Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

233. Hikmet: Övgü Beklemek

Her ne zaman insanlarm ilgi göstermeyişi ya da eleştiride bulunmaları seni incitirse, hakkında takdiri cereyan eden Allah ilmine müracaat ve onunla kanaat eyle. Eğer ezelî ilahi ilim seni ikna etmezse, bundan doğan …

Hikem-i Ataiyye 233. hikmet Arapça metni

Her ne zaman insanlarm ilgi göstermeyişi ya da eleştiride bulunmaları seni incitirse, hakkında takdiri cereyan eden Allah ilmine müracaat ve onunla kanaat eyle. Eğer ezelî ilahi ilim seni ikna etmezse, bundan doğan musibet insanlardan gelen eza ile hasıl olan musibetten daha şiddetlidir.

Nazmen Tercümesi

Ne dem ki nasırı edbârı veya zem ile ikbâli

Seni dil-hûn ederse ilm-i Hakk’a kıl rücû ey dil

Seni ilm-i Hudâ etmezse ikna bu musibet bil

Ezâ-yı nâs ile vaki musibetten daha hâil

İzah

Sâlike yakışan bir hal var ise; o da bakışlarını Mevlâ’nın rızasına dikmek, binaenaleyh inşirah ve kalp ferahlığım yalnızca Cenâb-ı Haktan tecellî eden yakınlık feyzinde bulmakür. Dahası kederinin tek sebebi de, kendisinden Cenâb-ı Zülcelâl’in rızasızlığı olmak icap eder. Allahın mahlukaunın yakınlık ve uzaklığına ve övgü ve yergisine bakmak ise -ezelî İlâhi takdire karşı onların asla hüküm ve tesiri olamayacağından- beyhude yorgunluk ve meşguliyettir.

Her ne zaman insanların ilgisizliği, kınama ve dedikoduyla rahatsız edişleri sâliki incitirse; Cenâb-ı Hak’la kendi arasında takdiri hükümran olan ezelî ilâhi ilme müracaat ve onunla iktifa ve kanaat etmek kulluk edebinin gereğidir. Eğer sâlik Allah indinde halis bir kulsa; ona insanların ilgisizliği ve kötülemeleri ne zarar verir, ve Allah kaunda makbul olmayan sâlike de halkın ilgi ve övgüsü ne fayda sağlar?

Cenâb-ı Hakk’ı bırakıp da halkın teveccüh ve methini kazanmak arzusunda olan insanlar; Mevlâsını (efendisini) unutup da kendi gibi kulluk kapısında hizmetçi olan emsâline kendisini beğendirmeye çalışan ahmak hizmetkâra benzer.

Öyleyse, Allah’ın bilmesini kâfi görmeyip de ihlâs ve amellerinin şöhret bulmasıyla halkın kendisine saygı göstermesini arzulamak kadar sâlik için büyük bir musibet tasavvur olunamaz!

Zira bu keyfiyet, sâliki Cenâb-ı Hak’tan beşeriyet âleminin ahırına ve hayvaniyetin kucağına geri döndüreceğinden şiddetli bir musibettir, insanların kötülemesi ve hoşnutsuzluğu yüzünden hasıl olan eza ise, onu Kudret’in koruyucu gücüne mecbur edeceği için elbette bir büyük nimet ve devlettir. Bu sebepten dolayı İbrahim-i Teymî hazretleri birisine; “İnsanlar benim hakkımda ne diyor ?” diye sorar, o da: “Riyakâr bir şeyh olduğunuzu söylüyorlar !” diye cevap vermesi üzerine; “Elhamdülillah, amellerim şimdi güzel ve salih oldu !” demiştir. Bişr-i Hafi hazretleri de; “insan kalbinin meth ve senâ ile neşeli ve ferah olması, isyanla katılaşmış olmasından daha fenadır !” buyurmuştur.

Yeter eziyet ettin ey iyiliklerimi sayıp döken Bu benim dış yüzüm, içimi bilmiyorsun ki !