
Hak tarafından bir kısım nurlar sadra ulaşmaya kadar izinli, ve bir kısım nurlar da kalbe dahil olmaya mezundur.
Nazmen Tercümesi
Olup bu kısmı envârın vüsûlu sadra dek mezun
Diğer bir kısmı da oldu duhûl-u kalbe fermandâr
İzah
Gölgemden korktuğum için geceleri gidiyorum o yâre / Zira hiçbir ortak kabul etmez sevgiye.
Kalp aynalarına gayb hâzinelerinden gelen manevî nur ve ilâhi tecellîler ki sübhâni marifet ve samedâni sırlar olarak zuhûr sayfasına tecellî eder, iki kısma ayrıldı. Bir kısmı için kalp dehlizi olan sadra, yani zahir kalbe kadar ulaşmaya Allah tarafından izin verildi. Diğer kısım için de kalbin basiret mahalline (süveydâ-ül kalbe) girmeye müsaade buyruldu. Zahir kalbe ulaşmaya izinli olan nurların yararı; kalp gözünün onunla nefsi ve rabbini, dünya ve âhiretini müşâhede edip bilmesidir.
İşte bu fayda hasıl olduğu vakit artık kalp bir kere kendisiyle, bir kere de rabbiyle beraber bulunur. Yani kâh dünyaya muhabbet ederek surete ait ameller ile meşgul olur, kâh âhirete meyil ile H Hakka dair işleri nazarı itibara alarak ona yönelir.
Oysa kalbin basiret mahalline (süveydâ-ül kalbe) dahil olan nurların tecellî edişi neticesinde; gönül sarayında ilâhi vücûddan başka masivâullah zuhûr etmez olur. Ve gönül sahibine karşı H Hakkın öz zatından gayrı bir şey sevilen ve arzulanan olarak kalmaz. Bu sebepten bazı ârifler: “İman zahir kalpte kalırsa; mümin kişi dünyaya da, âhirete de meyleder. Böylece kâh Hak ile, kâh halk ile yakınlık kurar. Ama iman nûru kalbin basiret mahalline (süveydâ-yı kalbe) dahil olan mümin ise; imanında kâmil olup dünyadan nefret ve boş arzuları terk eder!” dedi.
Ebu Tâlib-i Mekkî hazretleri de: “İmanın derecesi, Hakk’ın rıza ve muhabbetini bütün masivâ ve muhabbetler üzerine tercih etmekle anlaşılır. Nitekim bu yüksek mertebenin aşağısında bulunan iman ehli ise, m muhabbet derecelerine ve iman mertebelerine göre irfan sefâsından hissedar olur!” dedi.
Bazı hakikat ehli de: “Kalbin zâhiri İslâm mahalli, bânm iman nurunun cilvegâhıdır. Binaenaleyh imanın İslâm üzerine ve bâünın zâhir üzerine üstünlüğünden dolayı, muhabbet ehlinin sevgi ve dosduk hususundaki görüşleri farklı oldu!” buyurdu.
