Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

129. Hikmet: Rablık ve Kulluk

Cenâb-ı Hakkın rubûbiyet vasıflarıyla kulluk vasıflarıyla tahakkuk etmek suretiyle hasıl olur ! Nazmen Tercümesi Evsâf-ı rubûbiyetine ol müteallik Evsâf-ı ubudiyet ile ol mütehakkık İzah Rubûbiyet vasıflarıyla taallukun …

Hikem-i Ataiyye 129. hikmet Arapça metni

Cenâb-ı Hakkın rubûbiyet vasıflarıyla kulluk vasıflarıyla tahakkuk etmek suretiyle hasıl olur !

Nazmen Tercümesi

Evsâf-ı rubûbiyetine ol müteallik

Evsâf-ı ubudiyet ile ol mütehakkık

İzah

Rubûbiyet vasıflarıyla taallukun manası; varlık ve varlığın levazımından hiçbirini insan kendine mal etmeyip belki emânet bir beşeriyet elbisesi olduğunu basiret gözüyle görmek ve bu iğreti varlığı hakikî ilâhi varlıktan bilerek bütün emanet vasıfların Hakk’ın sıfatlarının eserlerinden ibaret olduğuna şehadet etmektir.

Bu şehadet ve irfan ise; ancak fakr ve yokluk, fenâ ve za’f, züll ve acz gibi kulluk vasıflarıyla vasıflanarak meydana gelir. Şu hâlde rubûbiyet vasıflarına taalluk ile kulluk vasıflarının tahakkuku birbirinden ayrılmaz olup, belki tahkik mezhebine göre tek şey demek olur. Fakat zikredilen kulluk vasıfları evvelemirde hâsıl olmadıkça istenilen rubûbiyet vasıflarına taalluk (münasebet) tahakkuk edemez. Bu tahakkuk da seyr ü sülûkun başlangıç hükmüdür. Gerçi rubûbiyet vasıflarım fâni kulun tahakkuku kabil değildir (Yani rubûbiyet vasıflarına fâni kulun bürünmesi imkânsızdır). Şu kadar ki nafile ve farzlara ve ilâhi zikirlere devam ile Fenâ Fi’llâh makamına vasıl olan müridin, sübhâni sıfatların tecelliyâüyla tahakkuk etmesi (yani sübhâni vasıfların ondan görünmesi) imkân dairesinde olursa da bu vasıflanışın iğreti olması yönüyle bundan kulun tanrı olması, tanrının kul olması lâzım gelmez.

Taalluk: Münasebet, alâka. Bazı hakikat erbâbı: “İlâhi isimler içerisinde Allah ismi ancak mensubiyet için olup kalan isimler kendileriyle ahlâklanmak içindir!” buyurmakla hikmetin manasını beyan etmiştir.