Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

156. Hikmet: Velinin Kalbi, Nûr Tecelligâhıdır

Ariflerin kalplerine emanet edilen yakîn nûru, daima gayb hâzinelerinden tecellî eden hakikat güneşinden yardım ve nûr alır. Nazmen Tercümesi Arifin kalbinde müstevdi’ olan bedr-i münîr Şems-i kenzü’l gaybden oldu …

Hikem-i Ataiyye 156. hikmet Arapça metni

Ariflerin kalplerine emanet edilen yakîn nûru, daima gayb hâzinelerinden tecellî eden hakikat güneşinden yardım ve nûr alır.

Nazmen Tercümesi

Arifin kalbinde müstevdi’ olan bedr-i münîr

Şems-i kenzü’l gaybden oldu hemişe müstenîr

İzah

Gayb hâzinelerinden murat; ezelî, İlâhî vasıflardır. Çünkü ârif-i billâhın vasıfları İlâhî vasıflardan ve sıfatları Rabbânî sıfatlardan olup Cenâb-ı Hak ârifler zümresine ezelî İlâhî vasıflarıyla tecellî ettiği vakitte parlak ayın daima ışık saçan güneşten istifade ettiği gibi, âriflerin kalbinin nûru da her an ezelî vasıfların nurlarından yardım ister.

Bazı defa güneş ve ayın arasına giren dünyanın gölgesi ay üzerine gelmesiyle ay tutulması vaki olduğu gibi, ârifin kalbi ile Rabbânî sıfatların tecellîleri arasına da nefsâni kuruntular ve tabîî infiâller girip gölgeleyerek nurlardan istifade edemediğinden dolayı âriflerin kalplerine emanet bırakılan yakîn nurunda da tutulma vukûa geleceği için bu sırada geçirilen hâl kabz hâli diye tâbir olunur. Kalp hânesinin daima feyz ve tecellî nûru alması, birbiri ardınca gelen İlâhi inâyetin teselli edici delili olmakla hakikat ehli: “Cenâbı Hak kerâmet sahibi bir velisini dost edinince, onun nurlu kalbini ağyârdan korunmuş ve daima nurların tecelligâhı eder!” dediler.