Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

52. Hikmet: Günah, Ümitsizliğe Sevketmemeli

Allah’a hüsn-ü zandan alıkoyacak kadar günahım büyük görme! Çünkü Rabbini bilen bir mümin işlemiş olduğu günahı O’nun keremi yanında küçük addeder. Nazmen Tercümesi Hüsn-ü zandan hazreti Hakk’a seni men etmesin Cürüm ve …

Hikem-i Ataiyye 52. hikmet Arapça metni

Allah’a hüsn-ü zandan alıkoyacak kadar günahım büyük görme! Çünkü Rabbini bilen bir mümin işlemiş olduğu günahı O’nun keremi yanında küçük addeder.

Nazmen Tercümesi

Hüsn-ü zandan hazreti Hakk’a seni men etmesin

Cürüm ve isyanın ne rütbe olsa da zenb-i kebîr

Marifetle kalbini tezyin eden ehl-i kemâl

Zenbini afv-ı Hudâ’ya karşı addeyler sagîr

İzah

Günah işleyen mücrimin yanında günahın büyüklüğü iki cihededir. Biri tövbe ve pişmanlık gerektirmesi, diğeri umutsuzluğa sevk etmesi. Birinci cihet; tövbeye devamı gerektireceğinden övgüye layık görülmüştür ve imanın belirtilerindendir. Hatta İbn Mesud hazretleri: “Bir mümin günahını üzerine yıkılıp da altında kalacak kadar korkunç bir dağ gibi görür. Münafık ise onu elbisesine konmuş, her an uçmaya hazır halde hareket eden bir sinek gibi tasavvur eder!” buyurdu. Nitekim: “İbadet küçük bulundukça büyük, günah büyük görüldükçe küçük olur!” denildi.

İkinci cihet; ilâhi rahmetten yoksunluk ve imanı terk olduğundan kınanmışnr ve belki günahın kendisinden daha ağırdır. Bu ikinci ciheti doğuran keyfiyet Allah’ın keremini bilmemek, ilâhi rahmet deryasını daraltmak —ki bütün insanların günahları o deryanın manevi genişliğine nispette bir katre bile olamaz- ve Allah’ın azametini sınırlı akıl ile mukayese edip insânî hâllere uydurmak gibi ahmakçasına cüret ve şeytanvâri cesarettir.

“Siz günah işlemeseniz, yine istiğfar edecek ve bağışlanacak bir günahkâr kavmi Cenâb-ı Hak sizin yerinize getirirdi!” buyuran Peygamber Efendimiz (a.s.) bir başka hadis-i şerifinde: “Benim şefâatim ümmetimin büyük günah işleyenlerine mahsustur!” demişlerdir. Bir gün şeyh Ebu’l Hasan-ı Şâzeli hazretlerine bir adamın gelip civarında bazı eğlence ve yasak işler vukua geldiğini garipser bir edayla anlatması üzerine, kâmil ve vicdanı aydınlık Şeyh bu söze şaşırarak: “Acaba sen Cenâb-ı Rabbin memleketi olan bu imtihan âleminde isyan vukua gelmesin mi istiyorsun? Halbuki ilâhi memlekette isyanın bulunmamasını arzulamak, sübhâni mağfiretin ve Muhammedi şefâatin zuhûr etmemesini istemek demek olacağından hikmetin geniş manasına ters düşer. Zira pek çok günahkâr vardır ki, kötülükleri nihayetsiz olduğu halde affedilirler!” diye cevap vererek onu doğru yola irşad buyurmuşlardır.

Hikmetin neticesi; günahı teşvik değil, rahmet deryasının çerçevesini genişletmektir. Çünkü günahı haddinden fazla büyütmek Allah’ın mağfiretinden ümit kesmeyi gerektirir ki, bu küfürdür. İmanın gereği ise korku ile ümit arasında Cenâb-ı Hakk’a yönelerek affını istemektir. Zira insanın kendini kusursuz görmesi de amelleri ifsâd eden “ucbu” (ameline güvenmeyi) doğuracağından caiz değildir. “Bir mümin için günah, günahsızlığı tertiplediği ucubdan hayırlı olmasaydı, Cenâb-ı Ehad bir mümin ile günahı arasını ilelebet hali ve müsaadeli bırakmazdı!” mealindeki hadis-i şerif de bu manaya delâlet eder. Buradaki ikaz, kul ile Rabbi arasındaki en kalın perde olan ucba, günahkârlık ve acziyeti kabulden başka mani olmadığına işarettir. Zira ucub, insanı Cenâb-ı Rahmandan isyan vadisine; günahkâr olduğunu düşünmek ise, isyan vadisinden Rahman ın affına götürür. Ucub; nefsâniyete meyil sebebi, günahlar; Mevlâ’ya yönelme vesilesidir. Ucub; istiğna ve kibre, günahlar; acziyetini bilmeye ve tevazuya davet eder. Kulluğa yakışan davranış ise, Rabbine ihtiyaç ve yoksulluğunu arz etmektir. İman ehline düşen de, Hakk’a teveccühü ve vuslatı doğuran hâllerde istikrardır.

Sen hemen eyle hulûs ile rücu Afv-ı Bâri bulur elbette vuku 51