
Hususiyetinin (marifet) sırrını beşeriyet zuhuruyla örten, ve ubudiyet izhârında rubûbiyet azametiyle zahir olan Allah Teâla’yı teşbih ve takdis ederim.
Nazmen Tercümesi
Şu zât-ı pâki teşbih eylerim ki sırr-ı mahsûsun
Zuhûr-u ademiyetle nazardan eyledi ihfâ
Dahi oldu rubûbiyyet gibi bir vasf-ı a’zamla
Ki izhâr-ı ubudiyette el-Hak zâhir ve peyda
İzah
Manevî körlükten can gözünü açıp kurtar yâ Rabb! / Beni cânân menzili sırrının yolunda gören göz eyle!
Hususiyet sırrı; Cenâb-ı Hakk’ın evliyâ-ı izâma lütfettiği, ve gaybler definesi olan asfîyâ108 kalplerine ilham eylediği İlâhi ilim ve marifetler ve gizli sübhâni sırlardır. Daha doğrusu Allah’tan gayrı için varlık ve vücûdu yok eden marifet hakikatidir. Bu marifet de, velâyet ehlinin âhirete hazırlık ve ilâhi feyzlere kabiliyetinin neticesidir. Cenâbı Hakîm-i Mutlâk mücerred ilâhi sırlarını; masivânın vücûdu, beşerî arızalar ve tabiî ahvâl ile sıradanlık ve alenilik elinde rehin olmayarak saklı kalması için örtüp gizledi. Çünkü parlayan güneş için bulutun, güzellerin güzelliği için peçenin lüzumunu akıl sahiplerinin hepsi teslim eder.
Rububiyet azametiyle Cenâb-ı Hakk’ın kendisinde zâhir ve aşikâr olduğu ubûdiyet eserleri ise; muhtaçlık ve hastalık gibi beşerî tabiatları ansızın görünen ve Cenâb-ı Hakk’a ihtiyacı gerektiren bir takım mümkin hâller ve sonradan meydana gelen sıfatlardır. Bir insan ki beşeriyetin hakikatinin gereği olan şu hâdis (sonradan olan) sıfatlardan birine maruz olursa, elbette bu ârıza halini izale için sıfatları kadîm bir Vâcib ül Vücud’a sığınmaya mecburdur. Binaenaleyh onun Hakk’ı gören gözü önünde; rububiyet azametiyle vasıflı, yani o arıza hâllerini izaleye muktedir bir hakîki mabûdun vücudu zâhir ve aşikâr olur. Eğer kulluk etmenin hakikati olan şu ubûdiyyet eserleri zuhûr sahasında görünüyor olmasaydı, rubûbiyetin azameti meçhul kalır bilinmez ve rububiyetin azameti de ubûdiyyet perdesinin ardından yüz göstermeseydi, ilelebet bâtınların ıssızlığında örtülü kalıp zâhir ve gözükücü olmazdı. Bu hikmete binaen Hasan-ı Şazelî hazretleri şöyle bu
Asfîyâ: Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sahibi ve Peygambere (a.s.) vâris olup onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar. yurdu: “Ubudiyet; çok kıymetli bir cevherdir ki, onu rububiyet zuhûr pazarına ulaştırdı!”
Fesübhâne’l-lâtîfiıl habîr, ve hüve alâ külli şeyin kadîr.
Bazı hakikat ehli “Allah’ın sana yapüğı ihsan gibi, sen de ihsan eyle!”109 âyet-i kerimesini bu hikmetle şöyle tefsir etti: “Ey kulum sen bâtın ve nişansız idin, ben zâhir ve aşikâr idim. İhsan edip seni aşikâr ve rububiyet sırrımı sende gizli kıldım. Sen de benim ettiğim ihsan gibi ihsan edip varlığım gizlemekle beni aşikâr eyle!”
Zuhûr-u reng-i kesret pertev-i nûr-u Huda darıdır Televvün-ü heyet eşyada tesir-i
