Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Abdullah b. Şihab b. Abdullah b. Haris b. Zühre b. Kilab b. Mürre Ebu Bekir el-Kureşi ez-Zührî. İslâm imamlarının meşhurlarındandır. Kadri yüce bir tabiidir, birden fazla tabiiden ve diğerlerinden hadis dinlemiştir.
Hafız İbn Asakir, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Medineliler kıtlığa, şiddetli bir kuraklığa maruz kalmışlardı. Şam'a göçtüm, çoluk çocuğum fazlacaydı. Nüfusum kalabalıktı. Şam camiine gittim ve oradaki ders halkalarının en büyüğünde oturdum, bir adamın halife Abdülmelik'in huzurundan çıktığını gördüm. Adam: «Halife bir meselenin çözümünü arıyor. Said b. Müseyyeb'ten bir hadis duymuş ve Ömer b. Hattab tarikiyle Said'in rivayet etmiş olduğu hadiste çocuklu kadınların mirastaki payları hususunda farklı bir görüş ileri sürülmüş.» dedi. Ben de: «Said b. Müseyyeb'in Ömer b. Hattab tarikiyle rivayet ettiği hadisi biliyorum.» dedim. Bunun üzerine adam elimden tuttu ve beni halife Abdülmelik'in huzuruna götürdü. Halife, kimlerden olduğumu sorunca soyumu, sopumu anlattım; ihtiyacımı, çoluk çocuğumun kalabalık oluşunu da söyledim. Kur'ân'ı ezberleniiş olup olmadığımı sorunca hem Kur'ân'ı, hem farzları, hem de sünnetleri ezberlemiş olduğumu söyledim. Bana bu konularda her ne sorduysa cevabını verdim. Bunun üzerine borcumu ödedi ve bana armağan verilmesini emretti. Sonra da, «İlim öğren, çünkü ben senin hıfzedici gözün, zeki de bir kalbin bulunduğunu görüyorum.» dedi. Ben de Medine'ye döndüm. İlim taleb etmeye ve araştırmaya başladım. Duyduğuma göre Küba'da bir kadın tuhaf bir rüya görmüştü. Yanma gidip rüyasını sordum. Kadın bana şöyle anlattı:
«Kocam kayboldu, bize geride bir hizmetçi, bir koyun ve birkaç hurma ağacı bıraktı. Koyunun sütünü içeriz; hurma ağaçlarının da meyvelerini yeriz. Bir ara ben uyku ile uyanıklık arasında iken büyük oğlumun koşarak gelip bıçağı aldığım ve koyunun kuzusunu kestiğini; «Şu kuzu, koyunun bize vereceği sütü azaltıyor.» dediğini, kazan kurup kuzuyu parçalayarak içine attığını, sonra tekrar bıçağı eline alıp kendisinden küçük olan kardeşini boğazladığını gördüm. Sonra da korku ve panik içinde uyandım. O esnada büyük oğlum gelip: «Süt nerede?» diye sordu. Ben de kuzunun içtiğini söyleyince: «Zaten o bizim sütümüzü azaltıyor.» dedi. Bıçağı alıp kuzuyu kesti ve kazana koydu. Ben de gördüklerimden korkarak yerimde durdum, küçük oğlumu alıp komşulardan birinin evine götürüp sakladım. Tekrar eve döndüm ama gördüklerimden son derece korkmuştum. Gözlerim tekrar yumulmaya başladı, uyudum. Rüyada birinin bana şöyle dediğini gördüm:
- Neyin var, niçin üzüntülüsün?
- Bir rüya gördüm, o rüyadan ötürü panik içindeyim ve olacaklardan da korkuyorum.
- Ey rüya, ey rüya!..
