İbn Abbas'ın en önemli arkadaşlanndandı. İbn Abbas'ın arkadaşlarının biyografilerini "Tekmil" aldı kitabımızda nakletmişizdir. Bü-tün.hamdler Allah'a varır.
Tavus'un künyesi, Ebu Abdurrahman'dı. Babasının adı Key-san1 di. Yemen tabiilerinin ilk tabakasındadır. Kisra'nm Yemen'e gönderdiği Farsların çocuklarındandır. Tavus, bir sahabe cemaatına kavuşmuş ve onlardan rivayetlerde bulunmuştur. Meşhur imamlardandır, abidlik, zahidlik, faydalı ilim ve salih ameli kendi üzerinde toplamıştı. Elli kadar sahabeyle görüşmüştü. Rivayetlerinin çoğu, İbn Abbas'tandır. Tabiilerden bir grup ondan rivayetlerde bulunmuştur. Ondan rivayetlerde bulunan tabiiler arasında Mücahid, Atâ, Amr b. Dinar, İbrahim b. Meysere, Ebu Zübeyr, Muhammed b. Münkedir, Zührî, Habib b. Ebi Sabit, Leys b. Ebi Süleym, Dahhak b. Müzahim, Abdülmelik b. Meysere, Abdülkerim b. Muharik, Vehb b. Münebbih, Muğire b. Hakim es-San'anî, Abdullah b. Tavus ve diğerleri de vardır.
Tavus, hac için gittiği Mekke'de vefat etti. Namazını halife Hişam b. Abdülmelik kıldırdı. Mekke'ye defnedildi. Allah, ona rahmet etsin.
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak'tan rivayet etti ki, onun babası şöyle demiştir:
«Tavus, Mekke'de vefat etti. Hişam, oğlunu muhafızlarla gönde-rinceye kadar namazını kimse kıldırmadı. Abdullah b. Hasen'in tabutunu kendi omuzu üzerine koyduğunu gördüm. Başının üzerindeki takkesi düşmüş, abası arka taraftan yırtılmıştı. Çünkü cemaat çoktu, kalabalık fazlaydı. Nasıl böyle olmasın ki? Zira Peygamber (s.a.v.): «İman, Yemen'dendir.» buyurmuştur (Tavus b. Keysan da Yemenliydi.). Yemen'den, sözünü ettiğimiz bir grup insan çıkmıştı. Aralarında Ebu Müslim, Ebu İdris, Vehb, Ka'b, Tavus ve diğer birçok insanlar vardı.»
Damüre, İbn Şevzeb'in bu hususta şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hicretin 105. senesinde Mekke'de Tavus'un cenazesine katıldım. Ce-maattekiler, "Allah, Ebu Abdirracıman'a (Tavus'a) rahmet etsin." demeye başladılar. Tavus, kırk defa haccetmişti.»
Abdürrezzak, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Tavus, Müzdelife'de -veya Mina'da- hac amellerini ifa ederken vefat etti. Cenazesi taşınırken Abdullah b. Hasan b. Ali, tabutunun ucunu tuttu. Mezara varıncaya kadar tabutunu bırakmadı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, Mekke'ye geldi. Mü'minlerin emiri Hişam da geldi. O esnada Tavus'a denildi ki: «Mü'minlerin emiri o kadar faziletlidir ki, şu ve şu faziletleri vardır, keşke yanına gitsen.» Tavus: «Benim ona ihtiyacım yoktur.» deyince yanındakiler: «Gitmezsen sana zarar vermesinden korkuyoruz.» dediler. O zaman Tavus: «Öyleyse sizin anlattığınız gibi faziletli biri değildir.» diye karşılık verdi.»
İbn Cerir, Atâ'nm kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, yanıma geldi ve bana şöyle dedi: «Ey Atâ, kapısını senin yüzüne kapayan kimselere ihtiyacını arzetmekten sakın, suratına karşı perde sarkıtan kimselere ihtiyacını söyleme, kapısı devamlı surette kıyamet gününe kadar sana açık olan, senden kendisine ihtiyacım bildirmeni isteyen ve isteğine icabet edeceğini vaad eden Allah a ihtiyacını arzet.»
İbn Cüreyc, Tavus'un şu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.» Cel-Fussilet, 44.) Yani bunlara kalblerinden uzak bir yerden sesleniliyor da anlamıyorlar.»
Ahcerî, Leys'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:
«Tavus, bana şöyle dedi: Öğrendiğin ilmi kendi nefsine öğret, çünkü insanlarda emanet ve sadakat duygusu yok olup gitmiştir.»
Abdurrahman b. Mehdî, Salt b. Raşid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus'un yanındaydık. Horasan valisi Müslim b. Kuteybe b. Müslim ona geldi. Birşeyler sordu, ama Tavus onu kovdu. Ben, Ta-vus'a: «Bu, Horasan valisi Müslim b. Kuteybe b. Müslim'dir.» deyince o bana: «Bu,, benim ve onun için daha kolay olan bir yoldur.» cevabını verdi.»
Adamın birisi Tavus'a: «Evin tamir edildi.» deyince, o: «Ama biz ömrümüzün akşamına vardık.» diye karşılık verdi.
