İbn Asakir, Zeyd b. Vakid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Velid, Şam camiinin inşaatında çalışan işçilerin üzerine beni a-mir yaptı. Kazı esnasında bir mağara bulduk. Bunu Velid'e haber verdik. Gece olduğunda o, eline mum alarak yanımıza geldi ve mağaraya indiğinde içerisinin 3x3 zira boyutunda bir kilise olduğunu gördü. Kilisede bir sandık vardı, sandığı açtığında içinde bir sepet buldu. Sepette de Zekeriya peygamberin oğlu Yahya (a.s.)'nın başı vardı ki, üzerinde, "Bu, Zekeriya oğlu Yahya'nın başıdır." diye yazılıydı. Velid, emir vererek onu yine yerine koydurttu ve: "Bu mağaranın üzerine diğerlerinden değişik bir sütun dikin." diye emir verdi. Biz de mağaranın üzerine diğerlerininkine nispetle daha büyük başlı bir sütun koyduk.»
Başka bir rivayette Zeyd b. Vakid'in şöyle dediği nakledilmektedir: "O mağara, kıble duvarının örülmesinden önce duvarın alt tara-finda bulundu. Yahya (a.s.)'mn başını Büceyle mescidi yanındaki kıble cihetindeki kanalda buldular. Bu baş, kase sütununun altına konuldu."
Evzaî ile Velid b. Müslim'in ifadelerine göre Yahya (a.s.)'mnbaşı, iri başlı dördüncü sütunun altına yerleştirilmiştir.
Ebu Bekir b. el-Beramî, Süfyan-ı Sevrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şam mescidinde kılınan bir namaz, başka yerde kılman 30.000 namaza bedeldir." Bu cidden gariptir.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Vasile b. Eska, Emevi camiinin Ciron kapısı yanındaki kapısından çıkarken Ka'bü'l-Ahbar'la karşılaşmış, Ka'b ona şöyle sormuş:
- Nereye gidiyorsun?
- Mescid-i Aksa'ya gideceğim.
- Gel, Emevi camiinde sana bir yer göstereyim ki, orada namaz kılan kimse, Mescid-i Aksa'da namaz kılmış gibi sevab kazanır.
Ka'b, onu alıp götürmüş ve ona halifelerin çıkış yeri olan Babü'l-Asfar ile batı revakı arasındaki yeri göstermiş ve şöyle demiş:
- Bu iki nokta arasında namaz kılan kimse, Mescid-i Aksa'da namaz kılmış gibi sevap kazanır.
- Öyleyse burası hem benim, hem de kavmimin meclisi olsun.
- Öyle olsun.
Bu da cidden garip ve münker bir rivayettir. Böyle rivayetlere iti- edilemez.
Velid b. Müslim'in şöyle dediği rivayet edilir: Velid b. Abdülmelik, Sam mescidinin inşa edilmesi için emir verdiğinde işçiler msscidin kıble duvarının örüleceği yerin altında nakışlı ve yazılı bir taş levha buldular. Durumu Velid'e bildirdiler. Kimse taşı çıkaramıyordu. Bizanslı ustalara haber gönderdi. Onlar da geldiklerinde çıkaramadılar. Sonra Şam'daki eski ustaları çağırttı, onlar da çıkaramadılar. Vehb b. Münebbih'e başvurması söylendi. Haber gönderip onu yanına çağırttı. Vehb geldiğinde ona taş levhanın bulunduğu yeri söylediler. Gidip baktığında -oranın Hud peygamber tarafından inşa edildiği söylenir-taş levhayı okumaya başladı. Taşta şunlar yazılıydı:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ey ademoğlu! Ecelinin az kaldığını görseydin uzun emellerinden vazgeçip zahid olurdun. Çünkü ayağın kayıp öldüğünde pişmanlıkla karşılaşacaksın. O zaman ailen ve maiyetindeki adamların seni Azrail'e teslim edecekler, dostların, arkadaş ve yakınların- seni ona bırakacaklar. Sonra sana seslenilecek, sen cevap veremez hale geleceksin. Ailene, işinin başına dönemiyeceksin. Şu halde kıyamet günü gelmeden önce kendi nefsin için çalış. Ecelin gelmeden, hasret ve pişmanlıkla karşılaşmadan, ruhun bedenini terketmeden, salih amel işle. Bu dünyada topladığın malın, sahib olduğun çocuğun, geride bıraktığın kardeşin sana fayda veremez. Daha sonra toprak altında, âlem-i berzaha göçecek, ölülerle komşu olacaksın. Ölmeden önce hayatının kıymetini bil, zayıflamadan önce gücünün değerini bil. Hastalanmadan önce sağlığının kıymetini takdir et. İlahi gazaba yakalanmadan, artık salih amel işliye-miyecek hale gelmeden fırsatı değerlendir." Bu levha, Davud peygamber zamanında yazılmıştı.
