
(Hikmet-i cevâbiyye)
Biz Resûlüllâh’ın göz aydınlığının -mabudunu müşahedesi sebebiyleancak namazda olduğunu kabul ettik. Çünkü “Göz aydınlığım namazdadır!” deyip namazladır dememekle ona işaret eylemiştir. Bu da Peygamber aleyhisselâmın Hak’tan gayrıyla hiçbir vakitte gözü aydın olmadığından dolayıdır. Nasıl olabilsin ki, bizzat kendisi bu yüce makama delâlet ederek başkasına da “Cenâb-ı Hakka O’nu görür gibi ibadet et!” sözleriyle bu makamı emir buyurmuştur. Nitekim Peygamberin (a.s.) Cenâb-ı Kibriyâ’yı görüp de O’nunla beraber masivâyı görmesi muhaldir.
Nazmen Tercümesi
Biz dedik ki kurret-ül ayn-i Resul
Buldu rü’yetle namazda husul
Çün işaret kendisi etti buna
Fissalâti kavli ile Mustafa
Bissalâti demedi çün ol beşîr
Kim gözü olmaz sivâ ile karîr
Hiç olur mu gayr ile mesrur ve şâd
Ol karîrü’l-ayn vasl-ı Rabb-i hâd
Kendi oldu bu makama çün delil
Gayra verdi hem dahi emr-i celîl
Kim ibadet et buyurdu ol Nebi
Hazreti Hakkı şühûd eyler gibi
Hakkı eylerken şühûd ol pürkemâl
Masivâyı eylemek rü’yet muhâl
İzah
Peygamberimizin (a.s.) göz aydınlığına sebep, yalnız namaz olmayıp belki H Hakkın müşahedesi olduğunu zikredilen hadiste “namaz ile!” değil de “namazda!” buyurması kesin olarak ispat ediyor.
Namaz, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına ihsan ettiği sübhâni hediyelerin en büyüğüdür. Allah Teâla ile halvette bulunm ak ve masivadan kesilip Hak’la yakınlık kurarak O’na muhatap olmak ancak namaz âlemine mahsustur. M abûd ile kullar arasında vaki perde ve hicaplar ancak namazda kalkar ve hakikatlerin sırları tecellî eder ve nurların aydınlıkları görünür. Akrabalar arasında gerçekleşen sıla-i rahim, Cenâb-ı Hakk’a nispetle namazdır. Nitekim bir hadiste “Namaz nurdur!” ve diğer hadîs-i şerifte de “Cenâb-ı Mevlâ m üm in kul namazda olduğu müddetçe ona nuruyla tecellî eder. Ve sizden biriniz Cenâb-ı Vâcib ül Vücûd’a yönelmeyi sürdürdüğü müddetçe O’da İlâhi vechini ona elbette yöneltir!” buyurdular. Ve yine bir hadîs-i şerifte “Namaz dinin direğidir, her kim namazı yıkarsa dinini yıktı!” buyurdular. M uham m ed b. Ali Tirmizî buyuruyor ki:
“Namaz Allah Teâla’nın Müslümanlara farz eylediği ilk şeydir. Namaz kılan kimselerin kulluğa yakışır surette namazda teslim, hudû, huşû ve rağbede ehadiyyet divanına yönelmeleri için Cenâb-ı Rabbul-âlemin de tam bir merhamet, tenezzül, şefkat ve keremle onlara teveccüh eder. Binaenaleyh namaz kılanların iftitah tekbiri teslim, kıyam da duruşu itaat, senâ tilâveti hürmet, rükûu boyun eğme, secdesi tevazu, oturuşu rağbet, şehâdeti yakarış olup her kim bu suretle namazı eda ederse Hak Teâla hazretleri de onu teceliyâta mazhar eyler.”
Namazın şu esrarına nazaran kulların göz aydınlığı namazda ve namaz ile olmak teşbihten azade olursa da insanların hallerinin huşû ve müşahede yönünden namazın edasındaki ihtilâfları, ve tevhîd nûru ve tecrîd feyzine ait farkları namazda elde edilecek zevk ve huzurun da farklılığını gerektirdiğinden müşâhede ve marifet konusunda kâinatın en kâmili olan Peygamber Efendimiz’in (a.s.) namazda vaki göz aydınlığına artık âlemde hiçbir namaz kılanın göz aydınlığı müsâvi (denk) olamamışür.
Namazdır bâb-ı dergâh-ı tecellî Girer ondan huzura her musallî
