Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

253. Hikmet: Dört Fırka

Bir fırka vardır ki; nurları zikirlerini geçer. Bir fırka daha vardır ki; zikirleri nurlarını geçer. Diğer bir firkanın da nurları ve zikirleri denk olur. Ve bir fırkanın da; bundan Allah korusun; ne nurları, ne de …

Hikem-i Ataiyye 253. hikmet Arapça metni

Bir fırka vardır ki; nurları zikirlerini geçer. Bir fırka daha vardır ki; zikirleri nurlarını geçer. Diğer bir firkanın da nurları ve zikirleri denk olur. Ve bir fırkanın da; bundan Allah korusun; ne nurları, ne de zikirleri bulunur.

Nazmen Tercümesi

Eder envârı sebk ezkârını bir fırka âşıkın

Eder ezkârını bir fırkanın da sebk envârı

Diğer bir fırkanın envâr ve ezkârı müsâvidir

Maazallah bir kavrnin de yok envârı ve ezkârı

İzah

Nurları zikirlerini geçen sûfî tâife; önceki hikmette anlatılan meczûblar zümresidir. Bu tâife daha başlangıçta rabbâni nurlar ile Allah tarafından madûb (talep edilmiş), ve sübhâni cezbe ile de mest ve meczûb (cezbedilmiş) olduklarından, bunların evrâd ve ezkârı külfet ve çalışmadan âzâde olup huzûr zevki ile bezenmiştir. Cenâbı Hakîm-i Mutlak’ın “Allah dilediğini kendine seçer!” (Şura, 13.) sözü bu mukaddes zümrenin kıskandırıcı vuslat keyfiyetini ve yakınlık mertebesini ifade eder.

Zikirleri nurlarının önüne geçen fırka-i nâciye de amellerde zahmet ve meşakkat, zikirlerde çakşma ve riyâzede vahdet saray-ı harîmine vâsıl olan sâlikler zümresidir. Mücâhede ve riyâzeti kendine selâmet rehberi eden bu fırkayı Cenâb-ı Mevlâ “Bizim uğrumuzda cihâd edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz!” (Ankebût, 69.) âyet-i kerimesiyle meth ve senâ buyurmuştur. Ebu Abbas-ı Mürsî hazretlerinin “İnsanlar iki kısımdır. Biri tâata keramet ile, diğeri tâat ile keramete vâsıl olur!” buyurması bu hikmeti teyit eden sözlerdendir.

Zikir ile nurları aynı derecede olan irfan ehli ise, seyr ü sülûku ve Hakk’ın cezbesini kendisinde birleştirmiş olup marifet meydanında büyük başarı sahibidir.

Zikir ve nurlardan yoksun olan hevâ ehline gelince; bunlar hayvaniyet ahırında, tabiat merasında insâni ve ruhâni ihtiyaçlardan mahrum, arzularının esiri meşûm (uğursuz) bir fırka olmakla, bunlarla hemhâl olmaktan Allah’a iltica etmek lâzım olduğu için muhterem müellif “Bundan Allah’a sığınırız!” cümlesiyle bu hikmeti tamamlamışur.

Zikr-i Hak’tan nûr-u irfandan nasibi olmayan Ibretefzâ şekl-i insanda bir mahlûktur