
Senin hâlinin hususiyetini insanların bilmesini istemen kullukta sadık olmadığının delilidir.
Nazmen Tercümesi
Hüsn-ü halin bildiğin halk-ı cihanın istemek
Hakk’a kullukta sadakatsizliğin bürhanıdır
İzah
Burada husûsiyet; Cenâb-ı Hakkın bazı kimseye özel ihsanı olan faydalı ilim, salih amel ve kalbe ait manevî hallerdir, işte bir âbidin bu husûsiyeti halka bildirmeyi istemesi kulluğun noksanlığından başka bir şey değildir. Çünkü kullukta kemâl ve sadâkat, ağyârı gözünden silmek ve masivaullâha iltifat etmemektir. Eğer ki bu âbid kullukta sadık olsaydı Cenâb-ı Hakkın ilmiyle kanaat etmesi ve Allah’tan gayrının ilmine muhabbet etmemesi lazım gelirdi. Bu sebeptendir ki Aleyhissalâtu vesselâm Efendimizden haberde varid olduğu üzere gizli bir salih amel aşikâre amelden yetmiş kat üstündür.
Şeyh Ebu Abdullah-ı Kurşî hazretleri “Fiil ve sözlerinde Cenâb-ı Hakkın işitip görmesiyle kanaat etmeyen kimse hiçbir zaman riyanın elinden kurtulamaz!” dedi. Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretleri de “Kendisiyle Rabbisi arasında cereyan eden hâle gayriyi haberdar etmek isteyen kimse gafildir!” dedi. İşte beyan olunduğu gibi sözleri, fiilleri ve hâlleri gizlemek seyr ü sülûk erbâbımn başlangıç hâlidir. Zira Hak yolundaki sâlik; rabbânî marifet deryasına dalar ve sübhânî müşâhede nurlarında müstağrak olursa, ümmeti teşvik ve nimete şükür vazifesini ifa etmiş olmak için güzel amellerini haber vermesinde ve iyi hâllerini göstermesinde bir sakınca olamaz. Bu yüzden bazı selef-i salihîn sabahleyin arkadaşlarıyla karşılaştıklarında “Bu gece şu kadar rekât namaz kıldım ya da şu kadar cüz Kur’an okudum !” diyerek hâlini ilan ederler ve “Riyadan korkmuyor musunuz?” diyenlere -vaki amellerini Allah’ın fiilleri bildikleri için- “Yazık size, gayrinin fiili ile riya olunur mu!” derlerdi.
Hakk’a tevfîz-i urnûr et ne elem çek ne keder Gelir elbette zuhura ne ise hükm-ü
