Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

172. Hikmet: İnâyet, İyilere Yakındır

Cenâb-ı Hak kulların ilahi inayet sırrının zuhurunu gözlediklerini bildiği için, Kur’ân-ı Kerim’inde rahmetini dilediğine tahsis edeceğini söyledi. Ye eğer onları bu tahsis edişin mülâhazasıyla kendi hallerine bırakmış …

Hikem-i Ataiyye 172. hikmet Arapça metni

Cenâb-ı Hak kulların ilahi inayet sırrının zuhurunu gözlediklerini bildiği için, Kur’ân-ı Kerim’inde rahmetini dilediğine tahsis edeceğini söyledi. Ye eğer onları bu tahsis edişin mülâhazasıyla kendi hallerine bırakmış olsa, ezel ilmine itimat ederek ameli terk edeceklerini dahi bildiğinden “Allah’ın rahmeti iyi davrananlara yalandır.” (A’râf, 56.) dedi.

Nazmen Tercümesi

Bilip O Hâlık-ı rûy-i zemin ve çarh-ı kübûd

Zuhûr-u sır-ı inayet ibâdına maksûd

Buna işaret ile ol Hudâ kitabında

Buyurdu muhkem tenzîl-i müstetâbında

Eder hasîsa-i rihletle server ve mümtaz

Kimi dilerse Cenâb-ı Hudâ-yı bî-enbaz

Dahi bilir ki bıraksa bu halde onları ger

Ki i’timâd-ı ezelle ibadet etmezler

Dedi bu noktaya mebnî de hazreti ma’bûd

Heman ekârime oldu yakîn rahmet-i vücûd

İzah

Inâyet, bir şeyin ileride meydana gelmesine ilahi iradenin ezelde taalluk etmesidir. Sır, gizlenmiş olan şeye denir. İmdi; ezel âleminde ilâhi iradenin gelecek zamana dair hâllere ne sûrede ilgisinin bulunduğu kullara malûm olmadığından, insanlar büyük bir arzuyla o gizli sırrın meydana çıkarılmasına rağbet eder. Dolayısıyla dua ve salih amellerin gayelere ulaşmada etkin sebep olduğuna inanarak insanlar Cenâb-ı H Hakkın ezelî inâyetinin rica ve niyaz ile de baş göstereceğini umması nedeniyle, onların bu tamahkâr amellerinin yolunu kesmek için Hak Teâla Kur’ân-ı Kerim’inde “Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder.” (Bakara, 105.) buyurmuştur. Zira İlâhi rahmete tahsis edilmiş olanlar Cenâb-ı H Hakkın dilediği insanlar olup bu gerçek dikkate alınınca, inâyet sırrının bazı zâdara has olması ihtimali elverir. Böylelikle de salih ameller ve hâlis duaların inâyet sırrının zuhurunda tesiri olmayacağı anlaşılır.

Fakat bu düşünce, rabbânî iradeye itimat ve istinat ile amelleri terk etmek ve H ak yoluna gitme isteğini yitirmek gibi bir engele, dahası sırf cebir mezhebi inancına sebep olur. Bu da cüz’î irade ile teklif gereğince hareket eden kullar için ubûdiyet kaidesine uygun olamaz Bu yüzden işleri Hakk’a havale ile beraber kulluk vazifelerini yerine getirmenin, İlâhi inâyetin zuhûr ve insicamına tabiî sebep olacağını bildirmek için yine Kitab-ı M übininde “Allah’ın rahmeti muhsinlere (iyi davrananlara) yakındır.” (A’râf, 56.) buyurmuştur. Çünkü; iyi amellerle vasıflanmış salih ve âbidlere İlâhi rahmetin yakın olduğu göz önünde tutulur ise; ameller, ezelî inâyeti doğuran sebep olmazsa da onun alâmet ve emaresi olacağı, dahası ezel ilmine itim at ile ameli terk etmenin asla hakikatin kendisine uygun olmayacağı şüpheden uzak olur. Binaenaleyh İlâhi ilmin değişmeyeceğini, ve bu durum da amellerin dünya ve âhirette faydası görülmeyeceğini öne sürerek ameli terke müsaade talebinde bulunan ashâb-ı kirâma Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Amele devam edin! H er ne için yaratılmışsa herkese o kolay gelir!” buyurmuşlardır. Zira Allah’ın kullarına düşen vazife; kulluk ve mükellefiyet ahkâmını ifadır. Cenâb-ı Hakk’a ait olan iş ise; ezelî iradesinin münasebetleri dairesinde rubûbiyet hukukunu icradır.