Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 5, 2026

90. Hikmet: Hakiki Tayy-ı Mekân ve Zaman

Gerçek “tayy ediş”; dünyaya ait zaman ve mekânın gözünden dürülüp âhiret âleminin sana senden yalan olduğunu yaşamaktır! Nazmen Tercümesi Tayy-ı hakiki ey tâlib-i Hakk Tayy-ı sicl-i dünyadır ancak Senden sana ta ki …

Hikem-i Ataiyye 90. hikmet Arapça metni

Gerçek “tayy ediş”; dünyaya ait zaman ve mekânın gözünden dürülüp âhiret âleminin sana senden yalan olduğunu yaşamaktır!

Nazmen Tercümesi

Tayy-ı hakiki ey tâlib-i Hakk

Tayy-ı sicl-i dünyadır ancak

Senden sana ta ki olsun akrab

Dâr’üs-sevâb Feyyâz-ı Mutlak

İzah

Tayy, bir mesafeyi çabuk katetmek ve dürmek manasınadır. Binaenaleyh sâdık bir mürid, daimî riyâzet ve mücâhedelerde bulunarak nefsindeki kesâfet kalküğı ve yakınlık makamına ulaşüğı vakit; zaman ve mekânda tayy ve bast’a ulaşır. Bu durumda bir yıllık mesafeyi bir gün veya bir anda katedebilir. İşte buna; nassen sabit olduğu üzere Peygamber Efendimiz’in (a.s.) Miraç gecesinde bir anda Kudüs-ü Şerif’e varması ve Hz. Süleyman’a “Kitâbın bilgisine sahip olan biri: ‘Gözünü açıp kapamadan ben onu (Belkıs’ın tahtını) sana getiririm.”91 dediği âyet-i kerime delâlet eder.

Tayy-ı zaman da; ayları, yılları kısa bir âna veya daha fazla bir müddet hâline çevirmektir. Nitekim Miraç gecesinin pek az bir kısmında Peygamber Efendimiz’in (a.s.) yüce âlemleri, büyük olayları ve cennet derecelerini görüp cehennemi müşâhede ederek geri döndükleri sahih hadislerle sabittir. Bast-ı zaman; tayy-ı zamanın aksidir. Yani bir anın bir sene olması gibidir. Mesela bir saatte katedilecek bir mesafenin yıllarca gidildiği halde geçilemez bir surette uzamasıdır. İsrailoğullarmın Tîh Çölü’nü aşmak için kırk sene dolaşmaları buna yüce bir misaldir. Ve bu mevzuda “Allâh buyurdu ki, orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar.”92 âyet-i kerimesi de benzersiz bir delildir.

İşte şu tayy ve bast; peygamberler için mucize ve evliyâ için kerâmet olmakla beraber bu hikmette tayy etme konusu değişik bir açıdan ele alınmaktadır. Ayrıca riyâzet ve ibadetin neticesi olarak bir âbid ya da müridin tayy-ı mekân ve tay-ı zaman eylemesi ucb ve riyaya yakınlığı sebebiyle hüsrana yol açması ihtimalinden dolayı hakikat erbâbı nazarında hakiki “tayy” den sayılmamışür. Zira onlara göre hakiki tayy; dünyanın lezzet ve arzularıyla meşgul olmamak, gönül çelen zümresinden uzak durmak ve belki dünyayı içindekilerle beraber kalbinden silip atmak suretiyle emellerini tayy edip (dürüp) âhiret âlemini her an ve saat mevcut, göz önünde, yakın ve methedilmeye lâyık görmektir.

Bu hakiki tayy, ancak müridin kalbinde yakın nurunun doğmasıyla meydana gelir. Dolayısıyla müridin hakikat gözünde bundan böyle dünya ve içindekiler dürülüp yok olmuş, öte dünya ve içindekiler hazır ve mevcuttur. Belki bu itibarla kendisi de kaybolmuş olarak ona eşyânın en yakım ancak âhiret neşesi olur. Şu müşâhedeler ile tahakkuk eden sâdık müridin ise artık fâniyi sevmesi ve bâki ile değiştirmesi tasavvur edilmez. Ve bilâkis dünyaya rağbetin yakın zayıflığından doğacağına da tereddüt olunmaz.

Nemi, 40. Mâide, 26.