Böyle seslenmesi üzerine gerçekten çok güzel bir kadın bana doğru geldi ve sesin sahibi şöyle dedi: - Ben bu saliha kadını kasdetmemiştim. O kadın da:
- Ben iyilikten başka birşey istemedim, dedi. Sonra sesin sahibi:
- Ey düşler, ey düşler! diye seslendi. Öncekine nisbetle daha az güzel olan bir kadın geldi, sesin sahibi:
- Ben bu saliha kadını kasdetmemiştim, dedi. Gelen kadın da:
- Ben hayır ve iyilikten başka birşey kasdetmedim, dedi. Sonra sesin sahibi:
- Ey karışık rüyalar, ey karışık ve asılsız rüyalar! diye seslendi. Bu defa gerçekten çirkin ve siyahi bir kadın bana doğru geldi. Sesin
sahibi:
- Ben bu saliha kadım kasdetmemiştim, dedi.
Kadın da:
- Bu saliha bir kadındır ve bunu şu anda ona bildirmek istedim, dedi. Sonra uyandım. Oğlum geldi, sofrayı kurdu. Sonra: «Kardeşim nerede?» diye sordu: Ben de: «Komşulardan birinin evine gitti.» dedim. Peşine düştüm, sanki bundan haberdar olmuş gibiydi. Kardeşi gelince onu öpmeye başladı. Sonra hep birlikte oturup yemeğimizi yedik.»
Zührî, Muaviye'nin hilafetinin son zamanlarında, hicretin ellise-kizinci senesinde doğdu. Kısa boylu, seyrek sakallı idi, uzun saçları vardı. Şakaklarında az saç vardı.
Anlatıldığına göre o, Kur'ân-ı Kerim'i seksensekiz günde okumuş. Said b. Müseyyeb'in meclisine katılmış, onunla diz dize oturmuştur. Ubeydullah b. Abdullah'a hizmet eder, onun için tuzlu su getirirmiş, hadis âlimlerinin yanına gidermiş. Onlardan dinlediği hadisleri beraberinde bulunduğu levhalara yazarmış. Onlardan duyduğu herşeyi kayda geçirir, nihayet insanların en âlimi ve kendi zamanındakilerin en bilgini olmuştur. Çağdaşları, ilimde ona muhtaç olmuşlardı.
Abdürrezzak, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Biz ilmi yazıya geçirmek istemiyorduk. Nihayet şu emirler, bizi buna zorladılar, biz de ilmi, Müslümanlardan hiçbirinden menetmeyi uygun görmedik.»
Ebu İshak dedi ki: Zührî, Urve'nin yanından dönüyor ve dili ağır olan bir cariyesine şöyle diyordu: «Urve bize falan adamın şöyle dediğini nakletti.» Cariyesine, Urve'den dinlediği şeyleri anlatıyordu. Cariyesi de ona: «Vallahi, senin ne dediğini anlamıyorum.» diyor, Zührî de ona şöyle cevap veriyordu: «Sus ey karaktersiz! Ben seni kasdetmi-yorum, ben kendi nefsimi kastediyorum.»
Sonra daha önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Şam'a giderek Abdülmelik'in ziyaretine gitti. Abdülmelik, ona ikramda bulundu, borcunu ödedi, beytü'l-maldan ona maaş bağladı, sonra da kendi arkadaşlarının ve meclisinde bulunanların arasına kattı. Daha sonra Zührî, Abdülmelik'in oğulları Velid ile Süleyman'ın yakınında bulundu. Ömer b. Abdülaziz'in ve Yezid b. Abdülmelik'in de meclislerine katıldı. Yezid, onu Süleyman b. Habib ile birlikte kadılığa tayin etti. Böylece Zührî, Hişam'ın nezdinde itibar sahibi olup yükseldi. Onunla beraber haccetti. Yezid, onu kendi çocuklarının öğretmeni yaptı. Nihayet hicretin 124. senesinde vefat etti. Vefatı Hişam'dan bir sene önce vuku buldu.
İbn Vehb, İbn Şihab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Kalbime her neyi yerleş tir diysem, onu mutlaka unutmuşumdur.»
Ravinin anlattığına göre o, elma yemekten ve fare artığını içmekten hoşlanmaz ve bunu mekruh sayarmış. Unutkan olduğunu, bal içince zekasının açıldığını söylermiş. İbn Akrem de onun bu sözlerini doğrulamış ve teyid etmiştir:
«Cömert kimsenin yanında ikamet eden Muhammed'i (Zührî'yi) ziyaret et.
