
İlâhi nurların doğma yerleri, ariflerin kalp ve sırlarıdır.
Nazmen Tercümesi
Hâlık’ın cilvegâh-ı envârı
Arifinin kulûb ve esrârı
İzah
Kalp, vücûd ikliminin tecelligâhıdır (varlığın tecellî yeridir). Sır ise, o tecellî yerinde Cenâb-ı Hakk’ın tecelligâhıdır.
Şanlı müellif bu hikmette kalp ve sırları, semânın en yüksek noktası olarak niteliyor. Kalp ve sırlarda tecellî eden ilim ve marifet, tevhîd ve m muhabbeti de parlak yıldız ve aya, ve ışıldayan güneşe benzetiyor. Işıklı gökyüzü nasıl ki yıldızların ve ayın doğum yeri ve güneşin mecrası ise, kalp ve sırlar da ilim yıldızlarının doğum yerleri, marifet ayının menzilleri ve tevhîd güneşinin
Ariflerden biri: “Cenâb-ı Hudâ, evliyâ kalplerinin nurlarını açığa vurmuş olsa, güneş ve ayın ışıklarını görünmez ederdi!” dedi. Ebu Hasan-ı Şâzelî hazretleri de: “Âsi bir müminin iman nûru meydana çıkarılmış olsa, sema ve yer arasını doldururdu, itaatkâr bir müminin irfan nurunu artık ne zannedersin?” dedi. Ebu Abbas-ı Mürsî hazretleri de: “Bir velinin hakikati aşikâr olsa, vasıfları İlâhi vasıflardan ve sıfatları Rabbâni sıfatlardan olduğu için mabud edinilirdi!” buyurdu. Büyüklerden biri de: “Gök kubbe; cin ve şeytanların çıkıp kulak hırsızlığı etmelerinden yakıcı gök taşlarıyla korunduğu gibi, müminin kalp seması da parlak tecellî nurları ile muhafaza olunur!” dedi. İşte bu âriflerin hakikati ifade eden sözlerini Peygamber Efendimizden (a.s.) rivayet edilen şu hadîs-i kudsî izah ve ispat eder: “Ar
Medâr: Bir şeyin etrafında döneceği nokta. zım ve semalarım beni alamadılar. Onlara sığamadım. Ama mümin kulum un kalbine sığdım, beni alabildi!”
