
Tecellî hâlinde ledünnî hakikatler öz olarak gelir. Kalpte hıfz ile saklandıktan sonra aşikâr olur. Cenâb-ı Hak habîbine “Biz onu Cebrâil’e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle. Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.” (Kıyamet, 18. /19.) buyurdu.
Nazmen Tercümesi
Hakâyık mücmelerı hal-i tecellîde olur vârid
Onu hıfz eyledikten sonra manası olur lâmi
Buyurdu Hak ki Kur’ânı kıraat ettiğim demde
Ona sen ittiba’ et sonra tebyîni Bana râci’
İzah
Hakikatler; âriflerin sırlarına onlar bilmeden Cenâb-ı Hakk’ın bıraktığı ledünnî ilimlerdir. Nitekim bu, onlar ucub ve iddiadan temizlenip ağyârın köleliğinden kurtularak ilâhi nefhalara mazhar oldukları vakit gerçekleşir. Dahası sâliklerin kalplerine tecellî halinde öz olarak gelir, manaları ve hakikat yönleri kapalı olur. Ve tecellînin gidişi ardından ezberlenip üzerinde iyice düşünüldükten sonra, ondan kastedilen manalar anlaşılır. Aklî ve naklî ilimlere uygunluğu ortaya çıkar. Hatta bazı büyük sûfîlerin gayri ihtiyari söyledikleri bir çok sözlerin ilk anda din ve şeriata uygun olmadığı zannedilmiş ve bunları söyleyen büyük zât da onun hakikaderinden haberdar bulunmamış iken, bilâhare tevfik ehli doğru tefekkür ve ince fikir ile zikredilen sözlerin şeriat ilmine uygun olduğunu tahkik etmiştir.
Böyle sözleri çok kişi söylemiş ise de Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin istiğrak ve tecellî zamanında “Cübbemin altında Allah’tan başka bir şey yoktur!” demesi ve bazı büyüklerin “Levh-i mahfuz benim, kalem benim!” buyurması bu konuda açık bir misaldir.
Cüneyd’in sözüne sade bir nazarla bakıldığı vakitte, onun kendisini Allah addetmekte olduğu zannolunur. Oysa eşyânın Cenâb-ı Hak’tan başka bir şeyle kaim olmadığı nazarı irfâna alınır ise, bu sözle kendisinin Cenâb-ı Hak ile kaim olduğunu beyandan başka bir mana kastetmediği anlaşılır. Ve Hallâc-ı Mansur’un “Ene’l-Hak!” demesi de işte bu cümleden olduğu şüphesizdir. Velhasıl hakikat ehli, ilâhi tasarruf altındadır. Her ne ki; ilham olunursa ona masdar. Ve her ne ki; ilâhi murad olursa ona mazhar (zuhûr mahalli) olurlar. Tasarruf hükmüyle hikmet kalemi olan lisanlarından dökülen bir sözün sebep, mana ve delillerini onu söyledikten sonra bilip anlarlar. Ve kendilerinden vaki olan bir hâlin sebeplerini ve hakikatinin ayrıntılarını vukuundan sonra keşfederler. Adeta bu hakikat ehli, neyzenin elinde nağmelerle inleyen ney gibi Kudret’in elinde kudsî tecellî nefhalarına zuhûr mahalli olarak ilâhi iradeyi beyan eden bir elçidir.
