
Rabbâni âlimlerin nurlan sözlerini geçer. Böylece söz, nurlandırmanın hasıl olduğu mahalle vasıl olur.
Nazmen Tercümesi
Arifânm sebk eder envâr-ı kalbi sözlerin
Nerede tenvir olsa hasd mevsil-i tabir olur
İzah
Burada âlimlerden maksat; vasıl-ı ilallâh ve ârif-i billâh olan rabbâni ulemâdır. Bunlar kulları irşada memur oldukları, ve onları tevhide davet ve nasihat ile tefrîd yoluna hidayet etmek istedikleri vakitte; evvela CenâbHakk’a teveccüh ve iltica ve âyetlerin hakikatlerine irşat eden sözlerini güzelce anlamaları için sâliklerin kalplerinde ezelî istidadın zuhurunu istirham ve rica etmeleri üzerine irfan dayanağı sırlarında tecellî etmiş olan yakîn ve marifet nurları, sâliklerin kalplerine yansıyarak onlardan hangisinin kalbini feyz ve hidayetle nurlandırmış olursa, hikmet dolu ârifâne sözleri de onda irşad tesiri göstermiş, ve kabiliyetini arnrmış olur. Ve bilâkis feyz ve nurlanmaya hazır olamayanlar da, irşad ve nasihatten mahrum olurlar. Adeta sâliklerin kalpleri; istidat ve kabiliyette yeryüzü gibidir. Zira zemin, tabiaünda hilâf olmayan yağmur sebebiyle kâh verimsiz ve sert, kâh yeşillik ve çiçeklere istidadına göre zuhur mahalli olduğu gibi tasarruf ve irfan erbâbının sâliklerin kalplerine aynen yansıyan manevî feyizleri tesiriyle de kabiliyetine göre sâliklerden birinin kalbinde hidayet nurları zahir, diğerinde sapkınlık eserleri aşikâr olur. Bu mevzuda takdire şayan olan; kemâl ehlinin, sırlarının nurlarıyla, gam ve zaafa bulanmış kalbi ihya etmesidir. Bu hikmete binaen Cenâbı Lokman, oğluna vasiyet buyurdukları vakitte: “Evvela hikmet mertebelerinden hangi mertebeye vasıl olduğunu..” sorar, muhterem oğulları da: “Bundan böyle malayani ile (boş sözlerle) meşgul olamayacak dereceye geldiğine..” dair hikmetli cevap verir. Bunun üzerine Lokman Hekim: “Oğlum bir başka hikmet daha vardır ki dinlemeye değer. O da; ariflerle birlikte oturmak ve huzurlarında diz çöküp onlara sımsıkı bağlanmakür. Zira; Cenâb-ı Mevlâ semanın yağmuruyla toprağı ihya ettiği gibi, ölü kalpleri de hikmet nuruyla ihya eder!” demiştir. Fakat bu hikmetlerin sağlam temeli olan en büyük hikmet Allah korkusu olduğundan, Hekim-i Ekber-i Enbiyâ Efendimiz Hazretleri “Hikmetin başı Allah korkusudur!” buyurmuştur. İşte Cenâb-ı H Hakkın ulemâ-yı kirâmı haşyetle sena ve “Allah’ın kulları arasında O’ndan korkan, ancak âlimlerdir!” (Eâtır, 28.) nazm-ı celiliyle yüksek değerlerini katmerleştirmesi de hikmetin ta kendisidir. Binaenaleyh nurları sözlerini geçen hükemâ da şüphesiz haşyetullah ile ahlâklanan hakikat âlimleridir.