Abdürrezzak, Tavus'un şu ayet-i kerime hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İnsan zayıf yaratılmıştır.» {en-Nisâ, 28.) İnsan, kadınlar konusunda zayıf yaratılmıştır. İnsan, kadınlar konusundan başka hiçbir şey de bu kadar zayıf değildir.»
Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Meryem oğlu İsa peygamber, İblisle karşılaştı. İblis, ona şöyle dedi:
- Bilmez misin ki, Allah'ın senin kaderine yazdığı şeyden başka hiçbir şey senin başına gelmeyecektir?
- Evet, Öyledir.
- Öyleyse şu dağın tepesine çık ve kendini aşağıya at, bak bakalım yaşıyor musun, yoksa yaşamıyor musun?
- Bilmez misin ki, Cenâb-ı Allah: «Kulum beni tecrübe edemez, ben dilediğimi yaparım.» diye buyurmuştur.
Zührî'den gelen bir rivayette anlatıldığına göre İsa peygamber, şöyle demiştir: «Kul, Rabbini deneyemez ama Rab, kulunu dener.»
Başka bir rivayette ise şöyle denilmiştir: «Kul, Rabbini imtihan edemez; ama Rab, kulunu imtihan eder.»
Böyle dedikten sonra İsa peygamber, İblis'i mağlub etmişti.» Fudayl b. İyaz, Tavus'un şöyle dediğim rivayet etmiştir: «İyi ve salih kimselerin haccı, binek üzerinde yapılır.» İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi Davud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus ve arkadaşlarının, ikindi namazını kıldıktan sonra kıbleye yöneldiklerim, hiç kimseyle konuşmadıklarını, dua ederek Allah'a niyazda bulunduklarını gördüm. Tavus, şöyle demişti: «Cimrilik yap-niayan ve yetim malının idaresini üstlenmeyen kimse, zorlu ve meşakkatli şeylerle karşılaşmaz, belaya uğramaz.»
Tavus, oğluna şu öğüdü vermişti: «Ey oğulcuğum! Akıllılarla arkadaşlık et, onlardan olmasan bile onlardan sayılırsın. Cahillerle arkadaşlık etme. Aksi takdirde onlardan olmasan bile onlardan sayılırsın. Her bir şeyin gayesi bulunduğunu bil, insanın gayesi de aklının güzel olmasıdır.»
Adamın birisi, Tavus'tan birşey istedi. Tavus, onu kovdu. Adam, ona: «Ey Abdurrahman'in babası, ben senin kardeşinim.» deyince Tavus, ona şu karşılığı verdi: «Bütün insanlar dururken sadece sen mi benim kardeşim oluyorsun?»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Haricilerden birisi, Tavus'tan birşey istedi, o da kendisini kovdu. Adam ona: «Ben senin kardeşinim.» deyince Tavus, şu karşılığı verdi: «Bütün Müslümanlar dururken sadece sen mi benim kardeşim oluyorsun?»
Affan, Eyyüb'ün şöyle dediğini rivayet etmiştir: ,
«Adamın birisi, Tavus'tan birşey istedi. Tavus, onu azarlayıp kovacağı sırada şöyle dedi: «Sen benim boynuma bir ip bağlamak, sonra da beni etrafta dolaştırmak mı istiyorsun?»
Tavus; gözü çapaklı, elbisesi kirli, miskin bir adam görünce ona şöyle dedi: «Haydi oradan! Yoksulluk Allah'tan gelmiştir ama suya niye yaklaşmıyorsun? Su bulamıyor musun yoksa?»
Taberanî, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Yapılan haksızlıkların bir kısmını itiraf etmek, haksızlığa devam etmekten daha iyidir.» v
Abdürrezzak, Davud b. İbrahim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hacca giden bir grup insanı bir gece vakti yolda bir aslan alıkoydu. Yollarını kesti, insanlar birbirlerine çarpıldılar. Seher vakti olunca aslan yoldan çekilip gitti. İnsanlar, etrafa dağılarak uyumaya başladılar. Ama Tavus, kalkıp namaza durdu. Adamın birisi -başka bir rivayete göre oğluona: «Uyumayacak mısın, gece uykusuz kaldın ve yorgun düştün?» diye sorunca Tavus, şu cevabı verdi: «İnsan seher vakti uyur mu hiç?» Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise şu cevabı vermişti: «Seher vakti uyuyan bir kimse bulunacağını sanmıyorum.»
Taberanî, Tavus'un oğlunun şöyle dediğim rivayet etmiştir: Babama: «Ölü için söylenecek en güzel ve en faziletli söz nedir?» diye sorduğumda babam: «İstiğfardır.» diye cevap verdi.
Taberanî, Numan b. Zübeyr es-San'anî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Muhammed b. Yusuf -veya Eyyüb b. Yahya- Tavus'a 700 dinar gönderdi. Parayı götüren elçisine de şöyle dedi: «Eğer Tavus, bu parayı senden alırsa, emir sana güzel elbiseler giydirecek ve ihsanda bulunacaktır.» Elçi parayı alıp Tavus'un yanına götürdü ve ona şöyle dedi:
- Ey Abdurrahman'ın babası, emir bu nafakayı sana gönderdi.
- Benim buna ihtiyacım yoktur.
