
Ey insan! Hak Teâla senin mahlukatı arasındaki kıymetini, dahası mükevvenâtının sedefleri içinde saklı bir cevher (öz) olduğunu bildirmek üzere mülk ve melekûtu arasında seni âlem laldı.
Nazmen Tercümesi
Alem-i gayb ve şehâdet arasında kıldı
Seni ey ekmel-i eşyâ mutavassıt-ı âlem
Fazlını cevher-i kevn olduğunu bu yüzden
Sana bildirmek için Hazret-i Rabb-i Erhâm
İzah
Muhakkik arifler nezdinde mevcudât, cevher ve arazlardan ibaret olup, bunlardan her çeşidi ayrıca bir âlem olması yönüyle İlâhi âlemlere bir son yoksa da imkân âlemi iki kısımdır. Birinci kısım: Gayb ve melekût âlemi, yani hislerin ötesinde olan mana âlemidir, ikinci kısım: Mülk ve şehâdet âlemi, yani hislerle algılanabilen sûret âlemidir. Sûfîler arasında meşhur olan avâlim-i hamse (beş âlem), yine bu iki âleme dahildir. Söz konusu âlemler ceberut, lâhût, melekût, misâl-i mutlâk, mülk ve şehâdet namlarıyla tayin edilmiş olup bunlardan mülk ve şehâdet âleminden gayrisi, gayb ve melekût âlemine girmesi bakımından yine âlemler iki kısma ayrılmış olur.
Mutavassıt: Ortada vasıtalık eden. Arada ıslah edici olan. Orta derecede. Orta halli. Sebep. Ceberut âlemi: Zât-ı ecell-i âlâya mahsus ve münhasır bir âlem-i kibriyâdır. İlmî sırlar ve ezelî işler bu âlemin külli eserleridir. Buna mudâk gayb âlemi ve hüviyyet âlemi de denilir.
Lâhût âlemi: Ceberut âlemi ile melekût âlemi arasında vaki, ve bilcümle mukaddes ruhları ve mücerred nefisleri içine alır.
Melekût âlemi: Lâhût âlemi ile mülk ve şehâdet âleminin arasında mutavassıt olup, ruhâni hakikatlerin sûretleri ve cismâni sûretlerin hakikaderi bu âleme yansımış ve tecellî etmiştir.
Mutlâk misâl âlemi: Melekût âlemi ile mülk ve şehâdet âleminin karşılığıdır. Ve bu iki âlemde her ne ki mevcut ise onların şekilleri aynalarda nakşedilmiş ve yansıulmış olan hayâli timsaller gibi, misâl âleminde sabit kılınmış ve mühürlenmiştir. Öyleyse; rüyada meşhur olan inkişaf (sırların açılması) halleri misâl âleminden sûret gösteren yansıma olduğu için uyku âlemine mutasavvıflar kayıdı misâl âlemi dediler.
Mülk ve şehâdet âlemi ise: Dünya ve içindekilerden ibaret olup, buna hissi âlem, cismâni âlem, kevn ve fesâd âlemi de denilir.
Bu âlemler her ne kadar zikredilen itibarlar ile yakın bakımından birbirinden ayrılmış ise de mülk ve şehâdet âlemi misâl âlemi ile misâl âlemi melekût âlemi ile, melekût âlemi lâhût âlemi ile, ve lâhût âlemi ceberût âlemi ile muhit ve muhât (kuşaulmış ve kuşatmış) olmakla cümlesi vahid vücud derecesindedir. Bunun gibi, Cenâb-ı Hakk’ın bâtınlar ve zâhirler ile vasıflanması gayb ve şühûd manasını gerektirdiğinden dâhi takdirlerin mertebelerine göre tayin edilen sûretleri başkalaşmış yani; kimisi terkibi maddelerden pâk, sade gaybî sûretlerde ve kimisi terkib kisvesine girerek şühûdî sûretlerde cilve gösterdiğinden vahdet cihanını kesret nakışları kaplamış ise de, hakikatte cümlesi ehdiyet nurlarının mezâhiri (göründüğü yerler) ve aynalan olduğundan yine yüksek makam, ve eşyâ sûretlerinden can gözüne görünen ve aşikâr olan ancak Kerîm Yezdan'ın yüzü olduğu beyandan azade bulunmuştur. Cisim ve canı, neds ve rûhu kuşatan ve bu cihetle emir ve halk âlemini içeren olmak sebebiyle sûret ve hakikati, gayb ve şehâdeti, mülk ve melekûtu, cevher ve manayı kendisinde toplamış bulunan insan âlemin aynı olan insan ise, ne sırf mülk ve şehâdet âleminden, ne de yalnız gayb ve melekût âleminden olup belki şu iki âlem arasında hissen ve manen mutavassıt olmakla cismâni ve ruhani, semâvi ve arzı, bir küçük hususiyetler âlemi, belki büyük âlemlerin nüshası olmuştur.
İnsanın hissen âlemlerin mutavassıü (merkezi) olmasının sebebi; yer, gök, toprak ve denizde bulunan tüm varlıkların insana hizmet için yaratılmış olmasıdır. Zira; bir hadîs-i kudsîde: “Ey ademoğlu ! Bütün eşyâyı Ben senin için, ve seni de kendim için yaratnm. Öyleyse, seni mahsusu olduğun Hak Teâla’dan sana mahsus olan eşyâ meşgul kılmasın !” buyurmuştur.
İnsanın manen mutavassıt âlem olmasının delili; ademoğlu nev inin en güzel biçimde (ahsen-i takvimde) yaratılması, ve bütün mevcudâtın sır ve hakikaderini — ulvî ve süfli, latif ve kesif — kapsamış bulunmasıdır. Mesela insan; meleklerin sıfatlarından akıl ve marifet, itaat ve ibadeti, ve şeytâni sıfatlardan ayartma ve inatçılık, zulüm ve mâsiyeti ve hayvâni sıfatlardan öfkede arslan, şehvette hınzır, hırsta köpek, hile ve aldatmada kurt gibi olma vasıflarım kendisinde toplar.
Bütün varlıklar bizzat ve vasıtayla kendisine hizmetkâr kılınmak sûretiyle insanın ikrama mazhar olması, bu varlıklardan bir şeyi Cenâb-ı Hakka karşı tercih etmek sebebiyle ibadetten geri kalmaması için olduğunu Vâsıtî hazretleri “Andolsun ki, biz ademoğlunu mükerrem kıldık!” (İsrâ, 70.) âyet-i celilesinin tefsirinde beyan eylemiştir.
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-ü dîde-i ekvân olan âdemsin sen