Onun fazilet ve üstünlüklerini arkadaşlara anlat.
Mal verip cömertlik yapanın kim olduğu sorulduğunda,
Böyle birinin Muhammed b. Şihab (Zührî) olduğu söylenir.
Medainliler onun mertebesini bilirler.
Onun cömertlik bahan, bedeviler üzerinde görülür.
Büyük kaplarda yemekler verir ve nimeti herkese ulaşır.
Ekmek parçalarını herkes yer; akıllılar onun cömertliği karşısında şaşarlar.»
İbn Mehdi, Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Zührî, bir gün bir hadis okudu, kalkıp gideceği zaman bineğinin yularım tuttum ve ona sorular sorarak bu hadisi nasıl anladığını sordum. O da: «Sen bunu bana mı soruyorsun? Ben hiçbir âlime sormadım. Hiçbir âlime de cevap vermedim.» dedi. Sonra İbn Mehdi şöyle diyordu: İşte uzun uzadıya anlatılacak hikayeler ve savaş maceraları bunlardır.»
Yakub b. Süfyan, İbn Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hişam b. Abdülmelik, Zührî'den kendi oğulları için bildiği hadislerden bazısını yazmasını istedi. O da kendi katibine 400 hadis yazdırdı, sonra hadis âlimlerinin yanına gitti. Bu hadisleri onlara da aktardı. Daha sonra Hişam, Zührî'ye şöyle dedi: «Yazdırdığın hadislerin defteri kayboldu.» Zührî de: «Zararı yok.» dedi ve»önce yazdırmış olduğu 400 hadisi yeniden yazdırdı. Bundan sonra Hişam, önceki defteri çıkardı. Bu yeni yazılanlarla mukayese etti. Bir tek harfin eksik olmadığım gördü. Aslında Hişam, onun hafizasmı imtihan etmek istemişti.»
Ömer b. Abdülaziz: «Hadis rivayet ettiği zaman hiçbir kimsenin Zührî'den daha kolay hadis sevkettiğini görmedim.» demiştir.
Süfyan b. Uyeyne, Amr b. Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Zührî kadar hadisi doğru olarak nakleden başka bir kimse görmedim. Onun yanında hadisler, dinarlardan ve dirhemlerden çok daha kıymetliydi. Dirhem ve dinarlar, onun gözünde ancak deve kığı mertebesinde idi.»
Amr b. Dinar dedi ki: «Cabir, İbn Abbas, İbn Ömer ve İbn Zü-beyr'in meclislerine katıldım, ama Zührî kadar rahatlık ve sağlamlıkla hadis rivayet eden başka bir kimse görmedim.»
İmam Ahmed b. Hanbel: «İnsanların hadisi, en sağlam senetli ve en güzel bir şekilde rivayet edeni Zührî'dir.» demiştir.
Nescî dedi ki: «Ali b. Hüseyin, Hüseyin, Ebu Talib oğlu Ali tarikiyle Rasûlullah'tan en sağlam senetle hadis rivayet eden kişi Zührî'dir.»
Said, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kırkbeş sene müddetle Hicaz'dan Şam'a, Şam'dan Hicaz'a gidip geldim. Duyduğum her hadisten istifade ettim.»
Leys dedi ki: «Zührî kadar derli toplu bilgiye sahip başka bir âlim görmedim. Onun terğib ve terhib konularında hadis rivayet ettiğini gördüğümde: «Bundan daha güzeli olamaz.» derdim.
Peygamberlerden ve kitab ehlinden bahsettiğini gördüğümde: «Bundan daha güzeli olamaz.»
derdim. Bedevilerden ve neseblerden bahsettiğini gördüğümde: «Bundan daha güzeli olamaz.»
derdim. Kur'ân ve sünnetten bahsettiğinde de konuşması emsalsiz ve derli toplu idi. O şöyle derdi:
«Allah'ım, senin ilminin kuşatmış olduğu bütün hayır ve iyilikleri senden diliyorum. Dünya ve
ahirette senin ilminin kuşattığı bütün kötülüklerden de sana sığınıyorum.»
