
(Hikmet-i mektubiye)
Ve ey sâlik! Şöyle niyazda bulun; ya Rabbi! Beni kudsî huzuruna sadıkane al, ve ondan sadıkane ihraç et! Ta ki; itibar nazarım, beni huzuruna dahil ettiğinde Senin havi ve kuvvetine yönelmiş olsun, ve beni huzurundan halkın irşadına memur olarak ihraç ettiğinde de teslimiyet ve boyun eğişim Zât-ı ehadiyyetine münhasır bulunsun! Ve benim için manevî katından öyle bir yardımcı kuvvet halket ki, bana ve benimle ihvanıma destek olup aleyhime hiç kimseye yardım etmesin! Ve nefsimin acziyetini görmeyi sağlam asmın yanı sıra beni his ve idrak dairemden fâni eylesin!
Nazmen Tercümesi
Mürîdâ arz-ı hacet ile şöyle
Deyip ya Rabbi ol sonra söyle
Huzura sadıkane koy beni Sen
Dahi et sıdkla ihraç ondan
Ki havlin ta ki olsun nazragâhım
Beni ettikte Sen idhâl Allah’ım
Ola ta inkıyadım da Sana hem
Beni kim halka ihrâc ettiğin dem
Benim için kıl İlâhi avn-i kahir
Bana olsun dahi ihvâna nâsır
Aleyhimde benim a’dâya asla
Kerem kıl etmesin nusret Hudâyâ
Nasîr olsun şühûd-u nefsime tâ
Beni hissimden etsin hem de ifnâ
İzah
İrfan sığınağı müellif; bu çok ince manalı hikmetle sâlikin Hakk’a vâsıl olduğu durumda fenâ makamındaki cem-ül cem âleminin sefâsını ve Hakk ile bâki olduğunda insanları irşada memur olarak fark ve halk âlemine inmesiyle baka makamındaki meydana çıkma sureti ve iptilâ keyfiyetini tafsilâdı açıkladıktan sonra, muhatabına Cenâb-ı Hakk’a ne yolda duâ ve münâcat edilmek hal ve kulluğa uygun olacağını izah edip, o rabbi Yezdan’ın Peygamberine (a.s.) “De ki; Beni dahil edeceğin yere sadıkane dahil et; çıkaracağın yerden de sadıkane çıkar Rabbim! Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver!” (İsrâ, 80.) âyet-i kerimesiyle emir ve ferman buyurduğu duâyı öğreterek sözü edilen hikmeti sonlandırıyor. Burada dahil etmekten maksat; sâlikin masivâullâhı (Allah’tan gayriyi) görmekten fâni olup kudsî huzura girmesi, ve ihraçtan murat da; Cenâb-ı Hak ile bâki olmuşken insanların irşadına memur olarak ayıklık ve fark sahasına çıkmasıdır. Binaenaleyh; huzura dahil oluş, yükselme ve terakki seferi; ondan ihraç, nüzûl ve aşağı inme seferidir. Bu seferlerde sıdkıyyet de sâlikin fenâfillâh ve bakabillâh makamı ile tahakkukundan ibarettir. Şu iki mahreç ve medhalin (çıkış ve dahil oluşun) Cenâb-ı Hak’tan talep ve duâ olunmasındaki yüce hikmete gelince; o da sâlik mürid için seyr ve sülûkun sonu olan fenâ makamı ve baka mertebesine ulaşma, rabbâni inâyet olmadıkça öyle varlığı mevhum olan beşerî irade-i cüziyye ile elde edilir hallerden olmamasıdır. Nitekim bu iki kudsi makama erişmek, ancak o hususta kendisine yükselme ve terakki engeli olacak nefsi görme ve masivâ alâkalarından soyunmakla terakki yolunda İlâhi havi ve kuvveti müşâhede ederek İzafî nisbet ve bağları koparmak; ve halka karışma ve beşeriyet dairesine irtibat için ayıklık âlemine dönüş yolu demek olan iniş yolunda da Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak’a ihtiyar ve itaat dizginlerini teslim ederek beşerî istekler ve tabii hazlardan tamamıyla fikir ve ameli tecrîd eylemek suretiyle hasıl olabilir. Binaenaleyh Hak yolundaki sâlikin vasıta ve sebeplerden münezzeh olan zatî ehadiyyetin yardımını talep ve duâ etmekle emrolunması da bu hikmete mebnidir. Zira rabbâni imdat olmasa yolun başındaki sâlikler; nefis engellerini aşmaya, arzu ve his etkilerini silmeye kadir olamayacağı gibi, nihayete ulaşanlar da irşad ve imamet makamını ve terbiye ve hidâyet mertebesini kazanmaya muktedir olamaz.
Ya Rabbi lisanını hern-i zikrin olsun Kalbim ola sun-u ezelinden âgâh
Her işte penâh ve istinadım sensin Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh
