

Senin için zaruret ve çaresizlik kadar müessir bir duâ yoktur. Dahası Hakka karşı zillet ve yoksulluğunu açığa vurmak gibi sana ilâhi lûtuflan celbedici bir şey olmaz.
Nazmen Tercümesi
Olmadı bir şey senin için ey gönül
Tâlib-i feyz-i Hudâ çün ıztırâr
Müsn-i eltâfhem Mevlâ sana
Oldu mânend-i züll ve iftikâr
İzah
“Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez!” dedikleri gibi insanın vasıflandığı kulluk vasıfları içerisinde Cenâb-ı Hakk’ın imdadına mecburiyet kadar duâcı bir keyfiyet olamaz. Çünkü mecburiyet, artık kulun kendinde hiçbir kuvvet görmeyip istinat edecek bütün sebeplerden vazgeçerek kendisini korkulu bir sahrâda yolunu kaybetmiş veyahut uçsuz bucaksız bir deryada gemisi kazaya uğrayarak denize düşmüş bir biçare derecesinde görmesidir. Öyle ki bu hâlde onun yardım isteyişi Mevlâ’dan ve kurtuluşu ancak Cenâb-ı Hudâ’dan olması yönüyle “Bunalmışın yalvardığı zaman duâsım kabul eden Allah’tan başka bir ilâh mı var?” (Nemi, 62.) nazm-ı celîlinin ilâhi ifadesine göre vaki mecburiyet, sübhâni yardımı icap ettirir. Dahası mecburiyet ve çaresizliğin gereklerinden olan zillet ve yoksulluğunu ifade de, “And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedr’de, Allah size yardım etmişti!” (Âl-i İmrân, 123.) âyet-i kerimesinin manasınca Rabbânî lûtufların süratine sebep olur. İlk âyet, zaruret ehlinin duâsına icâbetle kötülüğü kaldıranın yalnız Cenâb-ı Hak olduğuna; ve ikinci âyet, Bedr savaşında küffârın çokluğuna karşı Ashâb-ı Resûlullâh’ın az bir insan topluluğu olmalarından husule gelen zillet ve muzdariplik Rabbâni inâyeti celp ederek meleklerin yardımıyla galip edildiklerine dâirdir. Bu sebepten Abdullah bin Menâzil hazretleri : “Kulluk, bütün çareler tükenmişçesine her şeyde ehadiyyet dergâhına dönmektir!” dedi. Letâifiı’l Minende “Yardımı celbedici ve sıdk alâmeti; her fiilin evvelinde Hakk’a sığınmak, fakr ve yoksulluğun tahkikini O’na havâle etmek, O’nun izzet divanına karşı zillet ve meskenete bürünmek ve Hak ile Hak olarak hakîki zenginliğe vasıl oluncaya değin de bu vâsıllarıış tavrını sürdürmek olduğu zikredilmiştir.
İşte insan için kendi kuvvetinden yüz çevirip rabbânî kudrete sığınmak âhirette kurtuluşun gereği olduğundan Seyyidu 1 Mürselîn Efendimiz (a.s.): “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah cümlesi, cennet hâzinelerinden bir hazinedir!” buyurmuşlardır.
