
Her kim hakikatleri tabire mezun olursa, insanların kulaklarında onun ibaresi anlaşılır ve açık, ve işareti onlara aşikâr olur.
Nazmen Tercümesi
Olursa manevî mezun-u tâbir
Eğer bir ârif-i esrâr-ı Yezdan
Ibârâtın eder ısgâ-ı mesâmi’
Olur nâsa işareti nümâyân
İzah
Aşk ateşi öce sevilene ondan sevene düşer / Mum da kendi yanmadan pervaneyi yakmadı.
İlâhi hakikatleri ve bahşedilen rabbâni sırları anlatmaya Allah tarafından mezun olan bir ârif-i billâh, her ne zaman dudaklarından inci misali haber ve beyan serpecek olsa, latif ifadeleri insanların kulaklarını donaüp yüce işarederi nûr gibi halkın gözlerini aydınlatacağından tekrara ve teyide ihtiyaçtan uzak olurlar. İş bu mezun olma alâmeti ise; ifade kolaylığı, tabirlerin güzelliği, tekellüften (yapmacıktan) uzaklık ve kalbe aralıksız gelen manalardır. Binaenaleyh konuşandan mezuniyet dairesinde sudûr eden sözler, hak ve sevaptır. Oysa ilâhi ilim mezunu olmaksızın külfetli işe girişenlerin ifadesi, soğuk ve ruhsuz olup sakatlık ve hatalardan kurtulmuş olamayacağı da aşikârdır. Bu sebepten Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri “Rahman’ın izni olmadan kimse konuşmayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.” (Nebe, 38.) âyet-i kerimesi içeriğine işaretle: “Sevap, ilâhi izne ulaşmış olan her hakikat sözüdür!” dedi.
Hakikatin izahını isteme sadedinde kendilerine: “Selefin sözlerinin şeref ve meziyeti nedir ki bizim sözümüzden daha şifalı ve insanlar arasında daha kıymetli oluyor?” denilen Hamdûn el-Kassâr hazretleri: “Selef-i Kirâm, yalnız insanoğlunun kurtuluşu, din ve imanın aziz kılınması ve Hakk’ın rızası için söz söylerlerdi. Biz ise izzet-i nefis, dünyayı talep, halkın kabulü ve avamı kendi safımıza çekmek için konuşuyoruz. İki kelâm arasındaki fark da idrak sahiplerine malûmdur!” cevabını verdi.
Arifin her bir kelâmı la’l ve mercan incidir Cahilin her bir kelâmı canda cânan incitir
