Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

22. Hikmet: Talepsizliğin Lüzumu

Ey hakikat yolcusu! Hak’tan bir nimeti istemen, O’na bir ithamdır. Zat-ı ehadiyyetini görmeyi talep etmen de, O’nun senden gizli kaldığına delildir. Hak’tan gaynyı talebin ise, utanmanın azlığının belirtisidir. Ve …

Hikem-i Ataiyye 22. hikmet Arapça metni
Hikem-i Ataiyye 22. hikmet Arapça metni

Ey hakikat yolcusu! Hak’tan bir nimeti istemen, O’na bir ithamdır. Zat-ı ehadiyyetini görmeyi talep etmen de, O’nun senden gizli kaldığına delildir. Hak’tan gaynyı talebin ise, utanmanın azlığının belirtisidir. Ve Hakkın gayrinden bir şey beklemen, hakiki verenden gafil ve uzak olduğunun alâmetidir.

Nazmen Tercümesi

Talep bir nimeti Hak’tan O’na isnad-ı töhmettir

Talepkâr-ı huzur olmak da O’ndan hükm-ü gaybettir

Hayâsızlıktır Allah’ı koyup meyi eylemek gayrıya

Sivâdan arzu-yu matlab etmek de ne gaflettir

İzah

Bir sâlikin Hak’tan talepleri dört türlü olup bunların dördü de illetli ve çürüktür. Bu talepler şunlardır; Allah’tan talep, Allah’ı talep, Allah’tan gayriyi talep ve Allah’ın gayrından talep.

Birincisi; Hakk’ın bütün işleri takdir edici, hayır ve şerleri yaratıcı olduğunu; karşılıksız ve sorgu suâlsiz ihsanda bulunduğunu bildiği halde bir hakikat yolcusunun şiddetle bir şeyi talep etmesi Allah’a karşı güvensizlik ve suç isnadı olduğundan dolayı illetlidir.

İkincisi; Kâinat O’nun varlığının aynaları olması hasebiyle her nereye bakılsa görünecek olan o zât nûru olduğundan ve böyle değişmeksizin, hâlâ eskiden olduğu gibi olan hâzır (göz önündeki) mâbudu talebe kalkışmak ise, Hakk’ın huzurunda bulunmamayı gerektirir bir keyfiyet olduğundan çürüktür.

Üçüncüsü; bir sâlikin hayatın geçici süsüne, dahası keşif ve keramete meyletmemesi gerekirken, amel ve fiillerinde dünyevî terakki ve manevî keşifler gibi son ile alâkalı bir takım gayeleri arzu etmesi, kalplerde olanı bilen Hak Teâla hazretlerine karşı utanmazlık ve edepsizlikten kaynaklandığından dolayı elbette gayr-ı makbuldür.

Dördüncüsü; sâdık bir kulun mahlukattan hiçbir kimseye ihtiyacını arz etmemesi Hakk’a kurbiyetin (yakınlığın) icabı iken, mâbudu bırakıp da kulun kapısına iltica etmek Hak’tan hicâb ve uzaklığın neticesi olduğundan kınanmıştır.

Bir gün Abdülhâkk Goncdüvâni hazretlerinin huzurunda bulunan yeni bir mürid; kıyamet gününde kendisine cennet ile cehennem arasında bir seçim yapması teklif edilirse, cenneti nefsâni hazlarla dolu olduğu için terk ve cehennemi nefsin hoşuna gitmediğinden dolayı arzu ve ihtiyar edeceğini söylemesi üzerine, sözü edilen mürşid bu müride hitaben: “Ey derviş, cehennemden evvel sükûtu ihtiyar et! Bencilce bir irade gösterip de edepsizlik sergileme! Cennet Hakk’ın cemâlinin tecellihânesi, cehennem ise celâl yurdu olup kulunu bu iki hanenin birinde bulundurmak O’nun seçimindedir. Sâdık mürid ise iradesiz ve ihtiyarsızdır,” buyurdu.