
Zahirî zikir; ancak Cenâb-ı Hakkı bâtınen müşahede ve tefekkürden dolayı hâsd oldu.
Nazmen Tercümesi
Bir sebepten zikr-i zahir olmadı hâsıl heman
Etti neşet bâtınen Hakk’ı şühûd ve fikirden
İzah
Bu hikmet; “Zahir bâtının ünvânıdır!” sözünü ispat için beyan edilmiş bir hakikat delilidir. Yani kalbi fikirlerin semereleri olan zahirî amel ve lisanı zikirler, daima kalbin hususi hallerine tâbi olarak zuhur ettiğinden dolayı zâhir bâtının önsözü hükmündedir. Nitekim kalp; vücud ikliminin padişahıdır, uzuvlar ve lisan ise onun itaatkâr tebaasıdır. Binaenaleyh Kalp, hakiki müşâhede ve safâlı fikir ile kendi kendini donatmadıkça uzuvlar ve lisan; ibadet ve zikr-i Yezdan ile tecellî lezzetini bulamaz. Bu hikmete binaen “Lisan kalbin tercümanıdır!” dediler. Şu halde; sâlik ve meczûbdan her biri evvelemirde bâtınen Yczdân' ı müşâhede ve Hakk’ı tefekkür ile safvet ve irfan neşvesine ulaşmadıkça, zâhiren zikir ve ibadetle uzuv ve lisanını donatamayacağı aşikârdır. Şu kadar ki; meczûb bu hali daima idrak ederse de merd-i sâlik, beşerî hamlığın araya girmesiyle bazı kere idrak edemez.
Nüfûz eylerse kalbe nûr-u îman Cevârih de olur tâat-nümâyân