Elçi parayı alması için çeşitli yollarla onu ikna etmeye çalıştıysa da Tavus, parayı kabul etmedi. Ama bir süre sonra Tavus'un dalgınlığından yararlanan elçi, elindeki parayı Tavus'un evinin ışık penceresine bıraktı. Sonra dönüp emirin yanına gitti ve: «Tavus parayı aldı.» dedi. Aradan bir süre geçtikten sonra emir, Tavus'un kendisi aleyhinde birşey söylediğini duydu ve adamlarına: «Tavus'a haber salın, paramızı bize geri versin.» dedi. Elçisi Tavus'un yanına gidip: «Emirin sana göndermiş olduğu parayı bize iade edeceksin.» deyince o: «Ben onun parasını almadım ki...» diye karşılık verdi. Elçi, dönüp durumu ve Tavus'un cevabını emire iletti. Emir ve adamları, Tavus'un doğru söylediğini anladılar ve: «Parayı ona götürmüş olan adamı bulup getirin.» dediler. Parayı Tavus'a götürmüş olan adam bulundu ve tekrar Tavus'a gönderildi. Adam gidip Tavus'a: «Ey Abdurrahman'ın babası, sana getirmiş olduğum paradan hiçbir şey aldın mı sen?» diye sorunca Tavus: «Hayır.» diye cevap verdi. Bunun üzerine adanı parayı bıraktığı ışık penceresine baktı ve paranın olduğu gibi eksiksiz olarak orada bulunduğunu ve üzerinde örümceklerin ağ ördüklerini gördü. Parayı alıp emire götürdü.»
Süleyman b. Abdülmelik, hacca gittiğinde yanındaki adamlarına: «Bana bir fakih bulup getirin ki, kendisine bazı hac menasikini sorayım.» dedi. Mabeyincisi çıkıp bir fakih aramaya başladı. Tavus'u görünce: «İşte bu, Tavus el-Yemanî'dir.» dediler. Mabeyinci, kendisine: «Mü'minlerin emirinin çağrısına icabet et.» dedi. Tavus: «Beni bu işten affet.» dediyse de mabeyinci kabul etmedi. Onu alıp Süleyman'-ın huzuruna getirdi. Tavus, oradaki durumunu anlatarak şöyle demişti: «Süleyman'ın huzurunda durduğumda kendi kendime: "Allah, buradaki duruşumun hesabını bana soracaktır." dedi.»
Evet, huzuruna girdiğimde Süleyman'a şöyle dedim:
- Ey mü'minlerin emiri, bir kaya parçası Cehennem'in kenarında duruyordu, içine yuvarlandı, yetmiş sene müddetle yuvarlandıktan sonra ancak dibine varıp durdu. Sen o kaya parçasını Cenâb-ı Allah'ın kime hazırladığını biliyor musun?
- Hayır, yazıklar olsun sana, Cenâb-ı Allah, onu kim için hazırlamış? Sen söyle bakalım.
- Hükümdarlık makamına geçtiği halde insanlara zulmeden kimse için hazırlamıştır.»
Zührî'den rivayet olunduğuna göre Süleyman b. Abdülmelik, Ka'be'yi tavaf eden yakışıklı ve kamil bir adam görünce yanında bulunan Zührî'ye: «Bu kimdir ey Zührî?» diye sormuş, Zührî de ona şu cevabı vermiş: «Bu, Tavus'tur, birçok sahabe ile görüşmüştür.» Bunun üzerine Süleyman, haber göndererek Tavus'u yanına çağırttı. Tavus gelince Süleyman, ona şöyle dedi:
- Bize hadis okusana.
- Ebu Musa, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu bana anlattı: «Aziz ve Celil olan Allah'ın nazarında en düşük kimse, Müslümanların yöneticiliğini yapıp da onlara adaletli davranmayandır.» Bunun üzerine Süleyman'ın yüzünün rengi değişti. Başını uzun süre önüne eğdi. Sonra başım kaldırıp Tavus'a şöyle dedi:
- Bize hadis okusana.
- Peygamber (s.a.v.)'in ashabından biri (İbn Şihab'ın ifadesine göre bununla Hz. Ali kastedilmiştir.) dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), beni Kureyş meclislerinden birinde verilen bir yemeğe çağırdı. Yemekte Rasûlullah, şöyle buyurdu: «Sizin Kureyş üzerinde hakkınız vardır. Kureyşlilerin de insanlar üzerinde haklan vardır. Ama kendilerinden merhamet dilenildiğinde merhamet ettikleri, hüküm verdiklerinde adil oldukları, kendilerine teslim edilen emaneti sahiplerine verdikleri sürece onların insanlar üzerinde hakları vardır. Böyle yapmayan kimsenin üzerine Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun. Allah, böyleîerinin farz ve nafile ibadetlerini kabul etmesin!»
Bunun üzerine Süleyman'ın yüzünün rengi değişti. Başını önüne eğdi ve uzun süre öylece bekledi, sonra başını kaldırıp Tavus'a şöyle dedi:
- Bize hadis anlatsana.
- Ibn Abbas, Allah'ın kitabından en son nazil olan ayetin şü ayet olduğunu bana anlattı: «Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.» (el-Bakara, 281.)
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Ömer b. Abdülaziz'in Tavus'a şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«ihtiyacını mü'minlerin emirine (Süleyman'a) arzetsene.
- Benim ona ihtiyacım yoktur.
