Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

16. Hikmet: Eşyâ Hakk'a Perde Olamaz

Her şeyi görünür kılan O’dur: Nazmen Tercümesi Nasıl mahcûb olur bir şeyle Hakk O’dur izhâr eden eşyâyı ancak Nasıl mestur olur bir şeyle Kâdir O’dur her şey ile peydâ ve zâhir Nasıl hâil olur bir şey Hudâ’ya O’dur …

Hikem-i Ataiyye 16. hikmet Arapça metni

Her şeyi görünür kılan O’dur:

Nazmen Tercümesi

Nasıl mahcûb olur bir şeyle Hakk

O’dur izhâr eden eşyâyı ancak

Nasıl mestur olur bir şeyle Kâdir

O’dur her şey ile peydâ ve zâhir

Nasıl hâil olur bir şey Hudâ’ya

O’dur zâhir mezahir cümle sâye

Nasıl hâcib olur Mevlâ’ya ekvân

O’dur her şey için her dem nümâyân

İzah

Çünkü âlem, yokluk karanlığındayken varlık nurunun yayılmasıyla görünür oldu. Yani hiçbir cirmi olmayan eşyânın varlık meydanına çıkışı, varlıkların nûru olan Hazret-i Hakk’ın eşyâda zuhuruyla gerçekleşti. Buna bir misal lazım gelse; güneşin değişik renk ve şekillerdeki bir takım camları ışıklandırması ve oradan zemine birçok renklerin yansıması gösterilebilir. Çünkü Allah’ın (c.c.) varlık nuruyla eşyâya doğması, güneşin rengârenk camları ışıklandırması gibidir. Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî hakikatleri de, renkleri ve şekilleri değişik camlara benzer. Kâinatın vücûda gelmesi ise, çeşitli renklerin zemin yüzeyine düşmesi gibidir.

Mevcudât zemine düşen renkler kabilinden olduğu nazarı dikkate alındığında, Allah Teâla’nın zân, güneşin sayısız ışıkları gibi aşikâr ve halkın göründüğü mahal olur. Dolayısıyla varlıklar, o renkler gibi kuruntu niteliğinde olup vücûd-u ilâhi ile görünür. Renkler ise; güneşin görülen ışığı da olmayıp güneşin ışıklandırdığı camlardan doğar. Aynı şekilde varlıkların çokluğu da ehadiyyetin öz zâtında olmayıp ilâhi tecellîlerin cilvelendiği mahallerdedir.

Binaenaleyh Hak Teâla hazretlerinin eşyâda zâhir olması şuhûd ehline göre zâüyla, hicâb ehline göre esmâ-ül hüsnâsı ve sıfatlarıyladır.

Cenâb-ı Hâlık’ın bilcümle mahlûkata aşikâr olmasının manası da, her bir yaratılmış için özel bir tecellî ile tecellî eden Allah Teâla’yı bütün mevcûdâün hal diliyle teşbih edip hamd-ü senada bulunmasıdır. “Güneş ve ay bir hesaba tâbidir. Yıldız ve ağaç O’na secde etmektedirler!” (Rahman, 5-6.) ve “Onu hamd ile teşbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların teşbihlerini anlamazsınız!” (Isra, 44.) ayeti kerimeleri bu gerçeğe delâlet eder.