
Sen İlâhi ihsanı yavaş bulma! Lâkin nefsini Allah’a teveccühte yavaş bul!
Nazmen Tercümesi
Hak Teâla’dan atâyı etme istibta’ sakın
Leyk et nefsinden istibta-yı ikbâl ey gönül
İzah
Vâcibü’l-vücûd hazretlerinde asla cimrilik olmadığından ve ilâhi rahmet eserleri de ve ile kayıdı bulunmadığından feyz kaynağı Hak Teâla’yı lütufta yavaş bulmak, yani sübhâni inâyette gecikme tasavvur etmek akıl ve hikmete uygun olamaz. Belki gecikme ve yavaşlığı, nefsin ilâhi rızaya meyil ve teveccühünde aramak lazımdır.
Çünkü; kalp aynasından ağyârın suretlerini silip tamamen sübhâni ihsana yönelmedikçe, ilâhi marifetler ve sırlar onda tecellî etmeyeceği gayet tabiîdir. Nitekim bir insanın dışkı üzerine tohum atarak hasat vaktini beklemesi yahut taştan bir levhaya bakarak onda suretlerin aksedeceğini umması kadar âlemde acayip bir şey tasavvur olunursa, o da hazırlık ve istek ve hâlini düzeltme çabası olmaksızın lütf-u İlâhiyi yavaş bularak sabırsızlan
Tevlîd: Sebep olmak, vücûda getirmek. Terbiye etmek. Beslemek. Icab: Lâzım. Gerekli. Lüzum. Şer’î ıstılahta buna “îcab ve kabûl” denir. maktır. İçinde bulunduğumuz şu dünya ise; ukbâ gibi kudret âlemi olmayıp bilâkis sebepler ve hikmet âlemi olmasından ve burada zuhura gelecek her türlü ilâhi imdâd, kulların maddî ve manevî istidadına bağlı bulunmasından dolayı ilk olarak müride istidat kazanmak lazımdır ki, Cenâb-ı Hak ona bol bol verip imdâd etsin. İkinci olarak sebepleri tam yerine getirmelidir ki, Allah Teâla da ona ihsan ve lütuf hâzinesinden kapı açsın!
Şu halde; hüner dünyaya geliş değildir. Hüner, ancak dünyanın bir imtihan yurdu olduğunu ve ağlaya ağlaya vücûd beşiğinin süslendiğini nazarı itibara alarak ebedî saadete istidadın kazanılmasına uğraşmak ve istikbalin temini ile güle güle sayılı nefeslerin tamamlanmasına çalışmaktır. Binaenaleyh aşağıdaki kıta bu konuda ne güzel bir hikmet dersidir:
Tefekkür et doğarken ağladığını ey gönül Sevinçle gülüyordu hep çevrendekiler
Sen de öyle gayret et, öyle bir yaşa ki Mutlulukla gül, ölümüne ağlarken insanlar
