
Çeşm-i insaf: Merhamet ve adalet gözü. Cenâb-ı Hak perdelenmiş değildir. O’nu görmekten perdeli olan sensin. Çünkü eğer bir şey O’nu perdeleseydi, aynı zamanda saklamış olurdu. Ve şayet O’nu bir saklayan olsaydı, O’nun varlığım kuşatmış olacaktı. Her kuşatan da, kuşattığı şey için kahhârdır (gâlip ve karşı konulmazdır). Halbuki kulları üzerinde kahhâr olan O’dur.
Nazmen Tercümesi
Değil mahcûb-u eşyâ hazreti Hak
O’na mahcûb nazardan sensin ancak
Eğer olsaydı Hak mahcûb-u eşya
Hicâbı setr ederdi O’nu zira
Onun için varsa mefrûz olsa sâtir
Olur sâtir vücûd-u Hakk’ı hâsir
Olur kâhir olan bir şeyi hâsir
Hudâ’dır halbuki âlemde kâhir
İzah
Vâcib-ül Vücûd olduğu için, Hak Teâla hazretlerine bir şeyin hicâb (perde) olması imkânsızdır. Kul ise, varlığı olmadığından dolayı hicâb onun için kaçınılmazdır. Nitekim, yokluk ile varlık arasında bir nispet aranmaz. Cenâb-ı Hak dilediği kimseden, dilediği surette ve dilediği zaman yokluk perdesini kaldırarak o bahtiyarın Hakk’ı gören gözünü müşâhede nûruyla nurlandırır da kendisinin perdelenme sıfatından pâk ve uzak olduğunu bildirir. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûrâ, 11)
