Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

145. Hikmet: Kâinat, Mevcut Değildir

Kâinat; Cenâb-ı Hakkın ispatıyla sabit ve mevcuttur, ama İlâhi öz zâtının ehadiyyetine nazaran mevcut değildir. Nazmen Tercümesi Hakk’ın isbâtıyla ekvarı hayyizârâ-yı vücûd Zât-ı bahta rıisbeterı ma’dûm ve nâ-mevcûddur …

Hikem-i Ataiyye 145. hikmet Arapça metni

Kâinat; Cenâb-ı Hakkın ispatıyla sabit ve mevcuttur, ama İlâhi öz zâtının ehadiyyetine nazaran mevcut değildir.

Nazmen Tercümesi

Hakk’ın isbâtıyla ekvarı hayyizârâ-yı vücûd

Zât-ı bahta rıisbeterı ma’dûm ve nâ-mevcûddur

İzah

Mevcudât, kendi zatı itibariyle sırf yokluktan ibarettir. Sübût (varlıkta durma) vasfının mevcudât için meydana gelmesi, Cenâb-ı Hakk’ın mevcudâtta zuhûr tecellîsi gösteriyor olması yönüyledir. O da ehadiyetin değil, vâhidiyet hükm ünün gereğidir. Şu hâlde mevcudât için sübût ve vücûd; zatî olmayıp belki sonradan zuhûr eden arazî bir şeydir. Hakikatte sabit ve mevcut olan ise Cenâb-ı Hak’tır. Zira H ak Teâla zatıyla ehad, sıfatlarıyla vâhiddir.

Ehadiyyet vahdette mübalağanın lüzumunu deruhte eder. Şu hâlde ehadiyyetin gereği, kâinatın mahv ve yokluğudur. Mevcudânn maruz kaldığı şu sübût (varlıkta durma) hissi ise; Cenâb-ı H Hakkın vâhidiyetine yani ilâhi isim ve sıfatlarıyla eşyâda tecellîsine nazarandır.

Çünkü ârifler zümresine göre ehadiyet; kâinat dediğimiz şu zuhûr mahallerinden de mukaddes ve pâk olarak mütecellî (aşikâr) olan sade ilâhi zattır. Vâhidiyet ise; Cenâb-ı Hakkın mevcudâtta ilâhi isim ve sıfatlarıyla tecellî ederek zâhir olmasıdır. Sanki ehadiyyet dalgasız bir derya; vâhidiyet ise, sayısız dalgalı bir denizdir. Şu halde ilâhi mutlak varlık deryaya, kâinat da dalgalara benzetilir. Dalgalar; deryanın aynı ve gayri olmadığı gibi, mevcudât da ilâhi sıfatların zuhûr mahalleri olması itibariyle Hak Teâla’nın ne aynı ne de gayri olur. Binaenaleyh kâinatın sübûtu (varlıkta durması); İlâhi ehadiyete nispette olmayıp, belki vâhidiyete ve mevcudâtta H Hakkın zuhuruna nazaran hasıl olur. İşte ariflerin tevhidi bundan ibaret olmakla, şanlı müellif bu hakikati değişik bir çok ibareler ile ifade etmiştir. Nitekim bu mevzuda pek çok risaleler de yazılarak İlâhi vucûdun vahdeti ispat ve beyan olunmuştur.