
Bazı kere irfan ehlini edep, ezelî ilâhi kısmete itimaden ve zikrullah istiğrakı sebebiyle dua ve istekten meşgul ederek talebi terke sevk eder.
Nazmen Tercümesi
Itimâd-ı kısmet-i Hak iştigal-i zikr-i Rab
Ettirir erbâb-ı irfana gehî terk-i taleb
İzah
Yani; tevekkül ve teslimiyeti galip, kader tasarruflarının ezelî cereyanına razı, ve Allah zikrine dalmış olan arifler için ezelî kısmete itimaden dua ve talebi terk bazı kere edebe uygun olur. Nitekim talep ve dua mı, yoksa sükût ve rıza mı daha faziledi olduğu hususunda hakikat erbâbının görüşleri farklıdır. Bazı ulemâ; dua dilin amellerinden bir amel olması yönüyle ifasının terkinden evlâ olduğunu söyledi, ve buna delil olarak da Peygamber Efendimiz’in (a.s.) “Dua, ibadetin özüdür!” hadîs-i şerifini ileri sürdüler. Hatta Ebu Hâzım-ı E’rac hazretleri: “Duadan mahrumiyet duanın kabul olmamasından daha şiddetlidir!” buyurdu.
Ariflerin bir kısmı da; sükût ve nişansızlık, ezelî hükmün cereyanı tahtında bulunma ve rabbâni ihtiyara razı olma demek olup bu da kulluk edebine uygun bulunduğundan duayı terkin daha kâmil olduğu fikrini kabul etti. Ve “Her kimi benim zikrim ve fikrim benden bir şey istemekten meşgul ederse, ona isteyenlere verilen ilâhi ihsanlarımın daha üstününü bahşederim!” hadîs-i kudsîsini delil getirdi.
Bir mutasavvıf fırkası da: “İnsan dua ve rızadan her ikisinin birden icrasına muvaffak olmak için lisanıyla dua ehli, kalbiyle rıza sahibi olması vaciptir!” dedi.
Ebul Kasım-ı Kuşeyrî hazretleri de bu konuda izahat vererek buyururlar ki: “Vakitler, hâl olarak çeşitlidir. Binaenaleyh bir sâlik kalbinde genişleme ve teveccüh gibi duaya işaret hissettiği vakitte talep ve duası, kabz hali ve teveccühsüzlük gibi dilini tutmaya alâmet duyduğu zamanda sükût ve rızası edeptendir ve daha doğrudur. Ve eğer kalbinde bu iki hâlden birini bulmazsa sükût ve dua birbirine denktir, herhangi biri seçilebilir; ve bu eşitlik zamanında da sâlikin ilmi galip ise ibadet olduğu için niyaz ve dua, eğer irfanı galip ise duayı terk edep olur.”
Yine muhaddislerden rivayet edilen bir haberde bildirildiği üzere; Cenâb-ı Hak dua eden kimseyi severse; ilâhi iradesinin infazına memur olan Cebrâü’e, onun sesini dinlemeye muhabbet ettiğinden ihtiyacını giderme işinin tehirini, ve eğer sevmezse; sesini duymaktan hoşlanmadığından dolayı kabulün çabuklaştırılmasını emredermiş. Şu halde “Allah bir müminin bir de münafığın duasını kabul eder!” meşhur sözü ne kadar manidardır.