Tavus'un bu cevabı karşısında Ömer b. Abdülaziz şaşırmıştı.» Süfyan dedi ki: Ka'be'nin karşısında duran İbrahim, yemin ederek bize şöyle dedi: «Şu Ka'be'nin Rabbine yemin ederim ki, Tavus dıŞmda herhangi bir kiftıse, şerefli ile şerefsizi eşit tutmazdı. Onun nazarında şerefli, şerefsiz, soylu, soysuz, herkes eşitti. Süleyman b. Ab-dülmelik'in oğlu gelip Tavus'un yanında oturdu. Tavus, ona dönüp bakmadı. Tavus'a: «Mü'minlerin emiri, senin yanında oturmuş, sen ona dönüp bakmıyorsun, bu olacak şey mi?» denildiğinde o, şu cevabı verdi: «Bunlara ve bunların elinde bulunan şeye tenezzül etmeyen, itibar göstermeyen bazı Allah kullarının bulunduğunu bu ve babası bilsinler diye böyle yaptım.»
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, Tavus'un oğlunun şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hac yolculuğuna çıktık. Bir kasabada mola verdik. Valilere ve hakimlere karşı sert ve katı olduğundan ötürü babama bir zarar gelmesinden korkuyordum. O kasabada Muhammed b. Yusuf un naibi vardı. Adı Eyyüb b. Yahya idi. Eyyüb, Haccac b. Yusuf un kardeşiydi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre o kasabadaki naib, İbn Nü-ceyh'ti. İktidar tarafından atanan valilerin en murdarı, en kibirlisi ve en zorbasıydı. Mescitte sabah namazına durduk, bir de baktım ki, İbn Nüceyh babamın o kasabada bulunduğunu duyduğu için- geldi ve babamın önünde oturdu. Babama selam verdi, ama babam selamını almadı. Sonra konuşmaya başladı. Babam ondan yüz çevirdi, kendisi de babamın döndüğü tarafa döndü ama bu defa babam yüzünü öbür tarafa çevirdi. Bu olup bitenleri görünce kalkıp naibin yanma gittim. Elinden tutup ona şöyle dedim: «Babam seni tanımadı.» Böyle dediğimi duyan babam: «Hayır, onu iyi tanıyorum.» diye araya girdi. Naib: «O beni iyi tanıyor, tanıdığı için bu gördüklerini bana yaptı.» dedi. Sonra hiçbir şey demeden sessiz sedasız çekip gitti, eve girdiğimde babam bana şöyle sitem etti: «Ey alçak! Başka zaman, "Şu valilere ve halimlere karşı kılıçla çıkmak istiyorum." dediğin halde şimdi bunlara karşı dilini dahi tutamıyorsun.»
Ebu Abdillah eş-Şamî dedi ki: «Tavus'a gittim, içeri girmek için izin istedim. Kapıya oğlu çıktı, ama oğlu çok yaşlı idi. Ona dedim ki:
- Sen Tavus musun?
- Hayır, ben onun oğluyum.
- Sen onun oğluysan demek ki ihtiyar baban bunamıştır.
- Âlim adam bunamaz.
İçeri girdim. Tavus, bana şöyle dedi:
- Sor soracağını, ama lafı fazla uzatma.
- Sözü ne kadar özlü söylesem de senin huzurunda bunu beceremem ki.
- Sen bu meclisimde Tevrat'ı, İncil'i ve Furkan'ı senin için bir araya getirmemi mi istiyorsun?
- Evet.
- Öyleyse Allah'tan o kadar kork ki, senin nazarında ondan daha korkulu birşey olmasın ve Allah'tan o kadar ümitvar ol ki, ona olan ümidin, ondan hissettiğin korkundan daha kuvvetli olsun. Kendin için istediğin şeyi insanlar için de iste.
Kıyamet günü mal ile sahibi hesap yerine getirilir. İkisi birbirleriyle tartışırlar. Mal sahibi, mala şöyle der:
- Seni şu kadar günde şu kadar ayda şu kadar senede topladım.
- Senin ihtiyaçlarını karşılamadım mı? Ama ben ve bana olan sevgin, Allah'ın emrini yapmana engel olduk.
- İplerle bağladığımız ve sağlama almaya çalıştığımız, kendimizi uğruna feda ettiğimiz mal işte budur.»
Osman b. Ebi Şeybe, Habib b, Ebi Sabit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Benim yanımda beş kişi toplandı- ki, bunlar gibi başka bir beş kişi benim yanımda artık toplanamazlar. O beş kişi şunlardır: Atâ, Tavus, Mücahid, Said b. Cübeyr ve İkrime.»
Süfyan dedi ki: Ubeydulah b. Ebi Yezid'e şöye bir soru sordum:
- Kiminle birlikte İbn Abbas'm yanma gidiyorsun?
- Atâ ve avam tabakasından bazılarıyla birlikte gidiyorum. Tavus ise, havas tabakasından bazı kimselerle birlikte gidiyor.
Habib dedi ki: Tavus bana şöyle dedi: «Sana bir hadis anlattığımda onu sabit görmüş isen, artık başkasına sorma.» Başka bir rivayette anlatıldığına göre şöyle demiştir: «Onu benden başkasına sorma.»
Ebu Üsame, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabından elli kişiye ulaştım.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Tavus'un oğlunun şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Babama dedim ki:
- Falan kadınla evlenmek istiyorum.
- Git, o kadına bak.
