Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

109. Hikmet: Kaderde Lütfü Görmek

Allah’ın lütfunu kaderinden ayrı sanan kimsenin bu zannı görüşünün kusurundandır. Nazmen Tercümesi Kaderden lüf-u Hakk’ın infıkâkın zanneden kimse Zaîf’ülfıkr ve mahdudun nazardır hükm-ü Mevlâ’da İzah Kaderin ortaya …

Hikem-i Ataiyye 109. hikmet Arapça metni

Allah’ın lütfunu kaderinden ayrı sanan kimsenin bu zannı görüşünün kusurundandır.

Nazmen Tercümesi

Kaderden lüf-u Hakk’ın infıkâkın zanneden kimse

Zaîf’ülfıkr ve mahdudun nazardır hükm-ü Mevlâ’da

İzah

Kaderin ortaya koyduğu her şeyde H Hakkın lütfunu görmemek görüşteki kusur yüzündendir. Görüşün kusuru da Hak Teâla’ya karşı güzel zanmn az, yakînin zayıf olması sebebiyledir. Çünkü müridin bakışı kâmil olursa her ilâhi takdirde binlerce fayda, hesapsız kazanç görerek Cenâb-ı Hakk’a hüsn-ü zannı artar, hatta kaderde dert ve belâlar olursa da hakikati gören müride ondan ardı ardına pek çok menfaatler gelir. Bunlardan biri; belânın yakınlığa vesile olması ve Mevlâ’ya yönelmeye yol açmasıdır. Çünkü belâ kulların arzularına ve nefsâni lezzetlere zıt bir keyfiyet olup nefsi sıkan ve rahaünı bozan böyle bir durum hiç şüphe yoktur ki Mevlâ’nın kapısına sığınmayı zorunlu kılmakla Hudâ’ya yakınlığı ve iyi sonu gerektirir. Ve bundan daha büyük fayda aramak da yersizdir. Belânın faydalarından biri de; insanın dünyaya rağbetini arttıran, günah ve isyana meylini şiddetlendiren nefsâni sıfatlarını iptal etmesi; hevâ ve hevesine gem vurmasıdır. Bir faydası da; sabır ve rızâ, zühd ve tevekkül ve Hakk’a kavuşma isteği gibi kalbe ait makbul hâllerin âlîyet ve rahat vaktinden ziyâde belâya uğrama zamanında meydana gelmesidir. Kalp amellerinden bir zerre ise, dağlar kadar büyük bedeni amellerden hayırlıdır. Diğer bir faydası da; belâların günahlara keffâret olması ve dereceleri yükseltmesidir.

Şu halde Cenâb-ı Hakk’ın her takdir-i İlâhisinde pek çok gizli lütufların bulunduğu görüş sahiplerinin malûmudur. Binaenaleyh; bu manada âriflerden bir zat: “Şiddetli bir hastalığa müptelâ oldum. Fakat sağlığıma kavuşmaktan ziyâde hastalığımın devamını arzu ettim!” demiştir. Ashâb-ı kirâmdan İmran bin Hasîn hazretleri; otuz sene kadar müsteskî (vücûdu su toplamış) olarak sırtüstü yatmak ve kalkmamak sûretiyle yatağa esir oldu. Hiç hareket edemediğinden dolayı yattığı yatağın altı delinerek o sûrette ihtiyacı karşılanıyordu. O nu ziyarete gelmiş olan tâbiînin ulularından El-Ala’ bin eş-Şehîr bu hâli görüp duygulanarak ağlamaya başladı. İmran hazretleri ona niçin ağladığım sorduğunda cevaben: “Senin gibi seçkin bir sahâbeyi bu hâlde görüp de ağlamamak nasıl mümkün olur?” dedi. Bunun üzerine Hazreti İmran: “Ey kardeşim benim için ağlama! Çünkü ben Rabbimin bana layık gördüğü hâli severim. Ben sağ oldukça kimseye söylememen şartıyla haber vereyim ki bu hastalığım sebebiyle meleklerin beni ziyaret etmelerine alıştım. Selâmlarını duyuyor ve konuşmalarını işitmekle kıyası imkânsız bir manevî zevk alıyorum!” buyurdu.

Bir kudsî hadîste: “Fakr ve ihtiyaç benim hapishânem, hastalık ve dert benim kelepçem olup bunlarla ben sevdiğim kulu rızâ konağımın izzetinde hapsederim!” buyrulmuştur. Bişr-i Hafi hazretleri: “Abâdân denilen yerde hastalık ve sıkınnlara müptelâ olmuş, çok perişan durumda bir adama rastladım. Gözleri yüzü üzerine akmış, diğer yandan zikr-i Mevlâ ateşi, şükür ve senâ can ve ciğerini yakmışü. O sırada birdenbire sara illetine tutulmuş gibi sersemleyip bihuş ve hayrân kalarak bayıldı. O na çok acımışüm. Başını dizime alıp ayılması için duâya başladım. Bir süre sonra kendine geldi ve benim sözlerimi işitince; ‘Bu boşboğaz kimdir ki benimle Rabbim arasına girip üzerimdeki ilâhi nimete itirazla bana duâ ediyor!’ diye söylendi. Ve başını dizimden çekti!” diyerek hâdiseyi anlattıktan sonra, bundan böyle hiçbir kimsenin uğradığı belâlara itiraz etmemek üzere Cenâbı Hak ile antlaşma yapmış olduğunu haber verdi.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimizden haberde vaki olduğu üzere; Cenâb-ı Mevlâ bir kulunu sevdiği vakit belâya uğraür, eğer ki sabrederse seçilmişlerden kılar, ve eğer rızâ gösterirse mustafâ (hâlis) eylermiş!.. Bunun gibi, belâ ve musibetlerin günahlara keffâret olduğu pek çok hadîs-i şerif ile de sabittir. Bu hadislerden biri; “Bir mümine isabet eden acı, zorluk, hastalık ve sıkıntılara hatta her üzüntüye karşılık Cenâb-ı Hak onun günahlarını siler!” Diğer bir hadîs-i şerif de; “Bir Müslüman’a hastalık ve hastalıkların dışında acı veren hâllerden isabet eden her ezâ mukabilinde Cenâb-ı Hak onun günahlarını azalur!”

Belâların dereceleri yükselteceğine dair olan hadîs-i şerifler de pek çoktur. Onlardan yalnız şu iki hadis maksadı ispata kâfidir: “Bir Müslüman’a bir diken batsa karşılığında ona bir yüksek derece yazılır ve bir hatası silinir!” İkinci hadîs-i şerif: “Her kime Allah hayır dilerse onu musibete uğratır!”

Derd-i aşkı vermeden uşşâka cananım benim Bir gün elbette devâ-yı vasim ihsândır garaz