Leys dedi ki: «Zührî, gördüklerimin en cömerdi idi. Yanına gelip birşey isteyen herkese mutlaka
birşey verirdi. Yanında verecek birşey kalmayınca da borç alıp isteyenlere verirdi. İnsanlara tirit
yedirir, bal içirirdi. Şarapçıların şarap içmeye devam edişleri gibi o da bal içmeye devam eder ve:
"Bize bal içirin, bize birşeyler anlatın, hadis nakledin." derdi. Meclisinde bulunanlardan biri
uyuklayınca da ona: "Sen Kureyş'in gece meclislerine katılmış biri değilsin." derdi.
Onun sarı boyalı bir kubbesi vardı. Üzerinde sarı boyalı bir örtüsü de vardı, kubbenin tabanına sarı
boyalı bir sergi sermişti.»
Leys, Yahya b. Said'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İlim, Zührî'nin yanında bulunduğu müddetçe
başka kimsenin yanında bulunamaz.»
Abdürrezzak, Ömer b. Abdülaziz'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İbn Şihab ez-Zührî'den ayrılmayın. Çünkü geçmiş sünneti ondan daha iyi bilen başkası
kalmamıştır.»
Mekhul da böyle demiştir.
Eyyüb dedi ki: «Zührî'den daha âlim birini göremedim.» Kendisine: «Hasan-ı Basrî, ondan daha
âlim değil miydi?» diye sorduklarında şu karşılığı vermişti: «Zührî'den daha âlim birini
göremedim.»
Mekhul'a sordular:
- Karşılaştığın kimseler arasında en âlim kişi hangisidir?
- Zührî'dir.
- Sonra kimdir?
- Zührî'dir.
- Sonra kimdir?
- Zührî'dir.
Malik dedi ki: «Zührî, Medine'ye geldiğinde, o orada bulunduğu sürece başka bir kimse hadis
nakledemezdi.»
Abdürrezzak, İbn Uyeyne'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hicazlılarm muhaddisleri şu üç kişidir: Zührî, Yahya b. Said ve İbn Cüreye.»
Ali b. el-Medinî dedi ki: «Fetva verenler dört kişidir: Zührî, Hakem, Hammad ve Katade. Zührî,
bence bunların en iyi fıkıh bileni idi.»
Zührî dedi ki: «Bir kadıda şu üç haslet bulunursa, o gerçek kadı olamaz: Kınanmaktan hoşlanmaz, övülmekten hoşlanır ve azledilmekten de hoşlanmazsa o gerçek kadı değildir.»
Ahmed b. Salih dedi ki: «Yaşadıkları zamanın en fasih adamlarının şu kimseler oldukları söylenir: Zührî, Ömer b. Abdülaziz, Musa b. Talha ve Ubeydullah. Allah, bunlara rahmet etsin.»
Malik, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Cenâb-ı Allah'ın Rasûlünü kendisiyle edeblendirdiği ve Rasûlünün de ümmetini edeb-lendirdiği şu ilim, onu yerine tevdi etmesi için, Allah'ın, Rasûlüne bir emanetidir. Her kim ilim dinlerse onu Aziz ve Celil olan Allah'la kendi arasında uyulacak bir hüccet yapsın,
Muhammed b. Hüseyin, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sünnete sarılmak, kurtuluş vesilesidir.»
Velid, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.)'m hadislerini, varid oldukları şekli ile geçerli kılın.»
Muhammed b. İshak, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İlmin afeti, âlimin -ilmi kaybolup gidinceye kadar- kendi haline terkedihnesidir.»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise şöyle demiştir: «İlmin afeti, kaybolup gidinceye kadar âlimin kendi ilmi ile amel etmemesidir. Yine ilmin afetlerinden biri, âlimin kendi ilminden az yararlanmasıdır. Bir başka afet de unutmak ve yalan söylemektir ki, bu afet-
lerin en şiddetlisidir.»
