
Mubah: işlenmesinde sevap ve günah olmayan şey. Yapılması ve yapılmaması şer’an câz bulunan şey. Çoğu kere ârif-i billâh, İlâhi iradesini kâfi gördüğü Hak Teâla’ya ihtiyacını arz etmekten utanır. Artık nasıl olur da mahlukatma ihtiyacım bildirmekten hayâ etmesin?
Nazmen Tercümesi
Hudâ’ya arz-ı hâcât eylemekten ârif-i billâh
Murad-ı Hakka razı olduğu için eyler istihya
Nasıl etmez hayâ artık o Mevlâ-yı keremkârın
Kuluna eylemekten ref-i dest-i fakr ve istid’a
İzah
Kulluk edebiyle herkesten ziyade edeplenen arifler zümresinin Cenâb-ı Haktan hayâ etmesi (utanması) vaciptir. Nitekim bu tâife hiçbir vakit kapanmayan ehadiyyet kapısında fukara ve kul, yüce Mevlâ ise zengin ve hamda layık olandır.
Bu şerefli taifeden Sehl-i Tüsterî hazretleri buyurdu ki: “Hiçbir nefis ve vicdan yoktur ki her an H ak Teâla ona muttali olmasın! Öyleyse hangi vicdan ki onda Allah’tan gayrıya meyi ve ihtiyaç ola, derhal ona iblis çeşitli hilelerle musallat edilir!” Ebu Ali Dekkak hazretleri de: “Allah’tan gayrıya hiçbir ihtiyacını arz etmemek marifetullahın alâmetlerindendir!” dedi.
İmam-ı Kuşeyrî de şöyle anlatıyor: “Bir fakiri Mekke’de, Harem-i şerif’te gördüm. Her gün Beytullah’a gelir ve tavaf ettikten sonra cebinden çıkardığı bir kağıt parçasına bakarak geri dönerdi. Birkaç gün bu hâlde geçtikten sonra onun vefat ettiğini haber aldık. O nun bu hâlini gözleyen gönül ehli biri bu kağıt parçasını elbisesinde arayıp bularak baktığında onda şu âyet-i kerimenin yazılı olduğunu görmüş: “Ey Muhammed ! Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret. Doğrusu sen, Bizim nezâretimiz altındasın!..” (Tûr, 48.) Meğer bu fakir ihtiyaca duçar oldukça bu âyet-i kerimenin manasını mütalâa edip ruhunu gıdalandırarak Allah’tan gayrıya ihtiyaç arz etmekten sakınırmış. Bir şeyi murad etme Olduysa irıad etme Hak’tandır o reddetme Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler
