
Ey kâinatın özü, esası, aslı olan insan! Seni bu âlem ancak cismâniyetin yönünden kuşatmıştır. Ruhâniyetinin sübûtu itibariyle seni asla ihata etmiş değildir.
Nazmen Tercümesi
Muhât-ı âlem-i kevn olduğun cismiyetindendir
Sübût-u ruhuna nisbet sana olmaz cihan vâsi
İzah
İç yüzünden Hakk’a, dış yüzünden halka ilişkin olan, dahası mülk ve melekût âlemini kapsayıp sırlarına vâkıf bulunan insan-ı kâmilin, bu âlemce ihata edilmiş olması cisim ve cismâniyeti yönündendir. Çünkü insan bu itibarla ondan bir parça ve onda mahsur, ve beşeri ihtiyaçları da ona bağlı kılındığından bu kevn ve fesâd âlemince kuşatılmıştır. Fakat insan nev inin; halkla (yaratılmışlarla) alâkası bulunmayan ve emir âleminden olan sultânı rûha cilvegâh olması itibariyle kâinat tarafından ihâta edilemeyeceği de kuşkusuzdur. Zira emir âleminden olan rûhun halk ve kevn âlemi ile münasebet ve benzerliği olmayıp, değişmez hususiyeti daima kâinaün yaratıcısına taalluktan (ilintili olmaktan) ibaret olduğu halde onun bu varlık âlemine tenezzül etmesi yüksekten uçan bir doğanın av arzusuyla ibtilâ ağına yakalanması gibi teessüf edilecek bir iştir. Şu halde insana lazım olan hal; beşeriyet icabı tabii zulmet ve maddi kesâfette mahpus ve mevcudat zinciriyle bağlı olan ruhunu zikir, riyâzet, fikir ve mücâhede ile kemâle erdirip pâk ve temiz etmek ve beşerî pisliklerden arındırıp saflaşürarak ezelî taalluku (ilintisi) yönüyle aslî vatanı bulunan hakikat âlemine ulaştırmak, ve cismâni işlerini Allah’a havale edip onun hayvâni kuvvetini artıracak yiyecek ve içeceklere lüzumundan fazla mesai sarf etmeyi bırakmakür. İşte bu hikmete binaen “İnsan; yaşamak için yiyip içmeli, yiyip içmek için yaşamamalı!” dediler. Ebu Abdullah-ı Cellâb hazretleri: “Her kimin himmeti yüksek olursa Cenâb-ı Hakk’a vusulü aşikâr ve her kimin himmeti varlıklardan bir şeye takılıp kakrsa Hak Teâla kendisine ortak koşulmaktan âlî olduğu için o kimse tecellî eserlerinden mahrum olur!” dedi.
Amellerin en efdali kendisinden sorulan Ahmed b. Hadraveyh hazretleri de: “Kalbi masivâya (Allah’tan gayrıya) meyil ve teveccühten korumak en faziletli ibadettir!” dedi.