Eve gidip düzgün ve güzel elbiselerimi giyindim. Başımı yıkadım, -yağ süründüm. Babam beni bu halde görünce:
- Otur, artık gitme, dedi.»
Tavus'un oğlu Abdullah dedi ki: «Babam Mekke'ye giderken bir ay yürürdü. Dönüşünde de bir ayda gelirdi. Kendisine bunun sebebini sordum, bana şöyle açıkladı: «Bana ulaşan bir rivayette anlatıldığına göre kişi, Allah'a taat uğruna yolculuğa çıktığında evîne dönünceye kadar Allah yanında sayılır.»
Hamza, Halid b. Ka'b'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, Yemen'den yola çıkarken su içmezdi. Ancak şu cahiliye döneminden kalma eski kuyulardaki sulardan içerdi.»
Adamın birisi, Tavus'a: «Bana dua et. Allah'tan niyazda bulun.» deyince ona şu cevabı verdi: «Sen kendi nefsin için dua et. Çünkü Cenâb-ı Allah, darda kalmış kimsenin duasına icabet eder.»
Taberanî, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Geçmiş zamanlarda akıllı, düşünceli bir adam vardı. Bu adam yaşlandı, evine kapanıp oturmaya başladı. Bir gün oğluna: «Artık evde sıkıldım. Yanıma bazı adamlar getir ki, benimle konuşsunlar, sohbet edelim.» dedi. Oğlu gidip birkaç kişiyi topladı ve onlara: «Babamın yanına gelin ve onunla sohbet edin. Eğer nahoş bir sözünü duyarsanız onu mazur görün. Çünkü o yaşlanmıştır. Ama hayırlı ve güzel bir sözünü duyarsanız onu da kabul edin.» dedi. Adamlar eve gelip yaşlı adamla merhabalaştılar. Onlara söylediği ilk söz şu oldu: «En akıllı kimse, takvalı olan kimsedir. En aciz kimse de günahkar olan kimsedir. Adam, bir kadınla evlenecek olduğunda salih bir madenden olan (asaletli) bir kadınla evlensin. Bir kimsenin bir günahına rastla-dınızsa onu ikaz edin. Çünkü onun başka günahları da vardır.»
Seleme b. Şebib, Ömer b. Müslim el-Cirî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Tavus, oğluna dedi ki: «Beni mezara defnettiğin zaman mezarıma bak. Eğer beni orada bulmazsan Allah'a hanıdet. Eğer beni orada bulursan, doğrusu bizler Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz.»
Abdullah dedi ki: «Tavus'un oğullarından birisi bana, babasının mezarına baktığını, onu mezarında bulamadığını söyledi ve o çocuğun yüzünde sevinç aydınlığı görülüyordu.»
Kabise, Tavus'un şöyle dua ettiğini rivayet etmiştir:
«Allah'ım, beni mal ve evlat çokluğundan yoksun bırak, bana iman ve amel nasib et.»
Süfyan, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Eğer Tavus b. Keysan'ı görseydin, onun asla yalan söylemeyen bir kimse olduğunu anlardın.»
Avn b. Selam, İmran b. Halid el-Huzaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Atâ'nm yanında oturmaktaydım. Adamın birisi gelip ona şöyle dedi: Ey Muhammed'in babası! Tavus diyor ki: «Yatsı namazını kıldıktan sonra iki rekat daha kılan ve bu fazla namazın birinci rekatında Secde sûresini, ikinci rekatında ise Mülk sûresini okuyan bir kim-.seye; Arefe'de vakfe etmişçesine ve kadir gecesini ihya etmişçesine sevap yazılır.»
Ata, buna şu cevabı verdi: «Tavus, doğru söylemiştir. Ben de bu iki rekat namazı asla terketmedim.»
İbn Ebi's-Sirrî,Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İsrail oğullarından bir adam vardı, delileri tedavi ederdi. Güzel bir kadın delirmişti. Kadını bu adamın yanma tedaviye getirdiler. Adam, kadından hoşlandı, onunla cinsel ilişkide bulundu ve hâmile bıraktı. Şeytan gelip adama dedi ki: «Eğer bu yaptığın duyulursa rezil rüsvay olursun, duyulmaması için bunu Öldür ve evine defnet.» Adam, kadını öldürüp kendi evine defnetti. Sonra aradan bir süre
geçti. Kadının ailesi gelip hastalarının durumunu sordular. Adam: «Hastanız öldü.» dedi. Salih ve itibarlı bir kimse olarak bilindiği için kadının sahipleri onu itham etmediler, ama şeytan onlara gidip: «Hastanız ölmedi, aksine o adam hastanızla cinsel ilişkide bulunup hamile bıraktı, öldürüp kendi evine, falanca yere defnetti.» dedi. Bunun üzerine kadının ailesi, o adama gelip: «Seni suçlamıyoruz, yalnız kadını nereye defnettiğini ve seninle birlikte kimlerin de bulunduğunu bize söyle.» dediler. Adamın evini kazdılar ve kadını defnedildiği yerde buldular. Adamı yakalayıp hapse attılar. Şeytan adama gelip: «Ben senin arkadaşınım, dostunum. Eğer şu içinde bulunduğun sıkıntılı durumdan kurtulmak ve bu zindandan çıkmak istiyorsan, Allah'ı inkar et.» dedi. Adam, şeytana uyup Aziz ve Celil olan Allah'ı inkar etti. Fakat kadının sahipleri yine onu öldürdüler. O esnada şeytan da ondan uzaklaştı.
