
Kendisine yönelenin yönelişi Cenâb-ı Hakkın izzetine bir şey eklemez. Yüz çevirenin de sırt dönüşü O’nun izzetinden bir şey eksiltmez.
Nazmen Tercümesi
Ziyade eylemez bir şey-i mukbel izzet-i Hak’ta
Dahi idbâr-ı müdebbir eylemez bir şeyi naks Ondan
İzah
İzzet; tıpkı ulûhiyet, kibriyâ ve azamet gibi Cenâb-ı Hakk’ın İlâhi sıfatlarından bir sıfattır. Allah”ın sıfatları ise; Allah’ın zaünın ne aynı, ne de gayrıdır. Cenâb-ı Hak ile kaim, vâcib ve kadîmdir. Binaenaleyh kemâlin en son derecesinde olduğu için, ne ziyadeyi kabul eder ne de noksanı. Zira; Cenâb-ı Hak bütün kâinatı halk ve îcâdda fâil-i muhtar olduğu halde, İlâhi sıfatlarında mûcebdir (lazım gelendir). Ve mûcebden îcâb ile (yani lazım gelenden kaçınılmaz olarak) sudûr eden de, kadîmdir. Gerçi sıfatlar; bizim gibi vasıflanmış mümkün üzerine ilâve ise de, ilâhi sıfatlar, Vâcib-ül Vücûd olan Allah’ın zatı üzerine ilâve değildir. Bu sebepten sûfiler: “Sıfatlar üzerine terettüp edecek eserler, Allah’ın zan üzerine terettüp etmiş olur!” dediler. Felsefeciler taifesi de Allah’ın sıfatlarını zâtın aynı olmak üzere kabul ettiler. Binaenaleyh kâinatta yürürlükte olan hâller, sübhâni fiillerin eserleridir. Kâinat ise rabbâni sıfatların zuhûr mahalleridir. İlâhi öz zat tüm tasavvur ve hayallerden uzak, hatta her tarafta bulunmak kaydından dahi beridir. Şu halde kâinat Hakk’ın vücûdu ile kaim, ve sıfatların zuhûr mahalleri mülk-ü daim olduğu aşikâr iken O’na nasıl olur da yönelenlerin yönelişi ziyadelik, ve geri dönenlerin dönüşü noksanlık verir?
Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kaim Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür daim
