iki adam, bu felaketi başımıza getirdiler ve bizi yenilgiye uğrattılar. Eğer hepsi bizimle savaşacak olsalardı halimiz nice olacaktı? Müslümanlar ne istiyorlarsa onlara verin, hükümlerine de boyun eğin.»
Sıla b. Eşyem dedi ki: Bir gazada iken çok acıktım. Yürümekte i-ken Rabbime dua ettim ve ondan yiyecek istedim. O esnada arka taraftan bir ses duydum. Dönüp baktığımda içinde yemek kabı bulunan bir mendil gördüm. Yemek kabı taze hurma doluydu. Doyuncaya kadar hurmaları yedim. Akşam olunca bir rahibin kilisesine yöneldim, içeri girdiğimde bu olayı ona anlattım. O da bana ihsan edilen taze hurmalardan biraz istedi. Ben de ona yedirdim. Bir süre sonra tekrar o rahibin yanına uğradım. Yanında güzel ve taze hurmalar gördüm. Rahib bana: «Bunlar bana yedirdiğin o taze hurmalardan arta kalanlardır.» dedi.
Bir zaman sonra yemek kabına sarılı o beyaz mendil, Sıla'mn karısını eline geçti. Kadın da o mendili insanlara gösteriyordu.
Sıla, Muaze ile evleneceği zaman yeğeni, kendisini hamama götürdü. Hamamda yıkadıktan sonra onu alıp gerdek odasına soktu. Odanın içi esansla kokulandırılmış ti. Kalkıp namaza durdu. Gün ışıyıncaya kadar namaz kıldılar. Yeğeni yanına gelip Süa'ya şöyle dedi:
- Ey amca! Sanı dün gece amcam kızı Muaze ile gerdeğe koydum. Ama sen onunla ilgilenmeyip kalkıp namaz kıldın. Bu nasıl iştir?
- Sen beni sabahleyin öyle bir eve (hamama) soktun ki, o evle bana Cehennem ateşini hatırlattın. Akşama doğru da beni öyle bir eve (gerdek odasına) soktun ki, o evle bana Cennet'i hatırlattın. Ben de sabaha dek Cennet ve Cehennemi düşündüm.
Adamın birisi Sıla'ya şöyle dedi:
— Benim için dua et.
Sıla da ona şu cevabı verdi:
— Allah, seni kalıcı ahiret yurduna rağbet ettirsin. Fani olan dünyada da zahid kılsın. Sadece kendisine yönelinen yakîni sana nasib etsin. Zaten din hususunda da sadece yakîne itibar edilir.
Sıla b. Eşyem bir gazaya katılmıştı. Beraberinde oğlu da vardı. Oğluna şöyle dedi: «Ey oğulcuğum, ilerle ve savaş ki, öldürülesin de senin ecrini Allah'tan isteyeyim.» Oğlu düşmana hamle yaptı. Savaştı ve nihayet öldürüldü. Sonra Sıla'mn kendisi de düşman üzerine atıldı. Savaştı ve nihayet öldürüldü. Kadınlar, karısı Muaze el-Adeviye'-nin yanma gidip toplandılar. Karısı onlara şöyle dedi: «Eğer beni tebrike gelmişseniz, hoşgeldiniz. Eğer taziyetlerinizi sunmaya gelmişseniz, geri dönün.» .
Sıla ile oğlu, bu senede Fars illerinde yapılan bir savaşta vefat ettiler.