Tavus dedi ki: Bildiğime göre şu aşağıdaki ayet-i kerimeler, o adam ve benzerleri hakkında nazil olmuştur:
«İkiyüzlülerin durumu insana: "İnkar et!" deyip, insan da inkar edince: "Doğrusu ben senden uzağım; âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." diyen şeytanın durumu gibidir.» (ei-Haşr, 16.)» Taberanî, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İsrail oğullarından bir adamın dört oğlu vardı, adam hastalandı. Oğullarından birisi, kardeşlerine şöyle dedi: «Ya siz babamın bakıcılığını yaparsınız ve mirasından birşey almazsınız, ya da ben babamın bakıcılığını yaparım ve mirasından da birşey almam.» Neticede babasının bakıcılığını yaptı. Ölünce de babasını defnetti ve mirasından birşey almadı.
Bu oğlu^ yoksul ve çoluk çocuk sahibiydi. Bir rüya gördü, rüyasında kendisine şöyle denildi: «Falanca yere git, orayı kaz, orada yüz dinar bulacaksın, o paraları al.» Rüyada kendisine böyle diyen adama sordu: «O parayı bereketle mi alacağım yoksa bereketsiz mi alacağım?» Adam da: «Hayır, bereketsiz alacaksın.» diye cevap verdi. Sabah olunca rüyasını karısına anlattı, karışı da: «Git, o parayı al, onun bereketi o parayla bana elbise giydirmen ve geçimimizi sağlamandır.» dedi. Adam bunu kabul etmedi ve: «İçinde bereket olmayan birşeyi almam;» dedi.
;Akşam olup uykuya daldığında yine rüya gördü. Rüyada kendisine «Falanca yere git, orada on dinar bulacaksın, o paraları al.» denildi. O da: «Bereketle mi yoksa bereketsiz mi?» diye sordu. «Hayır, bereketsizdir.» diye cevap verildi. Sabah olunca rüyasını karısına anlattı. Karısı yine aynı şeyleri söyledi. O yine bu paraları almayı kabul etmedi. Üçüncü gece de aynı rüyayı gördü. Kendisine: «Falanca yere git, orada bir dinar bulacaksın, o parayı al.» denildi. «Bereketle mi yoksa bereketsiz mi?» diye sorunca: «Bereketle.» diye cevap verildi. "İşte o zaman olur." dedi.
Sabah olunca rüyada kendisine tarif edilen yere gitti, orada bir dinar buldu. Yolda iki balık götürmekte olan bir balıkçı gördü. Balıkları kaça satacağını sorunca balıkçı, bir dinara satacağını söyledi. Adam, elindeki bir dinara o iki balığı aldı. Evine götürüp karısına teslim etti. Karısı da balıklan temizlemeye başladı. Balıklardan birinin karnını yarınca içinde değeri takdir edilemiyecek bir inci buldu. İnsanlar, o inci gibisini asla görmemişlerdi. Sonra diğer balığın karnını da yarınca onda da aynı incinin bir benzerini gördü.
Bu sırada zamanın hükümdarı bir inci almak istedi. İnciyi almaları için adamım piyasaya gönderdi, ama hükümdarın istediği inciyi bulamadılar. Neticede o adamın yanında buldular. Hükümdar, adamına: «Git, o inciyi bana getir.» dedi. Adam gidip inciyi getirdi.,Hü-kümdar inciyi görünce Cenâb-ı Allah, o inciyi hükümdarın gözünde kıymetlendirdi ve tatlılaştırdı. Hükümdar: «Bunu bana satın alın.» dedi. İncinin sahibi: «Ben bunu otuz katır yükü altından eksiğe vermem.» dedi. Hükümdar, «Sununla anlaşın.» dedi. Çıkıp hazineye gittiler. Otuz katır yükünü incinin sahibine verdiler ve inciyi ondan aldılar.
Hükümdar, inciye bakınca çok hoşuna gitti ve: «Bunun bir benzerini daha bulmak gerekir. Yoksa bu yalnız başına bir işe yaramaz.» dedi. Gidip o adama: «Bu incinin bir benzeri daha var mı sende? Eğer varsa sana verdiğimiz altınların bir mislini daha veririz.» dediler. Adam: «Gerçekten verir misiniz?» diye sorunca, «Elbette veririz.» dediler ve inciyi alıp hükümdara götürdüler. Hükümdar, inciyi görünce âdeta inciye aşık oldu ve: «İncinin sahibini razı edin.» dedi. Ona otuz katır yükü altın daha verdiler.» Doğrusunu Allah bilir.
Abdullah b. Mübarek, Davud b. Sabur'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Tavus'a: «Bize bazı dualar oku.» dedik. O da şu cevabı verdi: «Bunun bir sevabı olacağım tahmin etmiyorum.»
