Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

107. Hikmet: Batmayan Kalp Güneşi

Hak Teâla görünen âlemi eserlerinin nurlarıyla aydınlattı. Kalplerdeki esrân (sırlan) aydınlatan ise sıfatlarının nurlandır. Nitekim görünen âlemi ışıklandıran nurlar kaybolursa da, kalplerdeki esrân aydınlatan nurlar …

Hikem-i Ataiyye 107. hikmet Arapça metni
Hikem-i Ataiyye 107. hikmet Arapça metni

Hak Teâla görünen âlemi eserlerinin nurlarıyla aydınlattı. Kalplerdeki esrân (sırlan) aydınlatan ise sıfatlarının nurlandır. Nitekim görünen âlemi ışıklandıran nurlar kaybolursa da, kalplerdeki esrân aydınlatan nurlar asla zâil olmaz. Onun için “Gündüzün güneşi geceleyin batar. Ama kalplerin güneşi ise asla batmaz!” denildi.

Nazmen Tercümesi

Hudâ envâr-ı âsârıyla etti âlemi tenvir

Dahi envâr-ı evsâfıyla sır ve bâtını ey pir

Bu hikmetten zavâhir nuru daim olmada âfıl

D il ve vicdanın envârı ise olmaz ebed zâil

Onun için dendi şebde âfıtâb rûz olur gârib

Kulûbun şems-i irfânıysa olmaz bir zaman gâib

İzah

Eserlerden kastedilen mana; Cenâb-ı H Hakkın kudret ve irâde gibi zatî sıfatlarının göründüğü yerler olan güneş ve ay gibi nesnelerdir. Bunların nurlarıyla kâinatın zavâhiri (dış yüzeyleri) görünerek açıklığa kavuşur. Böylece ondan beşerin hayatına dair menfaatler ortaya çıkarılır; dahası eşyâdaki tabiî zararların defedilme sebepleri eksiksiz olarak sağlanır.

Esrâr, kalbin bâtını dem ek olan sırrın çoğuludur. Cenâb-ı H ak âriflerin kalplerinde, sıfat tecellîlerinden doğan Rabbâni ilim ve ilâhi marifetler ile sırları nurlandırır. Ve ondaki örtülü vasıfları açıklığa kavuşturur. Binaenaleyh sırlara vâkıf zatlar, o keşfedilmiş vasıfların zararlı olanlarından sakınıp menfaatli olanlarıyla vasıflanarak şühûd ve yakın mertebesine vasıl olur.

Şu halde kalp ve sırlarda zuhûr eden tecellî nurları, ilâhi vasıflardan kaynaklandığından asla kaybolmaz. Çünkü; kadîm

Kadîm: Başlangıcı olmayan. Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet. Menşe: Kaynak. dâim oldukça ondan parlayan nur da dâim, ve her ne kadar beşerî sıfatların bulutuyla örtülü kalırsa da yine kalp ve sırlarda sabit ve kâim olur.

Yahut nurlarından murat; kulların zâhirlerinin vasıflandığı idrak, ihtisas ve hareket suretleridir. Kalp ve sırların nurlarından maksat ise; kulların bânnlarımn meşgul olduğu marifet, ilim ve idrak Binaenaleyh; zavâhirin (zâhirlerin) nurları sonradan olan eserlerin nurlarına, ve sırların nurları kadîm sıfatların nurlarına mensup ve ilintilidir. Eserlerin nurları; eserlerin manaları ve gizlenen letâifidir.

Her iki izaha göre de bu hikmette; meydana gelişiyle ferahlanma, saygı ve itina göstermeye layık olan ancak bâki işler olup fâni işler olmadığına işaret edilmiş; ve sadık m mürid bu tarzla vasıflanıp gereğince hareket ettiği vakit fâni işlere m muhabbet ve itibar etmeyerek “Batanları sevmem!”105 diyen Hazret-i İbrahim’in hanîf milleti gibi olacağına dair öğüt verilmiştir.