Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

139. Hikmet: Dost Allah'tır

Hakiki dost; gizli ayıp ve kusurlarım bildiği hâlde teveccüh gösterip seni yakınlığına kabul edendir ki, o da ancak kerîm ve rahim olan Mevlâ’dır. Ve dost olacağın kimselerin hayırlısı; senden istifadesi olmaksızın seni …

Hikem-i Ataiyye 139. hikmet Arapça metni

Hakiki dost; gizli ayıp ve kusurlarım bildiği hâlde teveccüh gösterip seni yakınlığına kabul edendir ki, o da ancak kerîm ve rahim olan Mevlâ’dır. Ve dost olacağın kimselerin hayırlısı; senden istifadesi olmaksızın seni seven ve isteyendir.

Nazmen Tercümesi

Bilirken yâr olandır aybını yâr-ı vefadârın

O da âlemde ancak zât-ı pâk-ı Rabb-i a’lâdır

Seninle hemdem-i sohbet olan ahbâb u yârandan

Garazsızca sana ikbal eden hayru’l-ehibbâdır

İzah

Gayblan bilen Cenâb-ı Hak; kulların ayıplarından haberdar olduğu hâlde yine yardım ve nimederini yağdırmaktan geri durmaz. Yaraulıştan gelen insâni noksanlıklar da yüce sübhâni tecellîlere mani olmaz. İlâhi ahlâk ile vasıflanan tasavvuf büyükleri de kendilerine tâbi olan dervişlerin vaki kusurlarını bildikleri hâlde yine onları terbiye ve tâlim eder ve tarikat sırlarını onlara bildirmekten geri durmazlar.

Ama muhabbetlerinin hemdemi oldukları kişilerin gizli ayıplarına muttali olamayan kısa görüşlülerin dostlukları ise, ayıp ve kusurların açığa çıkmasıyla beraber zail olur gider. Bu hâlde onlar hakiki dost ve ahbâb değildir. Aynı şekilde, istifade ve şahsi menfaat maksadıyla sohbet edip samimiyet gösterenler de sadık dost olamaz. Çünkü umduklarının aksine şahsi amaçlarının gerçekleşmemesi durum unda, muhabbet ve dostlukları derhal yokluğa karışıp son bulur. Şu hâlde zararı defetmek ve fayda sağlamak amacıyla dostluk etmek su üzerine yazı yazmak demektir. Binaenaleyh çıkarsız sevgi ve muhabbet; ancak fiilleri fayda beklentileri ile illetli olmayan, suç ve kusura bakmayarak günahkâr kulları rızıklandıran Cenâb-ı Hakk’a mahsus olduğundan yalnızca O’nu hakiki dost bilmek lazımdır.