İbn Cerir, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Buhl, kişinin kendi elinde bulunan şeyleri vermeyip cimrilik yapmasıdır. Şuhh ise, kişinin insanların elinde bulunan şeyleri haranı yolla elde etmeyi istemesi ve kanaatsiz olmasıdır. Başka bir rivayette anlatıldığına göre şuhh, kanaati terketmektir veya başkasının elinde bulunan şeyler hususunda cimri davranmasıdır ki, bu da kalbî hastalıklardandır. Kulun kendini elden geldiğince bu hastalıktan uzak tutması gerekir. Çünkü şuhh, bize cimriliği emreder. Nitekim sahih hadiste Peygamber Efendimiz, şöyle buyurmuşlardır: "Şuhhtan sakının, çünkü şuhh, sizden öncekileri helak etti. Onlara cimriliği emretti, onlar da cimrilik yaptılar. Sıla-i rahmi kesmelerini de emretti onu da kestiler. İşte bu, dünyaya tutkun olmak ve dünyayı sevmektir."»
İbn Ebi Şeybe, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Dikkat edin, bir adam geceleyin on ayet okuyup sabahladığında kendisine yüz veya daha fazla sevap yazılır, daha fazla okuyana daha fazla sevap yazılır.»
Kuteybe b. Said, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Gencin ibadeti, evlenmedikçe tamamlanmaz.»
Süfyan, İbrahim b. Meysere'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, bana şöyle dedi: «Ya evlenirsin, ya da Ömer b. Hattab'm Kbu'z-Zevaid'e söylediğini ben de sana söylerim. Ömer, Ebu'z-Zeva-id'e: "Evlenmene engel olan şey ya acizliğin ya da facirliğindir." demişti.»
Tavus dedi ki: «Müminin dinini ancak çukuru muhafaza eder.» (Çukur kelimesiyle karısının tenasül organı kastedilmiş olmalı.)
Abdürrezzak, Mamer b. Tavus'un ve başkalarının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Adamın birisi, Tavus'la beraber yolda yürüyordu. Adam bir karganın öttüğünü duyunca, «Hayırdır.» dedi. Tavus da ona şu cevabı verdi: «Bunda ne hayır, ne de şer var. Artık benimle arkadaşlık etme ve benimle beraber yürüme.»
Bişr b. Musa, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İnsan, sabahladığı zaman şeytan onu takib eder. İnsan, evine vardığında hane halkına selam verirse, şeytan geride durur ve: "Burada bizim için istirahat yeri yoktur." der. Yemeği kendisine getirildiğinde insan Besmele çekerse o zaman: "Burada bizim için ne yemek var, ne de istirahat yeri var." der. Ama insan evine girerken selam vermezse, o zaman şeytan: "Burada kendimize istirahat yeri bulduk." der. Yemeği getirildiği zaman insan Besmele çekmezse, o zaman şeytan: "Burada hem bize yiyecek var, hem de istirahat yeri var." der. Akşamleyin de aynı şeyleri söyler. Melekler, ademoğlunun namazını: "Falan adam, namazında şunu ve şunu fazl al aştırdı. Falan adam da namazında şunu ve şunu eksiltti." diye yazarlar. Rükûda, huşûda ve secde hususunda da aynı şeyleri yazarlar.»
Tavus dedi ki: «Cehennem ateşi yaratıldığında meleklerin yürekleri ağızlarına geldi. Adem yaratıldığında ise sakinleştiler. Adem, gök gürültüsünü duyunca: "Kendisine teşbihte bulunulan Allah, noksanlıklardan münezzeh ve yücedir." diyordu.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Mücahid'in Tavus'a şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ey Abdurrahman'm babası, ben seni Ka'be'de namaz kılarken gördüm. Peygamber (s.a.v.) de kapıda duruyor ve sana şöyle diyordu:
«Peçeni aç ve okuyuşunu belirgin, açık seçik yap.» Tavus da Mücahide: «Sus, bu sözünü kimse duymasın.» dedi. Sonra düşüncelere daldı ve nihayet konuşmaya başladı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Tavus'un Ebu Nüceyh'e şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ey Ebu Nüceyh! Konuşup aynı zamanda Allah'a karşı takvalı olan kimse, susup aynı zamanda Allah'a karşı takvalı olan kimseden daha hayırlıdır.»
Mis'ar, bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Tavus, seher vakti bir adama gitti. Adamın uyumakta olduğunu söylediler, o da şöyle cevap verdi: «Seher vakti uyuyan bir kimse bulunacağını sanmıyorum.»
Sevrî dedi ki: «Tavus, kendi evine kapanıp oturmaya başlamıştı. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şöyle cevap vermişti: «Deylet başkanlarının zulmü ve insanların fesadı beni buna zorladı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, soğuk bir kış gününün sabahında namazını biraz gecikmiş olarak kılmakta iken Yemen valisi ve Haccac b. Yusuf un kardeşi Muhammed b. Yusuf yanından geçti. Tavus, o esnada secde halindeydi. Vali ise bineğinin üzerindeydi, secde halindeki Tavus'un üzerine çok pahalı ve kıymetli bir şal ya da taylesan atılmasını emretti. Üzerine o şal veya taylesanı attıkları halde Tavus, secdeden başını kaldırmadı. Nihayet namazını tamamlayıp selam verdiğinde üzerinde bir şal bulunduğunu gördü. Silkinerek üzerinden attı ve hiç bakmadan geçip evine gitti. Şal, yerde kaldı.»
Nuaym b. Hammad, Tavus'tan rivayet etti ki, İbn Abbas şöyle demiştir: «Ademoğlunun söylediği her söz, hatta hastalık halindeki inlemesi bile defterine kaydedilir ve bu onun aleyhine olur.»
