
Vakiderinin en hayırlısı, fakrını müşahede ettiğin (muhtaçlığını gördüğün) ve zilletine geri çevrildiğin vakittir.
Nazmen Tercümesi
Hayırlı en ziyâde vaktin âlemde senin ey dil
Zaman-ı fâka ve vakt-i rücû-u fakr ve zillettir
İzah
Nefsin yokluk ve ihtiyacını müşahede ancak dünya nimetleri ve zevklerinin zaruri olarak ortadan kalkmasıyla mümkün olur. Bu anda mürid fakr ve zillete geri dönerek sebep ve vesilelerden ümidini keser ve kalbini İlâhi huzur ile zevki en yüksek samimi sohbet yeri eder. Arük ihtiyaç ve yokluk zamanı onun için en hayırlı zaman, ve bilâkis zenginlik (ihtiyaçsızlık) vakti vakitlerin en şerlisi olacağı aşikârdır. Nitekim Atâ-i Selemî gibi ârif-i billâh bir çok günler, bir şey tatmaksızın oruçlu kalarak hiçbir şeye de kudret bulamadığından feyzle dolan kalbini pek ziyâde zevklerin coşturması üzerine derhal İlâhi dergâha ellerini kaldırıp tazarru ve niyaz ile: “Ya Rabbî, üç gün daha bana hiçbir şey tatürmazsan İlâhi rızan için yüz rekât nafile namaz kılarım!” diyerek fakr ve zarureti görme vaktinin yüceliğini ortaya koymuştur.
Evliyâdan Feth-i Musulî hazretleri bir gece eve döndüğünde ne yiyecek, ne içecek, ne de yakacak bir şey bulamayınca “Ya Rabbî, ben ne yaptım ki sevdiğin kullarına vermekte olduğun bu saadeti vererek beni feyizlere gark ettin!” der. Bu yoldaki azim ihtiyacın maruzu olanların biri de Fudayl bin Iyâz’drr. Bu zat da tecerrüd ve ihtiyaç vaktinde: “Ya Rabbî, bu lütfa beni nasıl bir amel sebebiyle mazhar ettin? Bana bunu ilham et ki ona kıyâmet gününe kadar gönül bağlayıp devam edeyim!” diyerek münâcatta bulunmuştur. Pahalılığın çoğaldığı kendisine haber verilen zâhidlerin önderi Rabi bin Haysem hazretleri de: “Bizim ne değerimiz var ki, Allah Teâla bizi aç bıraksın. O ancak sevdiği kullarını açlık ve susuzluğa müptelâ eder!” buyurmuştur.
Sıdk ile rızâ-dâde-i takdir-i Hudâ ol Verme halecân kalbine tedbir ile aslâ
