
Bazı kere halk seni görmediği zaman da riya yapmış olabilirsin.
Nazmen Tercümesi
Olur vaki riyâ gâhi
Seni görmeksizin kimse
İzah
Riya, ibadetini insanlara göstermektir. Bazı kere insanlar görmediği halde riya olabilir. Buna nazaran riya biri açık diğeri gizli olmak üzere iki türlüdür. Açık riya ibadetin insanların gözü önünde yapılmasıyla hasıl olabileceğinden alâmete muhtaç olmaz. Gizli riya ise insanların görmesine bağlı olmadığından delil ve alâmete muhtaç ve “Karıncanın yürümesinden daha gizli !” deyimini doğrular niteliktedir. Basiret ehli: “ibadet eden bir âbidin insanlardan hürmet beklemek, meclislerde ikram görmeyi arzulamak, özel saygı göstermeyenlere gücenmek ve belki ilahi cezalandırma ile tehdit etmek gibi bir hâl göstermesi gizli riyanın alâmetlerindendir!” dediler.
ilimleri öğrenmeyi; yalnız insanlara reislik etmek, tarikata intisabı; tekke ve zaviyelerde çevre edinmek için deruhte eden merâsim âlimlerinin ve şeyh geçinenlerin, dahası züht ve ibadeti günahkârlara karşı övünme vesilesi edinip külfetli işe girişenlerin şu hâlleri nazarı dikkate alınırsa, içlerinde açık ve gizli riyadan kurtularak ihlâsı yakalamış olan âbid ve zâhid pek nadir görülür. Şu kadar ki ârifâne sırları şirkin en incelerinden bile temizlenmiş, bakışları halkı görmekten uzak olup yakın nurları ile gönülleri ağyârın kesâfetinden beri, ve eşyanın zahirlerinde Cenâb-ı Hakk’ın İlâhi tecellîlerinden başka bir şey müşâhede etmediklerinden dolayı Allah’tan gayrinin menfaatinden nurlu fikirleri pâk olan ârifler zümresi ibadet ve tâatlerini halkın önünde icra ederlerse de yine onlar muhlisler dairesine dahildir. Binaenaleyh Hazreti Ali (r.a.) efendimizden “Kıyâmet gününde dünyada iken müptelâ oldukları fakr ve zaruretin mükâfaum kendi cinslerinden tam olarak almaya çalışmış olan sabırsız fakirlere Cenâb-ı Hak tarafından size dünyada saün almak istediğiniz şeyler ucuza saülmaz mı ve tesadüf ettiğiniz kimseler tarafından iltifat ile gönülleriniz alınmaz mı ve vaki işleriniz derhal görülmez miydi, işte siz mükâfaünızı dünyada eksiksiz olarak aldınız, bundan böyle artık sizin başkaca ecir ve mükâfat istemeye ne hakkınız vardır denileceği!...” rivayet olunmuştur. Veheb Ibn Münebbih radıyallahuanh hazretlerinden rivayeten Abdullah Ibn Mübarek hazretlerinin anlatüğı aşağıdaki kıssa da bu maksadı izah eden tarihi olaylardandır.
Şöyle ki âbidler zümresinden bir zat ashabına hitaben: “isyan ve azgınlığa sebep olur korkusuyla evlâdu iyâli ve malı mülkü terk edip dünyanın şan ve şöhretinden soyunduk; halbuki dünya ehli olan zenginlerden ziyade şu fakr ve tecrîd halinde isyan ve tuğyana maruz olduk. Zira bir kimseyle karşılaşsak halimizin salâhından (iyiliğinden) dolayı saygı göstermesini, diğer bir kimseye bir ricada bulunsak takva ehlinden olduğumuz için derhal ricamızın yerine getirilmesini, gidip çarşıdan bir şey saün almak istesek güzel yolda bulunmamız sebebiyle ucuzca o malın verilmesini arzu ediyoruz ve bu şekilde gizli riyada bulunuyoruz!” diyerek üzüntüsünü gösterdiğini zamanın hükümdarı duyunca o âbide karşı muhabbet ve sevgi besleyerek ziyaret ve davette bulunmak üzere debdebe ve gösterişiyle âbidin ibadethanesine gider. Hükümdarın ziyaretine gelmekte olduğunu haber alan âbid kaide gereği ihtiram gösterip karşılamaya çıkacağı yerde bilâkis sofrasım yaydırarak ağzını doldura doldura iğrendirecek biçimde hızla yemek yemeye başlar, hükümdar da o sırada gelir. Fakat âbidin bu garip tavrı hükümdarın nazarı nefretini celp eder. Ziyaret etmek istediği zâtın bir başkası olması lazım geleceğini düşünerek sorması üzerine arzu buyrulan âbidin bu zât olduğu cevabını alması ve ilk görüşünde de onun garip tavrından iğrenmesi yönüyle “Böyle terbiyesiz kimselerden ne hayır beklenir. Boşuna ziyarete tenezzül ettik!” diyerek geri dönmeye mecbur olduğunda sözü edilen âbid elhamdülillah Cenâb-ı Hak seni benden soğutarak uzaklaştırdı, sözüyle şükür ve hamd etmiştir. Din büyüklerinin bu gibi gizli riyadan tamamıyla korunduklarını ve şayet riya eserlerine maruz olurlar ise kendilerini insanların en kötülerinden gördüklerini, anlaülan kıssa ispat ettiği gibi Fudayl Iyaz’ın da “Her kim riyakâr görmek isterse bana baksın!” buyurması, ve Malik bin Dinar hazretlerinin kendisine riyakâr diyen bir kadına “Basiret ehlinin hatırlarına getirmedikleri bu benim ismimi ne güzel buldun!” demesi geriye en küçük bir şüphe bırakmamıştır.