İmam Ahmed b. Hanbel, hastalandığında inlemeye başladı. Kendisine: «Tavus, hastanın inlemesini hoş karşılamazdı.» dediklerinde inlemeyi bıraktı.»
Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Davud b. Şabur'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Adamın birisi, Tavus'a: «Bizim için Allah'a dua et.» deyince o, şu karşılığı verdi: «Kalbinde Allah korkusunu göremiyorum ki, senin için dua edeyim.»
İbn Talut, Hasan b. Ebi'l-Hüsayn el-Anberî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Tavus, kelleci dükkanının önünden geçti. Dükkancı tezgah üzerine kelleleri dizmişti. Bunu gören Tavus bayıldı.»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Tavus, pişmiş kelleleri gördüğü günün akşamında asla yemek yemezmiş.
İmam Ahmed b. Hanbel, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ölüler, mezarlarında açlıkla imtihan edilirler. İmtihan edildikleri günlerde yakınlarının kendileri için hayrat yaparak yemek vermelerini çok arzularlar.»
fbn İdris, kadınlardan bahsedildiği zaman Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Onlarda geçmişlerin ve geride kalmışların küfrü
vardır.»
Ebu Asım, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Denilir ki: «Zamanında maymuna secde et. Yani iyi hususlarda ona uy.»
Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Tavus'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kendim kadar kendi nefsinden emin ve güvende olan başka birini görmedim. Öyle bir adam gördük ki, eğer bana: "Tanıdıkların arasında en faziletli kişi kimdir?" diye sorsalardı o adamı gösterirdim. Bir süre böylece kaldım. Sonra o adam, karın sancısına yakalandı, karnı su gibi ter dökmeye başladı, iştahı da açıldı, onu bir post üzerinde gördüm. O kadar çok terliyordu ki, hangi tarafından daha çok ter döküldüğünü anlayamadım. Nihayet ter içinde kalarak öldü.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Beşer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Tavus, yürürken salınarak giden Kureyşli bir grup genci görünce onlara şöyle dedi: «Babalarınızın giymediği elbiseleri giyiyorsunuz, damatların ve gerdeğe girenlerin beğenmedikleri bir şekilde de yürüyorsunuz.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Mamer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Tavus, bir yol arkadaşı hastalandığı için onunla ilgilendi ve haccı kaçırdı.»
Mis'ar b. Küdam, Tavus'tan rivayet etti ki; İbn Abbas, şöyle demiştir:
Kıraati en güzel adamın hangisi olduğu sorulduğunda peygamber (s.a.v.), şöyle cevap verdi: «Kıraatini işittiğinde A.ziz ve Celil olan Allah'tan korktuğunu anladığın kimsedir.»
İbn Lühey'a, Tavus'tan rivayet etti ki, İbn Abbas, şöyle demiştir:
«Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: İnsanların kıraati en güzel olanı, Kur'ân okurken okuyuşuyla hüzünlenen kimsedir.»
Tavus, Abdullah b. Amr b. As'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), üzerimde asfurla boyalı iki elbise görünce bana: «Annen mi bunları giymeni emretti?» diye sordu. Ben de: «Bunları yıkayayım mı?» diye sordum. «Hayır, birini yıka.» diye cevap verdi.»
Muhammed b. Mesleme, Tavus tariki ile İbn Ömer'den rivayet et-to ki, Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
«Kaba ve haşin adamlarla sert muhafızlar ve zalimlerin yardımcılan, Cehennem köpekleridir.»
Taberanî, Tavus tariki ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.)'m Ebu Talib oğlu Ali'ye şöyle dediğini işittim:
«Ey Ali, mü'minlerden çok kişiyi dost edin, dünyada ne kadar çok dostun olursa bu, ahirette senin için bereket olur.» Hz. Ali, bu buyruğu aldıktan sonra bir süre insanlardan karşılaştığı herkesi ahiret için kendine dost edindi. Bundan sonra Rasûlullah'ın yanına gitti. Rasûlullah (s.a.v.): «Ey Ali, sana verdiğim emri yerine getirdin mi?» diye sorunca o: «Evet, yerine getirdim ya Rasûlallah.» diye cevap verdi. Rasûlullah (s.a.v.) da: «Haydi git, onların haberlerini dene.» dedi. Hz. Ali gitti, sonra başını önüne eğmiş olarak Rasûlullah'ın yanma geldi. Rasûlullah (s.a.v.), yine: «Haydi git, onların haberlerini dene.» dedi. Hz. Ali gitti. Bu defa gülümseyerek Rasûlullah'ın yanına döndüv Rasûlullah (s.a.v.), ona: «Ey Ali, öyle sanıyorum ki, sadece ahiretlik adamlar seninle dostlukta sebat ettiler.» dedi. Hz. Ali de: «Hayır, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, öyle değil.» deyince Rasûlullah (s.a.v.), ona şu karşılığı verdi: «O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar. Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur." der.» (ez-Zuhruf, 67-68.) Ey Ali, sen kendi işine bak, diline sahib ol, zamanındaki insanlardan seninle muaşerette bulunanları görmezden gel ki, salim va kazançlı olasın.»
Bu rivayet, ancak bu yolla gelmiştir. Bu hususta bildiğimiz budur. Doğrusunu Allah bilir.

