Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

79. Hikmet: Üzüntü Aldanmışlığı

ibadete koyulmaksızm, sadece yokluğundan üzüntü duymak mağrurluk alâmederindendir. Nazmen Tercümesi ibadetle kıyanı etmez iken fıkdânına hüznün Esası olmayan bir şeye mağrur olduğundandır İzah Parlayan tecellî güneşi …

Hikem-i Ataiyye 79. hikmet Arapça metni

ibadete koyulmaksızm, sadece yokluğundan üzüntü duymak mağrurluk alâmederindendir.

Nazmen Tercümesi

ibadetle kıyanı etmez iken fıkdânına hüznün

Esası olmayan bir şeye mağrur olduğundandır

İzah

Parlayan tecellî güneşi ile daim kalbimi/Aşkının cevherine memba eyle ilâhi.

ibadet ve tâatin olmayışı, cidden bir müridi hüzün ve kedere duçar etmiş olsa, bir daha o mürid söz konusu ibadet ve tâati yapmamazlık edemezdi. İbadete başlamaksızın yalnızca yokluğuna üzülmek, hakikati olmayan bir şeye itimattan kaynaklanır ve böyle bir hüzün yalancı bir hüzündür.

“Çok insanlar vardır ki gönülleri katı olduğu halde gözleri ağlar. Bu hal ise saadeti getiren kalp uyanıklığını alıp, gurura yol açan ağlamayı vermek suretiyle Cenâb-ı Hakk’ın gizli bir mekridir (oyunudur)” denildi. Kadın velilerden Rabia-ı Adeviyye hazretleri de, “Ah başıma gelen hüzün!” diyen bir adamı işitince onu irşad için “Böyle söyleyeceğine, Ah hüznüm ne kadar az desen, yani hakiki hüznün azlığından yakınsan daha hayırlı olurdu. Zira ciddi ve hakiki mahzun olmuş olsaydın nefes almakta bile zorlanırdın!” buyurdu.

Sâdık hüzün, ibadet ve salih amellere gayret ederek dünyevî halleri terk etmekten doğar. O nun için bu hakiki hüzün, tecelliyât merdivenlerinde sâliklerin başkaca bir makamıdır. Şeyh Ebu Ali Dekkâk işte bu hüznü kastederek: “Hüzün sahibi olan bir mürid, hüznü olmayan sâlikin senelerce katedeceği Hakk’a vuslat yolunu bir ayda kateder!” dedi. Binaenaleyh rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Cenâb-ı Hakk’ın sevgilisi Peygamber Efendimiz “Allah Teâla her mahzun kalbi sever!” buyurdu. Kendileri de (s.a.v.) zaten daima hüzünlü ve düşünceli idiler. Kutsal kitap Tevrat’ta da şu ilâhi beyan vâki oldu: “Mevlâ bir kulunu sevdiği vakitte kalbini elemlerle yaralı ederek mahzun kılar. Ve aksine onu sevmediği zamanda gönlünü zevk ve sevinç yeri yaparak menün eder.” Bazı büyükler de: “Bir gönül eğer ki hüzünden vareste olursa, onarılmamak üzere harap olmuştur. Ve her kim hüzün yemeğini tatmazsa ibadetinde bir lezzet olmaz!” dedi.