
Söz ve ibareler dinleyenler ailesi için azık ve gıdadır. Senin nasibin de ancak ondan aldığın ve sindirdiğin mânâdır.
Nazmen Tercümesi
Ibâre kut-u ehl-i istimâ’dır
Nasibin ancak âkil olduğundur
İzah
Yiyecek ve içecekler bir ailenin nasıl bedenî gıdaları ise, ledünnî ilim ve rabbani marifetleri ifade eden tabir ve açıklamalar da bir aile gibi olan dinleyenlerin ruhlarını terakki ettiren gıdalardır. Bedenler yemeye ve içmeye muhtaç olduğu gibi, ruhlar da dini öğüt ve hikmeder dinlemeye muhtaçtır. Hayvani hayatın devamı yiyip içmekle, İnsanî hayann devamı feyz ve marifet telakki etmekledir. Beden bünyesinin kıvamı maddî yiyecekler ile, ruhun tecellîsinin devamı manevî marifetler ile mümkündür. İnsan tabiatları nasıl çeşitli ise, etkilenme istidatları da yekdiğerine tatbiki kabil olmaz surette farklıdır. Hayvani mizaçlardaki farklılık bedenlerde içecek ve yiyeceklerin etkilerinin farklılığını icap ettiği gibi, taleplerin ve mezheplerin farklılığı da dinlenilen sözlerin içerdiği bir manayı rûh ve akılların anlamasında öylece farklılığı gerekli kılar. Meselâ bir yemek çeşidinden bir yiyen fayda gördüğü halde diğer yiyen ondan zarar görür. Bunun gibi, hakimâne bir ifadeden bir kalp etkilendiği bir anda, diğer insan ondan hazzetmeyip kaçınır. İşte haklarında içtihat etmiş oldukları konu ve hükümlerde din imamlarının, ve irfan bağlamında ulemânın mezhep ve meşreb farklılıkları da bu hikmete dayanır. Yedi harf (tarz) üzerine nazil olan Kur’an-ı Kerimden her beyan ehli kabiliyet ve irfan derecesine göre birçok hakikatleri ve manaları alıp çıkararak o mevzuda fikirleri sınırlanmış olan mukallidere (taklitçilere) ilâhi kelâmın hikmet incileriyle dolu sonsuz bir derya olduğunu ve münevver kalp sahiplerinin -mertebelerine göre- o icaz ve marifet deryasında sonsuza kadar dalgıçlık edip yeni yeni hakikadere ulaşacağını göstermeleri de bu hikmetin nadide sırlarındandır.
Elhasıl, bir dinleyicinin istidadı nispetinde bir sözden anladığı manayı diğer dinleyici idrak edemez. Şu hâlde sözden bir dinleyicinin nasibi, ancak anladığı ve kabul ettiğidir. Nasıl ki bir büyük servet sahibinin o servetten hazzı (payı) ancak yediği ve istifade eylediğidir. Hatta bir sözden söyleyeninin maksadının zıttı dahi anlaşılarak şaşılacak tesire sebep olduğu vaki hâllerdendir.