İbn Asakir dedi ki: Velid b. Abdülmelik zamanında Emevi camii inşa edilirken inşaat alanında kazı yaparlarken kilitli, taştan bir ka-pıya rastladılar. Kapıyı açamadılar. Durumu Velid'e bildirdiler. O da kapının yanma geldi, huzurunda kapı açıldı. İçeride bir mağarada taştan bir insan heykeli gördüler. Bu heykel, taştan bir ata bindirilmişti. Heykelin bir elinde mihrabtaki kırbaç vardı. Diğer eli ise yu-ttmlu idi. Yumulu elin kırılmasını emretti. Kırdıklarında içinde biri buğday, diğeri arpa olmak üzere iki tahıl tanesi çıktı. Bunun ne anlama geldiğini sorduğunda kendisine şöyle dediler: "Eğer o eli kırdır-pıasan ve kendi haline bıraksaydın bu şehirde arpa ve buğdaya asla kmııl düşmeyecekti."
Yüz sene yaşayan Hafiz Ebu Hamdan el-Verrak dedi ki: Bazı ihtiyarların şöyle dediklerini işittim: Müslümanlar, Şam'a girdiklerinde Mukaslat üzerindeki direğin üstünde, elini yumuk halde uzatmış bir insan heykeli gördüler. Yumuk eli kırdıklarında içinde bir buğday tanesi çıktı. Bunun ne anlama geldiğini sorduklarında onlara şöyle cevap verildi: "Şu buğday tanesini, Yunan filozofları bu heykelin avucu-na yerleştirdiler ki, bu ülkedeki buğdaylara kımıl musallat olmasın. Bu sayede kımıl bu ülkede senelerce kalsa bile buğdaylara musallat olmaz."
İbn Asakir dedi ki: Ben Mukaslat kilisesinin kemerleri üzerinde et pişirme ızgaralarını gördüm. Mukaslat kilisesi,, büyük çarşının kemerleri üzerine kurulmuştu ki, sabuncular ve aktarlar bugünde oradadırlar. İslâm askerleri Şam'ı fethettiklerinde Ebu Ubeyde, Cabiye kapısından, Halid b. Velid doğu kapısından, Yezid b. Ebu Süfyan da küçük Cabiye kapısından şehre girdiler.
Abdülaziz et-Temimî, Ebu Nasr Abdülvahhab b. Abdullah el-Mir-rî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Şamlı ihtiyarlardan oluşan bir cemaatın şöyle dediklerini işittim: Emevi camiinin tavanında, kıble duvarı tarafında Yunan filozoflarının yaptıkları tılsımlar vardır. Pislikler ve fena kokuları engelleyen tılsımlar... Bu tılsımların bulunduğu yere kargalar ve pislikler girmez. Fare, yılan ve akrepler için de tılsımlar vardır. Bu tılsımların bulundukları kısma fareler asla girmezler. Ancak bu tılsımların tesirlerini yitirmek üzere olduklarını sanıyorum. Örümceklerin ağ örmemeleri için de gerekli tılsımlar bu camiye yerleştirilmiştir.»
Hafız İbn Asakir dedi ki: Dedem Ebu Fadl Yahya b. Ali'nin şöyle dediğini işittim: Ben, Emevi camiinde yangından önce diğer haşereler içinde tılsımların bulunduğunu gördüm. Bu tılsımlar, örtüler içinde tavana asılıydılar. Yangından önce bu tılsımlar nedeniyle camide haşerelere rastlanmazdı. Hicretin 461. senesi şaban ayının ortalarında ikindiden sonra çıkan yangında bu tılsımlar yandı. Şam'da çok tılsımlar vardı, ancak o tılsımlardan Ulebiyyin çarşısında olup tepesinde büyük bir küre bulunan bir sütun kalmıştır ki, bu da idrar yapmakta zorluk çeken hayvanların tedavisi için yararlı olmaktadır. İdrar yapmakta zorluk çeken bir hayvanı, bu sütunun etrafında üç kez döndürdüklerinde rahatlıkla idrar yapmaya başlar. Şeyhimiz İbn Teymiye, bu konuda şöyle demiştir: "O sütunun altında bir müşrikin mezarı bulunmaktadır. Müşrik, mezarında azab çekmektedir. Orada döndürülen hayvanlar müşrikin feryadını işittiklerinde korkup idrar yapmaya başlarlar. Bu nedenledir ki, kabız olan hayvanları Yahudi ve Hristiyanlann mezarlarına götürdüklerinde hayvanların kabızlıkları açılır. Bu da hayvanların mezarda azap görenlerin feryadlannı işitmelerinden kaynaklanmaktadır."
Doğrusunu Allah bilir.