Ebu Zür'a, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Âlimin yanında okumak ve dinlemek inşaallah aynı şeylerdir; aynı derecede fayda verirler.»
Abdürrezzak, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir mecliste oturum uzaymca şeytanın o mecliste pay ve nasibi olur.»
Hişam, Zührî'nin bir defa 80.000 dirhem borcunu ödemişti. Başka bir rivayette anlatıldığına göre 17.000 dirhem borcunu ödemiştir. Yine 20.000 dirhem tutarında borcunu ödemiş olduğuna dair başka bir rivayet de vardır. İmam Şafiî dedi ki: Reca b. Hayve; aşırı derecede israfçı oluşundan ve bu nedenle sıkıntıya düşüp başkalarından borç para alışından ötürü Zührî'yi kınadı ve şöyle dedi: «Sen bütün isteklerini yerine getirmeye, emellerini gerçekleştirmeye yönelmiş bir adam olduğundan ötürü sana para yetmiyor. Korkarım ki şu millet artık ellerindeki parayı alıkoyup sana borç vermeyecektir.» Zührî, onu azarladı ve konuşmamasını istedi. Reca, bir süre sonra tekrar Zührî'ye uğradı. Zührî'nin sofra kurup sofraya herşeyden bol miktarda koy-durttuğunu gördü. Reca, durup şöyle dedi: «Ey Bekr'in babası, daha önce senin yanından ayrıldığımız ve sende gördüğümüz tutumunu değiştirmemişsin. Bu ne haldir?»
Zührî, ona şu cevabı verdi: «Haydi sofraya buyur, cömert kişiyi, tecrübeler, cömertliğinden vazgeçiremez. Şairin biri, bu manada şöyle bir şiir söylemiştir:
«Onun cömertlik bulutları vardır, parmaklarının ucundan cömertlik yağmurları damlar.
O yağmurlarda beyaz gümüşler ve altınlar vardır.
Sıkıntılı durumunda der ki: İkinci bir kez elim genişleyecek olursa şimdi vermiş olduğum bağışları ve hibeleri kısarım.
Ama bolluk günleri ona tekrar dönünce görürsün ki;
Onun malı ve parası insanlar arasında yağmalanmaktadır.»
Vakidî dedi ki: Zührî, hicretin ellisekizinci senesinde doğdu. Hicretin 124. senesinde mallarının başına geçerek Şibi Zebeda'ya geldi. Burada ikamete başladı, hastalandı, vefat etti. Yol başına defnedilmesini vasiyet etti. Vefatı, hicri 124. senenin ramazan ayının 17'sinde vuku buldu. Vefat ederken yetmişbeş yaşındaydı.
Anlatıldığına göre o, sika bir ravi olup çok hadis rivayet etmiş derin bir âlimdi. Rivayeti sağlam olup derli toplu fıkıh bilgisine sahipti.
Hüseyin b. Mütevekkil el-Askalanî dedi ki: «Zührî'nin mezarını, Filistin'in Şibi Zebeda kasabasında, kireçlenmiş ve kubbeli bir şekilde gördüm.»
Bir gün Evzaî, onun mezarının başında durmuş ve şöyle demişti:
«Ey mezar, biliyor musun sende ne kadar çok ilim ve bilim vardır.
Ey mezar, biliyor musun sende ne kadar çok ilim ve cömertlik vardır.
Ey mezar, biliyor musun sen ne kadar çok rivayetleri ve hükümleri içinde bulundurmaktasın?»
Zübeyr b. Bekkar dedi ki: «Zührî, mallarının başında bulunduğu bir zamanda Şibî Zebeda'da vefat etti. Vefatı hicretin 124. senesinin 17 ramazanında idi. Vefat ederken yetmişiki yaşındaydı. Gelip geçenler kendisi için dua etsinler diye yol üzerine defnedildi.»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre o, hicretin 123. senesinde vefat etmiştir. Ebu Maşer ise 125. hicri senede vefat ettiğini söylemiştir. Sahih olan birinci kavildir. Doğrusunu Allah bilir.

