

Amellerde güzellik, hâllerde güzelliğin neticesidir. Hâllerin güzelliği de, kalplere nazil olan makamlarla erişilen “temekkün”ün semeresidir.
Nazmen Tercümesi
Menşei hüsn-ü ameldir hüsn-ü hâlin
Hüsn-ü hâl de oldu âsâr-ı kemâlin
İzah
Güzel ameller; kendine mahsus şartları ve meşru edepleri yönüyle, kabule mani olan riyâdan ve masivâ bağlarından kurtulmuş olarak yapılan ibadetlerdir. Güzel hâller ise; dünya adına bir haz ya da âhiret için bir sevap beklemeksizin yalnızca kulluğun gereği olarak ifa edilen ibadette kalbin ulaşüğı ihlâs, zühd ve takvâ gibi hallerdir. Kalbe nâzil olan makamlarda temekkünün manası da İlâhi maneviyat tarafından peyderpey gelen ilimleri ve marifetullâhı kalbin ihata edip kavraması ve ihlâsa mani olan bütün halleri terk, tecrîdde vakar ve temkin sahibi olmasıdır. İşte bu üç hâl özet olarak sâliklerin menzilleri ve âriflerin mertebeleridir. Dolayısıyla sözü edilen makamlardan her mertebede bu üç meziyet ve kemâl; yani ilim, amel ve hâl bulunması gereklidir. Çünkü ilim; hâli, hâl de ameli doğuracağından bunlardan biri noksan olsa terakki silsilesi kesilmiş olur. Nasıl ki ağaç mevcut olmayan yerde dallar, dal bulunmayan ağaçta da meyve olmazsa; kalp zeminine irfan ağacım dikmeyen müridde hâl dalı ve dal ile tahakkuk etmeyen kimsede semereli amel olamaz.
Ameller meyve, ahvâl oldu ağsân Topu eşcâr-ı irfandan nümâyân
Terakki: İlerleme. Yükselme. Artma, çoğalma. Ameller meyve, hâller oldu dallar / Hepsi irfan ağacından aşikâr olan.
