
Allah Teâla insanların mallan hakkında haksız iddiada bulunmaktan dahi seni menetmişken, acaba âlemlerin Rabbi olduğu hâlde İlâhi vasfım iddia etmeyi senin için mubah kılar mı?
Nazmen Tercümesi
Seni menetti dava eylemekten nâsın emvâlini
Sana tecviz eder mi iddia-yı vasfım Mevlâ
İzah
Bu hikmet; önceki hikmette kul için İlâhi sıfatlara taallûktan başka pay ve nasip olmadığına dair zikrolunan davanın delili olmak üzere beyan edilmiştir. Nitekim bir insanın kendi gibi insan cinsinin mallarına haksız yere taarruz etmesinin zulüm olduğunu Cenâb-ı Hak ferman buyurur ise, ilâhi vasıflarının kulları tarafından iddia olunmasını, yani kulluk vasıfları bırakılıp da ilâhlık vasıflarıyla tahakkuk davasına kalkışılmasını âlemlerin Rabbi olduğu hâlde nasıl onaylar?!
Şüphe yoktur ki bir kimse taralından insanların mallarım haksız yere gaspetmek zulüm olunca, ilâhi vasıflan talep ve iddia elbette büyük bir zulüm ve sonsuz bir düşmanlık olur. Çünkü insanın ilâhi vasıflardan bir şey ile vasıflandığım iddia etmesi, mesela; kudret, izzet ve kuvvet gibi Hakk’a mahsus bir vasfa bürünmeye kalkışmak kalbin en büyük günahı ve Allah’a ortaklık iddiasidir. Ariflerin nezdinde günahların en korkuncu ise; Cenâb-ı Hakkın vasıflarından biri, sözle veyahut itikâden iddia edilmek sûretiyle sâliklerin kalplerinde şirk bulunmasıdır. Bu şirk kuşkusuz ilahi gayreti tahrik edeceğinden ve gayret-i İlâhinin gereği de zâtı sıfatlarında kendisine rakip olan kimseyi yakınlık mertebesinden kovup uzaklaştıracağından, İlâhi vasıfla tahakkuk iddiasının artık bir kul için hiçbir vakit câiz görülmemesi lazım gelir. Buna, “Kibriyâ benim elbisem ve azamet benim örtümdür. Kim bunlardan birinde bana rekabet ederse cehenneme atarım!” kudsî hadîsi de delâlet eder. Hadîs-i şerifteki rekabetin manası; sözle ya da itikâden İlâhi vasıfla vasıflanma iddiasında bulunmaktır. Bir de hadîs-i şerifte yalnız azamet ve kibriyâ sıfatları zikredilmesi, onların Hakka özgü oluş keyfiyetinin çok şiddetli olmasından dolayıdır. Ifoksa diğer ilâhi vasıfların rekabeti de cehenneme atılmayı gerektireceği şüphesizdir.
Elhasıl bu hikmetin içerdiği hakikat: tüm ârif ve mutasavvıflar zümresinin bildirdikleri üzere bir mürid varlığını yok etmesi; nefsi öldürme, pay ve izâfetlerden vazgeçmekle hakiki vücûdu ve varlığın levazımı ile ilâhi teferrüdü (tek oluşu) ispat, ve ilâhi vasıflarında hiçbir mahlûk için mümkün olmayan ortaklığı nefy ile vahdet manasını tahkîk etmektir. Çünkü insanın saadet ilâcı ve beşeriyetin kurtuluş sermayesi; nefse ait bütün maddî ve manevî hazlardan (iddialardan) vazgeçmek ve kulluk kapısına yapışarak samimiyetle Allah’ın hoşnutluğunu aramakur.
