
Tefrîd: Yapılan işlerin sırf Allah için olması. Bu durumda sâlik nefsini görmez, halkı dikkate almaz, bedel beklemez. Böylece hâllerin derinliklerinde teferrüd edilir, neticede hâlleri verende gaybete erilir, ondan korkulmaz. Nimet ve mükâfat, her ne kadar zuhûr yerleri çeşitli olsa da, ancak; sübhâni ve rahmâni huzûr ile meydana gelir. Aynı şekilde elem ve azab, her ne kadar zuhûr mahalli çok bulunsa da elbette Hak’tan perdeleyen hicâb ile vakidir. Şu halde azabm sebebi, perdenin vücûdudur. Nimetin tamamı ise, Cenâb-ı Hakldı müşahededir.
Nazmen Tercümesi
Tenevvü’ etse de mazharları eriâm-ı rabbârıi
Hemen vâbeste-i kurb ve şühûd-u vech-i rabbâni
Azabın da tenevvü’ etse de mazharları ancak
Kemâli ihticâb-ı zât-ı pâk-i Hak’ladır mutlak
Azabın mucibi artık hicâb-ı nûr-u vuslattır
Tamamı nimetin vech-i kerîm-i Hakkı rü’yettir
İzah
Dünya nimeti; yiyecek ve içecekler, evler ve giyecekler, huzur ve rahat, sıhhat ve afiyet, sevinçler ve lezzetler gibi tabii hükümlerdir. Ahiret nimeti; cennet ve rıdvân, vildân ve gılmân, huriler ve saraylar, ebedî zevk ve bitmeyen safâ gibi hakiki hâllerdir. Dolayısıyla bunların dünya ve ukbâda zuhûr ediş mahalleri ve hasıl oluş sebepleri çeşitlidir. Sonuç itibariye bu dünyevî nimet ve uhrevî zevklerden hakiki tat almak, Mevlâ’yı müşâhede ve yakınlığın tecellîsi ile hasıl olur. Yani bu zikredilen nimetlere mazhariyet zamanında Cenâb-ı Hakk’ı bu yüce nimetlerden herbir nimetin hakiki vericisi olmak sûretiyle müşâhede ve ilâhi manevî huzûrun (huzurda bulunuşun) zevk ve sürûruyla fevkalâde bir neşve elde etmekle olur. Zira cismâni zevk adeta bir meyvenin kabuğu kabilinden olup Hakk’ın müşâhede ve yakınlığından meydana gelen zevk ve safâ ise, onun özü mertebesindedir.
Nitekim cehennemin en aşağı mertebesi de; haberde rivayet edildiğine göre, ilâhi tecellîden tamamen kesilme ve Cenâb-ı Hak’tan perdelenme azap
Şuhûd: Görme, müşâhede, şâhid olma. vadisidir. Müşâhede kokusunu ruhları duyanlar ise, tecilli mahalli oldukları hakikat nuruna karşı cehennemim nârını zerre yerine saymayarak en büyük nimeti Allah Teâla’nın vechine (cemâline) nazarda ve en şiddetli azabı hicâbın (Hak’tan ayıran perdenin) varlığında görmüşlerdir.
