
(Hikmet-i mektûbiyye)
Bir de; hakikaten her kim kendisini Cenâb-ı Hakkın kulluk vazifesini ifa noktasından talep etmekte bulunduğuna tereddütsüz inanırsa, o da Cenâb-ı Hakkı talepte elbette sadık olur. Ve hangi alol sahibi cümle işlerin ilahi kudret elinde bulunduğunu yakinen bilirse, Hak Teâla’ya tam tevekkül ve itimat eder. Şüphe yoktur ki, şu varlık binasının elbette direkleri harap, altınları talan olacaktır.
Nazmen Tercümesi
Ederse şüphesiz her kim ki ikan
Eder kendin talep Hallak-ı ekvân
Olur bî-iştibâh ol merd-i âşık
Talepte Hazret-i Mevlâ’yı sâdık
Bilirse hangi merd deşt-i irfan
Yed-i Kudrettedir bilcümle ekvân
Eder Hakk’a tevekkül her işinde
O’na dil bağlayıp her gûşişinde
Zaruridir bu mebnâ-yı ten-i hub
Olur virân dahi enfâs-ı meslûb
İzah
Cenâb-ı Hakk’ın insandan kulluğun ifasıyla hak talebinde bulunması; onu akıl, ilim ve irfan ile varlıkların en seçkini etmesinden ve bu ilahi talebin semeresi olan kemâl ve yüceliğin de doğrudan doğruya yine O’na ait bulunmasından kaynaklanır. Onun için bu hakikati kesin olarak bilen her insanın artık Cenâb-ı Yezdan'a sadakatle yönelmesi ve salih amelleri talepte nefsâni hazlarını terke gayredi olması şeriat hükmünün icabıdır. Bütün işlerde tevekkül ise; zaten mevcudâtın tamamının tasarrufu, hatta kulluğun bile yerine getirilişi sübhâni iradenin elinde olduğundan hakikat hükmünün gereğidir. Nitekim bu hakikati idrak eden irfan ehlinin, sebepler ve müsebbepler silsilesini aşıp esmâ perdesi ve sıfatlar âyinesinde tasarrufa hakim olan zatî kudrete ulaşarak tam tevekkül ve teslimiyetle gönülden Hakk’a bağlanacağında kuşku yoktur. Hakiki iman ise şeriat ve hakikat hükmünü bir araya getirmekle hasıl olabilir.
